Paris Komünü

Devrimci bir hareketten doğan Paris Komünü’nün 92 üyesinin içinde işçiler, askerler, akademisyenler ve yenilik taraftarı cumhuriyetçiler, sosyalist anlayışa sahip kişiler ve hatta 1879 Devrimi’ne özlem duyan Jakobenler yer alıyordu. 60 gün yürürlükte kalan Komün, yeni bir sisteme kapı araladı.

25 Ekim 2017 Çarşamba | PolitikART

Necmettin DEMİRALP



Komüne giden tarihsel süreç 

Fransa, 3. Napolyon tarafından başlatılan Prusya Savaşı, Fransız güçlerinin geri çekilmesi ve bozguna uğraması sonucu felaket ve yıkılma tehlikesiyle karşı karşıya geldi.

Kasım ayı başlarında Paris’in kuşatılmasıyla birlikte halk yiyecek sıkıntısı çekmeye, sosyal hoşnutsuzlukla çalkalanmaya başlamıştı bile. İşçi sınıfı ülkedeki bu olumsuz gidişatın ancak ve ancak sosyalist bir iktidarla çözüleceği düşüncesiyle harekete geçmişti. Esasen şehrin kendisini yöneteceği bir komün, sosyalist düşünceden ziyade daha çok birleştirici ve insanları uzlaştırıcı mantığı ile (la sociale) tanımlanmaktaydı. 1871 yılının Ocak’ında artık iyice gücünü kaybeden III. Cumhuriyet’in temsilcisi L. Adolphe Thiers barış ve antlaşma çağrısında bulundu. Barış antlaşmasından ziyade meşru bir işgal halini alan Paris’in teslimi, halkta büyük tepkiye yol açtı. Nasıl oldu da çekilen o kadar açlık ve sefaletten sonra Paris merasimle Prusya tarafından kuşatılıp işgal edilebilirdi!

Paris Komünü, Fransız güçlerinin Fransa-Prusya savaşında yenilgiye uğramasıyla ülkede ortaya çıkan iç karışıklık ve devrimci hareket sonucu oluşan sosyalist rejimi ifade ediyor. 1870 yılında 3. Napolyon tarafından başlatılan savaşın bitiminde oluşan sivil hareket ile kurulan Paris Komünü, içinde bulunduğu karışık ortamda ne yazık ki acı dolu bir bitişle ancak iki ay iktidarda kalabilmiştir. 


Paris Komünü’nün kuruluşu

Paris’in savunulmasında ordunun omurgası ve “Ulusal Muhafızlar” olarak adlandırılan askeri birliğin silahlı üyeleri, aslında Parisli halkın onbinlerce mensubundan oluşmaktaydı. Prusyalıların işgaline karşı tepkisiz kalmak istemeyen bu halk birlikleri, kenar mahallelerde toplanarak kendi komuta kademelerinde yer alacak subayları seçti. Subaylar, ordunun toplarını ele geçirerek, işgalci Prusya güçlerine karşı savaşarak Prusya güçlerini Paris’in ufak bir bölgesine sıkıştırdı. 

Savaş planı ve direniş kararları, muhafızların kurduğu merkezi komite tarafından veriliyordu. Fransız başbakanı bu durumun ardından, kendi iktidarına karşı oluşan bu havanın aslında rejimin yok olması anlamına geldiğini anladı. Öte yandan bu silahlı halk hareketinin, uygulanmaya çalışılan ‘barışı‘ tetikleyecek ve ülkeyi daha da ‘uçuruma’ sürükleyecek Prusyalıları kışkırtacağının farkındaydı. Prusyalılar kente girmeden önce Ulusal Muhafızlar, topları Prusyalıların güzergahından kurtararak, kenar mahallelere ve Montmarte tepelerine saklamışlardı. Aynı zamanda yerli halk ve işçi kesimi tamamen Ulusal Muhafızları destekler nitelikteydi. 


Başkaldırı ve Prusya işgali

Prusyalılar imzalanan barışın hemen akabinde kenti ele geçirmesine rağmen, savaş tazminatı ödeninceye kadar şehri işgal altında tutmaya kararlıydı. Ulusal Muhafızların emrinde oldukları merkezi komitenin elindeki otorite giderek artmasına rağmen Fransız hükümeti, halk birliklerinin ele geçirmiş olduğu 400 topu onlara bırakmamaya kararlıydı. Bu sebeple 18 Mart’ta Thiers, düzenli birliklerine Monmartte tepelerindeki topları geri alma talimatı verdi. Fakat ülkenin kurtuluşunda giderek güçlenen Ulusal Muhafızlar’ın askerleri de etkilemesi nedeniyle, birlikler Ulusal Muhafızlar’a katılmıştı. Birliklerin başında bulunan General Claude Martin halka ateş emrini vermişti. General kaçmak üzereyken atından indirilerek, muhafız general Thomas ile birlikte infaz edildi. 

Bütün ordu birliklerinin muhafızlara katılması üzerine Başbakan Thiers, Paris’in bütün yönetici, asker ve bürokratlarına şehri terk etmesi emrini verdi, kendisi de Versailles Sarayı’na kaçtı. Ulusal Muhafızlar, ülkenin yönetimini devraldıktan sonra askeri yönetim olan Merkezi Komite’yi bitirerek, yeni bir ulusal otorite için 26 Mayıs’taki Komün seçimlerini başlattı. 


Komün seçimleri…

Devrimci bir hareketten doğan Komün’ün 92 üyesinin içinde vasıflı işçilerden, asker, akademik ve ticari çevrelerden birçok  yenilik taraftarı Cumhuriyetçiler, sosyalist anlayışa sahip olanlar ve hatta 1879 Devrimi’ne özlem duyan Jakobenler yer alıyordu. Sosyalist bir lider olan Louis Auguste Blanqui, gizli bir hapishanede tutulmasına rağmen konsey başkanlığına seçildi. Paris Komünü, 28 Mart’ta toplanan konsey kararıyla meşrulaştı. 

Komün, değişik siyasi çevrelerden oluşmasına rağmen 2 milyon nüfusu olan Paris’in temel hizmetlerinin yürütülmesi için çok iyi bir başlangıç yaptı. 60 gün yürürlükte kalan Komün, sadece şu kararları hayata geçirebildi:


* Kuşatma boyunca kiralar ucuzladı.

* Paris pastanelerinde gece çalışma koşulları 

kaldırıldı. 

* İnsanların canice katledildiği giyotin kaldırıldı.

* Görev sırasında hayatını kaybeden askerlerin eş ve çocuklarına aylık bağlandı. 

* Savaş sırasında işçilerden alınan malzeme ve iş aletlerinin koşulsuz olarak geri teslim edildi.

* Halkın devlete olan borçları ertelendi 

ve faiz kaldırıldı.

* Ülkeden kaçan fabrika sahiplerinin yerine, fabrikalar işçiler tarafından yeniden işletildi. 



Komünün yıkılışı!

Paris Komünü, içerden aldığı desteğin yanında dış dünyadan da bazı işçi sendikaları ve Almanya’daki sosyalist organizasyonlardan moral ve iyi dilek mesajları alıyordu. 

Her ne kadar dışarıdan destek alınsa da Paris’in, Fransa’nın  diğer şehirlerinden aldığı destek, Thier ve Versailles’daki bakanlar tarafından adeta bir bıçak gibi kesilmişti. Fransa’nın özellikle kırsal kesiminde yaşayan işçi kitlelerinde Paris’te yaşanan olaylara karşı bir şüphe oluşmuştu. Ayrıca Narbonne, Limoges ve Marsilya’daki ufak çaplı hareketler de hükümet tarafından hemen bastırıldı. Desteğin azalması ve hükümetin baskı ve saldırıları sonucu giderek durum Komün’ün aleyhine gelişmişti. Bütün yerel birliklerin bir araya toplanması gerekliliği ve düzenli birlik fikri neredeyse bitmek üzereydi. Komün’ün burnunun dibinde Versailles hükümetinin kendisini toparlama ve ülke düzeyinde halen varlığını güçlü bir şekilde devam ettirmesi tabii ki Paris Komünü için en büyük tehlikeydi. Komünün düzenli bir öz savunma gücünden yoksun olması da eklenince kısa sürede yenilgiye uğramaktan kurtulamadı. 

Komün’e karşı yapılan bir ihanet sonucu, 21 Mayıs sabahı şehrin batı bölgesindeki kapılardan biri açılmış ve Versailles ordusu şehri işgale başlamıştı. İlk olarak zengin mahallelere giren güçler, devrim karşıtı olan sakinler tarafından sevinçle karşılandı. İşgalle birlikte Komün’ün doğuşu olan yerel direniş grupları, artık bir birlik olmaktan ziyade düzensiz bir şekilde umutsuzca kendi mahallelerini savunmaya başlamıştı. Merkezi bir komuta kademesine sahip olan Versailles Hükümeti, örgütsüz Komün direnişini kırmak için yaptığı topçu atışlarıyla binlerce sivil vatandaşı da katlederek şehri ele geçirdi. Ele geçirilen Komün esirlerinin bir kısmı vahşice katledilirken, bir kısmı ise gözdağı olsun diye idam edildi. 27 Mayıs’ta Versailles ordusuna karşı yapılan son bir direnişte 900 ordu mensubu öldürüldüyse de ordu, bunun öcünü Paris Komüncülerinden çok kötü çıkardı. 

Versailles ordusuna karşı en sert direniş, şehrin doğu bölgesinde yer alan emekçi gruplar tarafından yapıldı. Şiddetli savaş sokakları biçiminde geçen işgalin 8 günü boyunca La Semaine Sagnlante-Kanlı Hafta, 27 Mayıs itibari ile sadece kentin Belleville ve Menilmontent dahil birçok fakir mahallesinde devam etmekteydi. 

28 Mayıs öğleden sonra saat 16.00’da Belleville’deki son direniş barikatı da yıkılmıştı. Bunun üzerine Mareşal Mac Mahon Paris sakinlerine bir duyuru yaptı: “Fransız ordusu şehri ele geçirerek sizleri kurtardı. Paris artık özgür. Ordumuz son isyancı barikatını da ele geçirdi ve savaş sona erdi.”

Paris’in Versailles ordusunun eline geçmesiyle birlikte Paris Komünü kurucularına toplu infazlar gerçekleştirildi. Komüncüler, Günümüzde “Komüncüler Duvarı” adı verilen Pere Lachaise mezarlığındaki duvarın önünde kurşuna dizildi. Binlerce Komün direnişçisi mahkeme için Versailles’a gönderilirken, çok azı Prusya hatlarına doğru kaçabildi. Binlerce sivil, kadın, çocuk, erkek ve yaşlı Komüncü, askeri kontrol altında Versailles’daki hapishane bölgesine götürüldü. Tutukluların çoğu idam edilirken, bazıları ağır çalışmaya çarptırıldı. Bazıları da uzak ülkelere ya da pasifikteki Fransız adalarına sürgüne gönderildi. 

Versailles ordusunun Paris’in işgali sırasında yaşanan ‘Kanlı Hafta’da kaç insanı katlettiği asla tespit edilemedi. Batı kaynaklarına göre 50 bin kişiyi bulurken, bazı kaynaklara göre ise 7 bin kişi yeni Caledonya’ya sürgün edildi. 

Paris, Versailles Hükümeti’nin eline geçtikten sonra 5 yıl boyunca sıkıyönetimle yönetildi. 


232

YENİ ÖZGÜR POLİTİKA