Faşizme karşı asgari müştereklerde buluşma

Kasım ENGİN

13 Mayıs 2017 Cumartesi | Forum

Bugün Türkiye’de faşizmin adım adım kendini kurumsallaştırdığını, iktidarda bulunan ve ona yakın duranların dışında herkes tarafından paylaşılmaktadır. Hele hele referandumda Hayır cephesinin oylarını gizleyemeyecek ve gizlenemeyecek bir tarzda çalması sonucu anayasal bir diktatöryal yolunun önünde açıldığına da herkes hem fikir. 

Erdoğan-Bahçeli ikilisinin Türkiye’yi Ortadoğu’da adım adım savaş çığırtkanlığıyla bir bataklığa doğru sürüklediğini herkes görmekte, hatta Türkiye’nin var olan bütünlüğü adım adım giderek çatırdamakta, iç huzuru bozulmakta, ortak yönler ise hızla dağıtılarak, parçalanmaya doğru hızla yol alınmaktadır. 

Böylesine bir ortamda, var olan sorunları sadece tespit eden olarak mı kalınacak, yoksa gerçekten de herkese zarar veren bu yaşanan duruma karşı tutum alarak, yaşanan baş aşağıya gidiş durdurulacak mı? 

Sorunları tespit etmek elbette önemlidir. Ancak sorunların tespiti işin yarısıdır. İşin diğer esas yanı tespit edilen sorunları gidermedir. Biliyoruz ki kendi görevlerini sadece sorun tespit etmek olarak görenler küfelerinde yumurta taşımayanlardır. Halbuki küfelerinde yumurta taşıyanlar, yumurtaların kırılmamasına özen gösterenlerdir. Ve bu çok önemli büyük bir farktır. Belki de tarihten bugüne gelen ve mutlaka çözülmesi gerekli olan bir çelişkidir de! 

Türkiye’de adım adım bir faşizm uygulanıyorsa, anayasal diktatöryal bir yapı oluşturuluyorsa yapılması gerekli olan sadece tespitlerde bulunmak değildir. Yapılması gerekli olan bu faşizme ve anayasal diktatöryal yapıya karşı bir cephede saf tutmaktır. 

Cephe derken büyük ideolojik ve politik birliklerden söz etmiyoruz. En asgari müştereklerde bir araya gelerek, buluşarak bu faşizmi ve anayasal diktatöryayı durdurmaktan söz ediyoruz. Bunun için büyük planlara, programlara ihtiyaç yoktur. Devasa örgütlerin bir araya gelerek büyük cepheler oluşturulmasına da ihtiyaç yoktur. Gerekirse çok esnek olan yapıların, hatta bireylerin, toplulukların da içinde yer alabileceği bir antifaşist cepheden söz ediliyor. 

Peki, böyle antifaşist bir cepheyi oluşturmak çok mu zordur diye sorulacak olursa, verilecek cevap hem zordur hem de çok basittir olabilir. 

Eğer Türkiye’de yaşananları olduğu gibi almazsak, ciddiyetini görmezsek, bu bağlamda bildiklerimizden ısrar edersek, kendi dar bakışımızla olaya bakıp, pratik politik yaklaşımlarda ciddi esnek bir tutum sahibi olunmazsa, antifaşist cepheyi oluşturmak çok zor olur. Yine bir şekilde bir araya gelmeler olsa bile, enerji dağılımına uğradığı için zayıf kalınacak, bu ise faşistleri antifaşist cepheye karşı daha rahat hareket etmesine götürecektir. 

Ancak Türkiye’nin yaşadıklarını, başına geleceklerini derinlikli olarak ele alırsak asgari müştereklerde buluşarak faşizme karşı durmak belki de dünyanın en rahat ve kolay işi olur. Ve bu asgari müştereklerde herkes buluşabilir. Sosyalistler, solcuların tümü, sosyal demokratlar, feministler, Aleviler, antikapitalistler, antikapitalist Müslümanlar, kirli siyasete bulaşmamış tüm dindarlar, Türkiye’yi gerçekten seven yurtseverler ve milliyetçiler, ekolojistler, gençler, kadınlar, Kürtler, Ermeniler, Araplar derken esasta tüm renkler ve inançlar. 

Dikkat edersek, asgari müştereklerde Erdoğan-Bahçeli faşizmine karşı Türkiye’nin büyük bir kesimi bir araya getirmek, meydanlara çıkararak karşı durmak hiçte zor bir iş olmadığı gibi pratik politika da az biraz esnek ve yapıcı yaklaşımla hızla gerçekleştirilecek bir durumdur. 

Bilelim ki, anayasal diktatörya ile faşizmi hızla kurumsallaştırmak isteyenler bu nazik durumu antifaşistlerden daha iyi bildikleri için günlük olarak antifaşist cephede yerini alabilecekleri parçalamaya dönük inanılmaz bir dezenformasyon çalışmasının yanı sıra özel savaş yöntemleriyle –liderliğinin oportünistçe duruşundan kaynaklı on kez hak etse de- CHP’yi ne hale getirdikleri ise ortadadır. 

Tüm bu gerçekleri bilerek, Türkiye’nin geleceği için halkların kardeşliği temelinde bir an evvel faşizme karşı asgari müşterekte birleşerek faşizme durdurma zamanıdır. 


278

YENİ ÖZGÜR POLİTİKA