Hasan SAĞLAM: Temmuz hatırası

Döne döne semaha durmuş turnalardı onlar. Hasrettiler, Akarsuydular, Uğurdular, Sulariydiler, Bezirciydiler Metindiler, 12 yaşındaki Koray’dılar. Özlemdiler çok; curanın telleri kırılırken ateşin kızılında Nesimiydiler.

05 Temmuz 2017 Çarşamba | PolitikART

“Öyle evcil bir hikaye değil ki bu, 

her acı sığmıyor işte şiire…” 

Ruhan Mavruk


Hiçbirimiz şiir kadar namuslu değiliz. Nasıl sığdırıyoruz bu kadar acıyı, her gün bir başka yerden yarılan yüreğimize? Durmadan kanayan, “insanlığımız”dır oysa. Yanıp tutuştuğumuz, yakılıp savrulduğumuz ve olmaya çalıştığımız bu değil mi? İnsan olmakla insanlık arasında bir “evre”nin olduğu mutlaktır. Zira bu kadar “evcilleşmiş” acılar, olsa olsa insanlık değil, insan işidir. Sorularla uzayıp giden bu “olmak ve olmamak” durumu, bizi ömrümüzün bereketli acılarından kurtarmıyor maalesef. 

Her ay, hatta her gün, kaybettiklerimizin anılarını derin acılar eşliğinde takvim yapraklarının güncesinde bakıp anıyor ve sıradakine geçiyoruz. Anmakla gerekli sorumluluk ve görevimizi yerine getirdiğimizi sanıyoruz. Mezarlıklardan güller toplayarak üstümüze sinmiş kederle sokağa çıkıp o hazin kokuyu yayıyoruz. 

Anmaktan öteye geçip anlamanın muhteşem ızdırabını çekecek cesaretimiz yok. Zira bıraktığı yerden devam etmeni salık vermiştir andığın kişi. Oysa “Yol birdir, sürek binbir” der bir Alevi deyimi. Yani herkes aynı şeyleri yapmak zorunda değil; kendi gücüne, kabiliyetine göre sorumlu davranıp yolu sürmesidir, mesele.

Elbette hiçbirimiz “devlet” kadar suçlu değiliz. Ama yine de “insan” dediğimiz varlık, bu bütün kirliliğin malzemesidir. Bütün varsıllığını cennete gitmeye harcıyor ve suçunu biliyor. Hatta öyle ki, kendi tanrısını mutlu etmek için “can” yakıp transa geçiyor.

Temmuz ayı yaklaşırken çoğalan anma afişleri, herkesi o melun tarihe taşıyor. Konuşmacıların günün amacına uygun sözleri, birkaç ağıt ve şiir… Boynumuzun borcunu azaltmak için çabalıyoruz. 

Boynumuzdaki borç mu, vebal mi? Aslında hiçbiri değil. Zira onlar, masumiyetini kuşanmış Pir Sultan’ın taş yağmuruna karşı birer kardelen olarak “yol”a çıkanlardı. Onları anlamamız gereken yer budur. Aslolan yoldur. Yol, Alevi erkanında her şeyden uludur. Zira yoldadır her şey; bütün güzellik yolun üstündedir. Başlangıcı ve sonu yoktur. Alevilikteki “qhal-û belden beri varız” teması da budur; yolun süreğenliğinin, öncesiz ve sonrasızlığının tarifidir. Bu yüzden döne döne semaha durulur. 

2 Temmuz Sivas Kıyımı, biraz Aleviliğin devletle ve diğer gerici güruhla olan bağının ne denli ince olduğunun da hesabıdır.


Madımak’ta yanan turnalar

Döne döne semaha durmuş turnalardı onlar. Hasrettiler, Akarsuydular, Uğurdular, Sulariydiler, Bezirciydiler, Metindiler. Çok gençtiler, hatta çocuktular. 12 yaşındaki Koray Kaya idiler. Özlemdiler çok, curanın telleri kırılırken ateşin kızılında Nesimiydiler. Gerdanında gül taşıyorlardı, avuçlarında sevgi, saçlarında rüzgar vardı, gözlerinde hayat. Pir Sultan’ın ayak izlerinden yürüdüler. Barış güvercinleriyle döküldüler şehrin ayaklarına. Her şeye rağmen umut vardı. Yakıldılar. 2 Temmuz’da yanan yalnız Sivas’ın değil, dünyanın orta yeriydi. Kavruk kokular serpiliyordu göğe. İnsanlık olsaydı, çürürdü o gün vicdan.


2 Temmuz, soykırımdır

2 Temmuz, aslında hangi açıdan baksanız insanlığın hançerlendiğinin açık fotoğrafıdır. Birleşmiş Milletler tanımının ilk maddesi, “Belirli bir grubun üyelerinin öldürülmesi soykırımdır” der. Buradan baktığımızda Alevi olan aydın ve sanatçıların yakılması, soykırım amaçlıdır. Sadece fiziki olarak ortadan kaldırmanın ötesinde sazını, deyişini, semahını -yani bir bütün Aleviliği oluşturan değerleri- yok etmeye teşebbüstür, 2 Temmuz. Gerici güruh bunu asker, polis, yani devlet desteğiyle ve cuma namazından fetvalarla çıkarak yapmıştır.

Politik haylazlığın cirit attığı Türkiye’de hala Alevilere karşı insani hiçbir yaklaşımın olmadığı gibi bu kıyımın kışkırtıcıları, organizatörleri yargı karşısına çıkmamış ve buna rağmen bazıları mecliste kan kokusuyla arsızca oturmuşlar ve oturmaya devam ediyorlar. Adliye kapılarında alegorik olarak gördüğümüz adalet, tarih boyunca Aleviler için hiç ama hiç terazisinin topuzunu oynatmadı. Bütün bunlardan arta kalan şudur ki, yaşam merkezli bu ilim irfan yolu, devletlerin iktidarların gericilerin işine gelmiyor. Zira aydınlık çoğaldıkça karanlık azalacaktır.

2 Temmuz Katliamı’nda yaşamını yitiren canlarımızı anarken, şiirlerin imgesinde, bağlamanın tınısında, kavalın duygusunda, renklerin coşkusunda yolculuk, en hırçın haliyle devam edecektir. İnsanlığın yüzü aklanıncaya, bu kan, kin; bu zulüm bitinceye kadar… 


633

YENİ ÖZGÜR POLİTİKA