Göbekli Tepe’de Kafatası Tarikatları

Göbekli Tepe’de henüz insan cenazeleri bulunmadı, ama Gresky ileriki kazılarda bulacaklarını düşünüyor. Bu çalışmalar gizemini halen koruyan kazı bölgesinde neler yaşandığı konusunda daha fazlasını ortaya çıkaracak.

08 Temmuz 2017 Cumartesi | Dizi

 HAZIRLAYAN: SERAP ŞEN


Urfa’da bulunan ve üzerinde oyuklar olan üç kafatası, daha önce tipik bir avcı-toplayıcı olduğu düşünülen toplumun, saygı göstergesi veya tam tersine kötücül ritüeller düzenlediğini gösteriyor.

1960’larda ilk kez keşfedildiğinde, bulunan insan yapımı eşyalar tipik bir avcı-toplayıcı toplumuna işaret ediyordu. Örneğin hayvan kabartmaları ve diğer tasarımlarla süslenmiş sütunlara sahip kazı alanından taş aletler ve hayvan kemikleri çıkarılmıştı. Ancak son keşfedilen üç insan kafatasının ardından Göbekli Tepe’nin sıradan imajı gitti.

“Şahısların başlarının vücutları henüz ‘taze’ iken ayrılmış olması muhtemel” diyor Alman Arkeoloji Enstitüsü Doğa Bilimleri Departmanı baş yazmanı Julia Gresky. “Ama” diye ekliyor, “diğer neolitik yerleşimlerden bilinen defin geleneklerinde olduğu gibi, cenazeler bir süre sonra tekrar açılıp kafatasları alınmış ve kemiğin üzerinde kalan yumuşak doku kalıntıları kazınmış olabilir. Oymalar bunun ardından işlenmiş ve kafatasları sergilenmiştir.” Kısacası, kazı alanı muhtemelen bir neolitik kafatası kültüne ev sahipliği yapmış.

Kafatası kültleri, ölülerin başları ile ritüeller gerçekleştiren grupları ifade ediyor. Kültler bazen barışçıl ve atalara saygı ile bağlantılı imiş. Yazarlar, oyma izlerinin, kafataslarını diğer insan kalıntılarından farklı kılacak şekilde işaretlediğine inanıyorlar. Fakat işaretlemek, bakanlara bu şahısların ölü düşmanlar olduğunu göstermek için de olabilir.

Benzer yaştaki (10.700-11.600 yıl) başka bir kazı alanı olan Suriye’nin kuzeyindeki Tell Qarassa da benzer şekilde, başı bilinçli olarak ayrılmış yüz iskeletlerine sahipti. Bunlar ölüm sonrası cezalandırma şeklinde yorumlanmıştı.

Göbekli Tepe’deki kafataslarında kollajen olmadığını söylüyor Gresky. Ama çamur harç içinde organik kalıntılar ve kalıntıların yakınında duvar sıvası artıkları bulunmuş. Bunlar üzerinde yapılan radyokarbon testleri sonucunda bu bölgede Çanak Çömlek Öncesi Neolitik A (MÖ 10.000-11.500) ve onu takip eden ve yaklaşık MÖ 7000’e dek süren Çanak Çömlek Öncesi Neolitik B dönemine ait oldukları belirlenmiş. 

Kafataslarının analizi, birinin 25-40 yaşına kadar yaşamış bir kadına, diğerinin ise 30-45 yaş arası birine ait olduğunu gösteriyor. Üçüncü iskeletin cinsiyeti ve yaşı belirlenememiş.

Şahısların yetişkin olmaları araştırmacıları şaşırtmamış. “Yaşamlarının çocukluk (kadınlar için ayrıca çocuk doğurmak) gibi kritik dönemlerini atlatabilen insanlar epey yaşayabiliyorlardı” diye açıklıyor Gresky. “Neolitik çağda ortalama yaş düşük çünkü bebek ölüm oranı yüksek.”

Kafataslarının nasıl sergilendiğine gelince, kalıntılar şaşırtıcı ipuçları sunuyor. “Bir kafatasında” diyor Gresky, “delinmiş bir delik olduğuna dair kanıtımız var ve delik sanki kafatası asıldığında düz dursun diye delinmiş.”

Bir başka kafatasında “dağınık aşı boyası kalıntıları var” diye devam ediyor, “ama boyandığını gösterecek şekilde değil. Daha çok kafatasının ya aşıboyası içine ya da yakınına konduğunu gösterir şekilde.”

Göbekli Tepe’de henüz insan cenazeleri bulunmadı ama Gresky ileriki kazılarda bulacaklarını düşünüyor. Bu çalışmalar gizemini halen koruyan kazı bölgesinde neler yaşandığı konusunda daha fazlasını ortaya çıkaracak.

Jen Viegas (seeker.com)




GÖBEKLİ TEPE’NİN GİZEMİ AYDINLANIYOR

3 kafatasının gizemi


MARIA GALLUCCI


Alman antropologlardan oluşan bir ekibin yeni bir çalışmada bildirdiğine göre, Göbekli Tepe arkeolojik alanında bulunan derin şekilde oyulmuş üç kafatası, insanların, muhtemelen ölüleri onurlandırma veya ölen düşmanların güçlerini kendilerine geçirme amaçlı bir ritüelin parçası olarak kemiklerin şeklini değiştirdiğini gösteriyor.

Kafatası tarikatları, MÖ 10.000 civarında başlayan Neolitik dönem sırasında yaygındı. Dünya çapındaki başka kazılarda, boya veya alçı ile kaplı veya anlaşılması güç işaretler taşıyan kafatasları bulundu. Bazı modern Pasifik Adası kültürlerinde, kafatasları halen yaşayanlarla ölüler arasında bir bağlantıyı temsil ediyorlar.

Ancak Türkiye’de bulunan antik kemikler Neolitik kafatası kültleri arasında benzersiz. Bunlar, Science Advances dergisinde yayınlanan çalışmaya göre kendi çağları içinde kaba, pratik görünümlü işaretler taşıyan ilk kafatasları.

Üç kafatasında, orta çizgileri boyunca taş bir aletle oyulmuşa benzeyen birden fazla derin kesi izi var. Bilim insanları, mikroskobik teknikler kullanarak, işaretlerin hayvan ısırması gibi doğal yollardan ortaya çıkmış olması ihtimalini elediler. Bir kafatasının, kranyumun (kafatası kemikleri) yan kısımlarını ve çatını oluşturan sol parietal kemiğinde (kafatası yan kemiği) ayriyeten delinmiş bir delik de bulunmakta.

Diğer kazı alanlarında bulunan daha stilize edilmiş veya güzelleştirilmiş kafataslarının aksine, “Bizim bulduğumuz kafatasları fazla güzel yapılmamış. Çok dekoratif görünmüyor” diyor Julia Gresky. Kendisi Alman Arkeoloji Enstitüsü’nün (DAI) lider yazmanı ve bir antropolog. 

Göbekli Tepe’deki kazılar 1995’te başladı. Gresky kazı alanına 2009’da, birden fazla insan kemiği parçasının bulunması ardından geldi. Üç kafatasının sonuncusunu 2014’te buldu ve meslektaşları ile üzerlerindeki işaretleri yakından incelemeye başladı.

Neolitik kazı alanında gerçekte ne olduğunu bilmek imkânsız ama işaretler kafataslarının sergilendiğini gösteriyor. Belki de orta çizgi oyukları veya delinmiş delik kafataslarını sabitlemek için kullanıldı.

“Kafatasları bu [Neolitik] insanlar için çok önemliymiş gibi görünüyor” diyor Gresky.

Süs olmaması, bu çiziklerin kafatasının bir zamanlar ait olduğu kişiyi yaftalamak için yapıldığını da gösteriyor – yani bunlar atalara adak değil, düşmandan kalan ganimetler.

(mashable.com)


826

YENİ ÖZGÜR POLİTİKA