Selma AKKAYA: Kaldırım serçesi!

Yaşadığı acılarla beslediği şarkıları halen tüm ülkelerde dinlenen Édith Piaf, 10 Ekim 1963’te yaşama gözlerini yumdu. "Kaldırım serçesi" olarak anılan Piaf, son söyleşisinde şunu söylemişti: “Ben hep, her şeyi sonuna dek, sevgiyle yaşamayı seçtim. Ölüm benim için ürkütücü bir şey değil. Ben ancak, şarkı söyleyemediğim zaman ölürüm."

11 Ekim 2017 Çarşamba | PolitikART

Birinci Dünya savaşı nedeniyle yoksulların Paris'e akın ettiği yıllar. Annetta Giovanna Maillard, Paris'in yoksul semtlerinden biri olan Belleville'in ara sokaklarında karnını doyurmak için şarkılar söylüyordu. Bir yanı İtalyan, diğer yanı Fas asıllı bir göçmen ailenin kızı Annetta, kendisinin yoksul kaderini paylaşan Louis-Alphonse Gassion ile evliydi. Louis, sokaklarda gösteri yapan bir cambazdı. İkisinin kazandıkları para ancak karınlarını doyurmaya yetiyordu tıpkı o semtte yaşayan tüm insanlar gibi!

Genç çift, karın tokluğuna yüzyılın başında dünyada yaşanan sarsıntıların nedenlerini anlamasa da sonuçlarını iliklerine kadar yaşıyordu. Belleville'in sokaklarını akşama kadar avuçları açık bir biçimde arşınlarken, 19 Aralık 1915'te Edith Giovanna Gassion doğar. O dönemin şartlarında Paris'in Belleville semtinde yoksulluktan kıvranan tüm insanlar gibi bir çocuğa hele ki hasta bir çocuğa bakacak koşulları bulunmayan Gassion çifti Edith'e bakmaları için bölgedeki bir genelevine bırakırlar.  Genelev kadınları tarafından büyütülen Edith, küçük yaşta genelevin patroniçesi onu kendisiyle İstanbul yolculuğuna çıkarır. 2 yıl sonra, yeniden Paris'e döndüğünde bir genelevde küçük yaşta çoktan bedeni satışa sunulmuştur artık. 


Yoksulluk, hastalık, acı...

Edith, 14 yaşına kadar genelevde yaşar. Sokaklarda cambazlık yapan baba Louis, sokaklarda yaşamanın bedelini fazlasıyla ödüyordu. Yıllardır yaptığı cambazlığı yapamaz hale gelen Louis, yıllar önce geneleve teslim ettiği kızı Edith'i karnını doyuracak para bulamadığında hatırlar. Çünkü onun için çalışacak birine ihtiyacı vardır artık.  

Edith Gassion'un, Edith Piaf'a dönüştüğü yıllar böyle başlar.  Baba Edith'in cambazlık yapmasını talep ederken, Edith sokaklarda şarkı söylemeyi tercih eder. Eğitimsiz olmasına rağmen o buğulu sesi, Bellevillle başta olmak üzere Paris'i dolaşır. Montmante tepesinden onun ses tınısı yavaş yavaş kent yoksullarının ötesine geçmeye başlar. İki yıl boyunca sokaklarda şarkı söylemeye devam eden Edith kendisi gibi sokaklarda çalışan ilk aşkı P’tit Louis ile tanışır. Louis'e olan aşkı şarkılarına karışırken, ikili avuçlarına sıkıştırılan paralar ile yoksul bir hayat sürmeye devam ederler. Bir süre sonra Edith, tıpkı annesinin kendisini dünyaya getirdiği koşullarda kendisi de kızı Marcelle’i doğurur. Yoksulluk, salgınlar ve hastalık onların yakasını bırakmaz. Marcelle, iki yaşındayken menenjitten ölür. Bu nedenle kızının acısının onun şarkılarının kalıcı hüznü olduğu belirtilir.   


Artık kaldırım serçesi

Yoksulluğun, fuhuşun kol gezdiği Paris'in arka sokaklarında hayat kadınlığı da dahil yapan Piaf, Pigalle’deki barların, pezevenklerin ve fahişelerin tam ortasında yaşam sürüyordur. 1935 yılında aynı yoksulluk içerisinde debelenen Piaf, Paris sokaklarında şarkı söylerken Gerny’s kabarenin sahibi Louis Leplée onu Edith’i sokakta şarkı söylerken dinler. Daha ilk duyduğuna kaldırım serçesinin sesine aşık olur ve aynı gece onu kabaresinde şarkı söylemeye ikna eder. Kaldırım serçesi artık yeni soyadı olan Piaf'ı o günlerde alır. 

Kendisini keşfeden Louis Leplée öldürüldükten sonra, onun müzik hayatı bu dönemde sekteye uğrar. Çünkü onun Leplée'yi öldürdüğünden şüphelenilir. Bu dönem onu müzikten uzaklaştırır. Geçirdiği buhranlı bu dönemin ardından müzik hayatına geri dönerek, amatörce yaptığı müziğin eğitimini almaya başlar. Aşkları filmlere konu olan, dönemin yoksul semt gerçeğinin pençesinde çocuk yaşta genelevde olması, yaşadığı tüm acılar, şarkı söyledikçe onun şarkılarının sözlerine yüklendi. Genelevden kaldırımlara, oradan kabarelere uzanan Piaf'ın yaşamında aşkları onda derin izler bırakarak ayrılırken, o onları şarkılarına aktardı. Müzik alanında birçok ismi yetiştirdi. O artık ünlü ve yüz binlerin kalbinde bir yer edinse de yaşamı boyunca biriktirdiği acılar, hayal kırıklıkları ona alkol gibi yeni bir sığınak yaratmıştı.


‘Şarkı söyleyemediğim zaman ölürüm’

Yıllar içerisinde biriktirdiği acıları günü geldiğinde aldığı aşırı alkol ile birleşince karaciğer kanseri bedenini sardı. Onun plakları aşıklara, kabarelere can verirken, o 10 Ekim 1963’te yaşama gözlerini yumdu. Piaf'ı artık dünya tanısa da, onun Belleville kaldırımlarında başlayan hayatı onun yakasını ölürken dahi bırakmaz. Dönemin katolik kilisesi Paris Başpiskoposu tarafından cenaze töreni reddedilir. Kiliseler onu reddetse de o artık yüz binlerin gönlünde taht kurar. Dönemin onlarca ünlü sanatçısı ile birlikte tabutunu Père-Lachaise mezarlığına götürmek için 100 bin kişilik kortej Paris sokaklarında bekliyordu. Edith Piaf’ın "La Foule", "L’Accordéoniste" "La vie en rose" ve "Le Chant D’Amour" gibi unutulmaz şarkılarını gönlüne işlemiş sevenleri ona layık bir biçimde onu mezarlıkta son yolculuğunda yalnız bırakmamıştı. 



Yaşadığı acılarla beslediği şarkıları halen tüm ülkelerde dinlenir. Édith Piaf muhteşem sesiyle, yaşam öyküsüyle, sadece Fransızlar için değil dünya için büyük bir üne sahip oldu. Yoksullukla varlık arasında tüm uçurumlardan geçen Piaf, son verdiği röportajında şunları belirtiyordu; “Ben hep, her şeyi sonuna dek, sevgiyle yaşamayı seçtim. Ölüm benim için ürkütücü bir şey değil. Ben ancak şarkı söyleyemediğim zaman ölürüm." Fiziken Piaf, 1963'te sevenlerinden ayrılır. Oysa o halen tüm dünyanın müzik raflarında yerini bulur. Birçok filmde onun sesi seyirciyle buluşur. Aşıklar onun şarkılarıyla aşka ve yasa dururken, o aslında kendisinin tarif ettiği gibi hiç ölmemiştir. Çünkü onun şarkıları onun buğulu  sesinden dünyaya yayılmaya devam ediyor. 


88

YENİ ÖZGÜR POLİTİKA