Ronahî TV: Devrim televizyondan yayınlanıyor

Ronahî TV, Brüksel’de birkaç kişi tarafından kuruldu, yalnızca 3 saat yayın yapıyordu. Bugün Brüksel, ‘stüdyolardan biri’ oldu; ona Qamişlo, Efrîn ve Kobanê stüdyoları ile Rojava’nın her yerinden muhabirler eklendi. Ronahî TV, 24 saat devrimi ve insanlık düşmanlarına direnişi yayınlıyor. EUTELSAT’ın kapatmak istediği, işte bu emek ve irade.

11 Mayıs 2017 Perşembe | Dizi

OSMAN OĞUZ / HABER MERKEZİ


Dönem dönem yeniden güncellenen bir ‘68 Kuşağı’ sloganı, “Devrim televizyondan yayınlanmayacak” der. Öyle ya, o günlerde bir televizyon kurabilmek için gerekli olan teknik ve paraya ulaşabilen, yalnızca egemenler ve zenginlerdir.

Durum, Kürdistan’da da böyledir yıllar yılı. Kürt’ün yasaklı dili, ekranlarda hiç yoktur. 15 Mayıs 1995’te kurulan Med TV’ye kadar... Med TV, 1999 yılında, Türkiye’nin resmi talebi üzerine kapatılana değin Kürtçe, Türkçe, Asurice ve Arapça yayın yaptı. Bu yayınlar, son Kürt isyanının zihinsel varoluşunun, kültürünün yaratılması açısından kritik önemdeydi.

Dışarıdan birinin, 90’lardan itibaren her yıl Kürdistan’ı ziyaret eden Alman Kürt dostu Robert Jarowoy’un gözünden, dönüşüm şöyle oluyordu: “Bu yıllardan sonra insanların sokakta daha fazla Kürtçe konuştuğunu duymaya başladık. Sonra MED TV kuruldu. Enteresan, belki de komik bir durumdu. Halk, evlerinin içinde oturup gerillayı izliyordu; kapısının önünde ise polis dolaşıyordu. Şırnak civarında asker, önce engellemeye çalıştı hatta antenlere kurşun sıktılar köylerde, ama insanlar antenleri saklamaya başlamıştı. Engelleyemediler işte, herkes bir yolunu bulup izliyordu.”

Kürt Özgürlük Hareketi Med TV ile asker postalının, tankın, topun ötesine dokunmayı, Kürdistan’daki bütün evleri birer eğitim alanına dönüştürmeyi başarmıştı.

Devrim, televizyonlardan yayınlanıyordu. 68 Kuşağı’nın sloganının antitezi, halkın yarattığı kaynaklarla hayata geçirilmişti.


Ronahî TV: 3 saatten 24 saate

Şimdilerde Fransa şirketi EUTELSAT eliyle kapatılmak istenen televizyonlardan biri olan Ronahî TV, Med TV’nin açtığı yolda kurulan Kürt televizyonlarından biri. En önemlilerinden biri. Zira bu televizyon, sadece “bir devrimi örgütlemek” saikiyle ortaya çıkmadı; bu televizyon, bir devrimin rahminden doğdu.

Şimdi kapatılmak istenen bu televizyon, yüz elli civarında insanın gecesini gündüzüne katarak verdiği emekle ayakta duruyor; o emek ise Kürt halkının canbedeli mücadeleyle yarattığı değerlere yaslanıyor. DAİŞ barbarlığını yenebilen tek güç Rojava Devrimi’nin evladı olan Ronahî, Türk devletinin haraçlarıyla kapatılmaki isteniyor.

Peki bu kanal nasıl kuruldu? Hakikat, ekrana taşınana kadar nasıl bir emek sürecinden geçiyor? Bunları televizyonun kurucularından Bûnyad Cizirî ve emektarı Suna Tunç’tan dinledik. 

Ronahî, 20 Ekim 2011’de test yayınına başladı. En başta yalnızca 3 saatlik bir yayına güç yetiyordu. Bu, kısa süre sonra 10 saate, 2014 yılının başında ise kesintisiz 24 saate yükseldi.

Kuruluş günlerinde çalışmalar, yalnızca Belçika’nın Brüksel kentinde kurulu bir merkezden yönetilmiş. Fakat hedef daha o zamandan belliymiş: Devrimin televizyonunu devrimin topraklarına taşımak. Şimdi televizyonun Rojava’nın üç önemli merkezinde stüdyosu bulunuyor: Qamişlo, Efrîn ve Kobanê. Qamişlo stüdyolarından canlı yayın da yapabiliyorlar ve orası artık merkez görevi görüyor.


‘Nasıl dile getireyim ki!’

Bûnyad Cizirî, Ronahî TV’nin kuruluşundan beri çalışmada yer alan emekçilerden biri. “Ne zaman yayına başlayacağımızı bekliyorduk, çok heyecanlıydık” diye başlıyor ve devam ediyor:

“Gün belirlediler ama tam yayına başlayacağımız zaman ‘Olmuyor’ dediler. Çok daraldık, sinirlendik. Halka söz vermiştik çünkü. ‘Nasıl olursa olsun yapacağız’ dedik. Hatta arkadaşlardan müzik kanalının yayınına son vermelerini, oradan Ronahî TV’yi hayata geçireceğimizi söyledik. Beklentiler büyüktü çünkü. Sonunda başardık. Açıldığımızda halkımız, dostlarımız, gazeteciler gelmişti. Kendimi o manzara karşısında tutamadım. Nasıl dile getireyim ki, çok ağır bir duyguydu. O gün, kişisel tarihimde hiç olmayan türden bir gündü. Rojava Kürdistanı’nın basın yayını açısından da tarihi bir gündü.”


‘Devrim gibi halka dayandı’

Suna Tunç da Ronahî TV’nin emekçilerinden biri. Çalışmaların “çok zorluğa göğüs gererek, kıt imkânlarla” yapıldığını anlatıyor ve devam ediyor:

“Devrim nasıl halka dayanıyorsa bu çalışma da halka dayandı. Şu anda da onlarca genç emek veriyor ve hepsi gönüllü. Başından beri bu çalışma böyle yürütüldü. Bu televizyonda çalışanlar, ‘Maddi kazanç elde edeyim’ yaklaşımına hiç girmedi. Herkesin bir amacı vardı: Devrime layık olmak. Orada mücadele edenler var, seslerinin bir şekilde duyurulması lazım. Çok ciddi bir ihtiyaç var çünkü. Mücadele edenlerin sesi olmak gerekiyor. O açıdan Ronahî, devrimin açığa çıkardığı bir televizyondu ve devrimin sesi olma iddiasında oldu. Bunu ne kadar gerçekleştirebildiğini tartışabiliriz ama çok önemli adımlar attı.”


‘Med TV nasıl önemliyse…’

Bûnyad Cizirî, bu önemi “Med TV tüm Kürtler için nasıl bir devrim niteliği taşıdıysa, Ronahî de Rojava için böyleydi” cümlesiyle anlatıyor. Daha önce Roj TV çalışmalarına da katılan Cizirî, deneyimleriyle kanalı zenginleştirmeye çalıştıklarını ama bu sırada birçok zorlukla da baş etmek zorunda kaldıklarını söylüyor. “Çünkü” diyor, “Halk, ‘Televizyon bütün halkın sesi olmalı’ diyordu. Taraftar olmamalı, herkesi göstermeli. Biz de Arap, Süryani, Asuri, Ermeni, bütün halklara hitap etmeyi esas aldık. Başlangıçta çok yapamadık ama planımız, amacımız hep buydu.”


Qamişlo stüdyosunun kuruluşu

Televizyonun Qamişlo’da bugün merkez işlevi gören stüdyosunun kuruluşuna da Bûnyad Cizirî dahil olmuş:

“Stüdyomuz bodrum katındaydı. İmkanlar çok kısıtlıydı ama büyük bir heyecan vardı. Herkes çalışmada yer almak istiyordu. Gerçekten bir rüya gibiydi. Önceleri rejim, böyle bir çalışma yapmamıza asla fırsat vermezdi. Şimdiyse özellikle gençlerin spiker ya da muhabir olmaya büyük bir ilgisi vardı. Halk, gazeteye de, televizyona da büyük değer veriyordu. Qamişlo’ya gittiğimde halk, rejime karşı yürüyüş yapıyordu. Qasimlo Camisi’nden çıktılar ve bana öyle ilgi, hürmet, sevgi gösterdiler ki, adeta yükümün ağırlaştığını hissettim.

Stüdyoda canlı yayın yoktu, sadece paket programlar hazırlanıyordu. Yavaş yavaş hem programı zenginleştirdik hem yeni ekipler hazırladık. Ama Bakur ve Başur sınırlarında ambargo uygulanıyordu. Teknik malzemeleri gizlice geçirmeye çalışıyorduk. Avrupa’dan teknik malzeme ulaştırmaya çabalıyorduk. Stüdyomuzda bulunan çoğu malzeme, daha önce Kürt televizyonlarının depolarında bulunanlardan oluşuyordu. Parçaları birleştirdik, bir stüdyo yaptık. Arkadaşlar dekor için gece geç saatlere kadar çalıştılar. Mesela Sêla Sor programında kullanılan masayı biraz daha küçültüp kullandık. Kısıtlı imkanları yaratıcılıkla geliştirerek kurduk stüdyoyu. Küçücük bir grupla başladık, birkaç kişiydik ama bugün bir sürü arkadaş olduk. Qamişlo’dan Efrîn’e, oradan Kobanê’ye stüdyolarımız oldu; Rojava’nın her yerinde çalışanlarımız, muhabirlerimiz oldu. 


Sahiplenmeye dair anekdot: Hava durumunda neden yokuz?

Ronahî TV, Rojava halkları tarafından da gün geçtikçe daha fazla tanınmaya, giderek benimsenmeye ve sahiplenilmeye başlanmış. Suna Tunç, insanların artık Ronahî kameralarını gördüğünde çevresindeki herkesi çağırdığını, bir etkinliğin haberi yayınlanmadığında kanala tepki telefonları geldiğini belirtiyor. Halkın sahiplenmesini anlatan bir anekdot da veriyor: Kobanê Direnişi öncesinde hava durumunda Kobanê -küçük bir kent olduğu için- gösterilmiyormuş. Kobanêliler buna tepki göstermiş.

Bûnyad Cizirî de Ronahî’nin halkta büyük etkiler yarattığını söylüyor ve devam ediyor:

“Daha önce de televizyonlarımızda Rojava vardı; mesela Roj TV’de günde 20 dakikalık Rojava’ya özel bir program vardı, haftada bir Arapça panel oluyordu. Ancak bu yeterli değildi. Rojava’nın acılarını, dertlerini, istemlerini, çağrılarını anlatmaya yetmiyordu. Bu nedenle Ronahî’nin büyük etkisi oldu. İşte teknik sorun çıktığında da e-maille, telefonla birçok insan ulaşıyor. Çok soru sorulması, çok izlendiği anlamına geliyor.”



Hedef Türkmence yayın

Şu anda Ronahî TV, Arapça, Kürtçe’nin Kurmancî lehçesi ve Asurice’nin yanı sıra Fransızca yayın yapıyor. Hedefleri ise daha fazlasını yapmak. Suna Tunç, bu hedefi şöyle anlatıyor:

“Çoğulculuğu, çok renkliliği teşvik etmeye çalışıyoruz. Bütün insanlara eşit uzaklıktayız. Demokratik değerleri savunuyoruz; özgür, eşit ve birlikte yaşamdan yanayız. Artık Rojava’yı genel olarak Suriye’yle özdeşleştirerek düşünüyoruz. Suriye, Ortadoğu’nun kalbi. Suriye sorununun çözümü, bütün Ortadoğu’nun demokratikleşmesi anlamına gelecek. Mevcut durumda Arapça, Kurmancî ve Asurice programlarımız var ama bu çok yetersiz. Kendimizi her değerlendirdiğimizde bunları artırma hedefini önümüze koyuyoruz. İmkanlar olursa mesela, Türkmence yayın yapabilmek istiyoruz.” 


Çalışanlarımızın yüzde 60’ı kadın

Suna Tunç: En çok kadın çizgisine önem veriyoruz. Şunu ifade edeyim: Rojava’da eşbaşkanlık sistemi var ya, biz de ona kendi kurumumuzda dikkat etmeye çalışıyoruz. Kadınların çalışmalarımıza katılımı çok yoğun. Diyebilirim ki, çalışanlarımızın yüzde 60’ı kadındır. Ekran yüzlerimizin de önemli bir bölümü kadınlar. Bu, aslında Rojava Devrimi’nin yüzünü ifade ediyor. Devrim de esasen kadın karakterli, kadın öncülüğüyle başladı ve bu sadece basına da değil, tüm alanlara yansıdı.



Heyecanım hiç azalmadı

Bûnyad Cizirî: 12 yıldır televizyonlarda çalışıyorum. Daha önce de iletişim alanıyla bağım olmuştu. İnsanlar hep aynı işi yaptıklarında bir sonra rutinleşir, bezginlik sarar, gelişmeleri durur, daralıp gevşerler ya… Bir süre sonra artık çalışmanın hakkını veremez hale gelirler. Ben her sabah kalkıp kanala sanki ilk defa çalışmaya başlıyormuşum gibi yeni bir ruhla, heyecanla geliyorum. Çünkü bir şey istendiğini biliyorum. Güçlenmemi sağlayan, günlük olarak sonuç almamdır. Televizyon çalışması, diğer çalışmalar gibi de değildir. Hep hızlı cevap olmanız gerekir.

Çalışmanın güçlendirilmesi konusunda eksikler muhakkak oluyor. Ama çalışma sevgisi, bir şeyler verebilme isteği beni zinde tutuyor. Herhangi bir sebeple kurumda olmadığımız zamanlarda bile aklımız, fikrimiz hep kurumda. Nerede basına ihtiyaç varsa oraya gitmeye de kendimi ruhsal olarak hazırlamış durumdayım. Başlangıçtan bugüne benim heyecanım hiçbir zaman azalmadı.



Sürekli ‘Cevap olamadım’ diyorsun

Suna Tunç: Yerinde gördükten sonra şunu fark ediyorsunuz: Aslında biz televizyon olarak gerçekten o mücadeleyi hakkıyla yansıtamıyoruz. Çok ciddi şeyler oldu orada ve olmaya devam ediyor. Maalesef bütün alanlara yetişemiyoruz. Orada Kuzey Suriye Demokratik Federasyonu tartışılıyor; tüm halklara model olacak bir sistem gelişiyor. Özgürlüğe en çok susamış olan yerde, bütün zorluklarıyla birlikte, çok ciddi bir mücadele veriliyor. 

Yayınlarımızda halk konuşuyor, devrimin öncüleri konuşuyor. Orada zaten çok ciddi bir zenginlik var. Eğitim kurumları oluşuyor, özerk sistem oluşmuş durumda, federasyon oluşuyor. Proje oldukça somut. Sadece bunu yansıttığınızda bile zaten ciddi bir aydınlanmaya yol açarsınız.

Hep şunun ezikliğini hissettik: Bir yandan nasıl önemli bir çalışma içinde olduğunuzun farkındasınız. Dışarıdan bakanlar, belki çok böyle bilmiyor ama gelip görünce şaşırıyorlar: Anlık olarak çok fazla görüntü geliyor. Orada çok ciddi bedellerin verildiğini görüyorsunuz. Şimdiye kadar binlerce şehadet var. Ve gerçekten bir haberi veremediğinizde, atladığınızda ya da yetersiz verdiğinizi hissettiğinizde onun ezikliğini hissediyorsunuz. İnsan huzursuz oluyor. Sürekli, “Cevap olamadım” diyorsun.

Her şeyi bırakın: Mesela ekmek, operasyondaki savaşçılara kadar nasıl ulaşıyor? Binlerce kilometrelik bir alana yayılıyor bazı operasyonlar. Hadi banyoyu bırakın; mayını, ölümü de bırakın. Her şeyde bir sürü zorluk var. Sürekli bunları düşünüyorsunuz.

Halk olarak da... Görüntüler geliyor: Çok ciddi bir ambargo var ama yine de bahçesini ekmiş. Dışarıdan bir gözle baktığınızda, “Ne olmuş işte, alt tarafı bir bahçe ekmiş“ diyebilirsiniz. Ama orada bu bile o kadar kıymetli ve o kadar bedelle yapılan bir iş ki. Savaş koşulları içinde, o ağır ambargonun altında bahçesinden beslenmeyi hedefleyen bir yaklaşım çok önemli, çok değerli. Gücüne dayanarak ayakta kalmaya çalışan bir halk var. Siz bunları yeterince vermediğiniz zaman gerçekten huzursuz ediyor. İnsan kendini yetersiz buluyor, sürekli bir cevap olma arayışı oluyor. İnsanlar büyük bir emek veriyorlar ve sizin çalışmalara rahat yaklaşma gibi bir lüksünüz olamıyor.

Sürekli de ayakta olmak zorundasınız. Genelde en geç altı buçuk yedide stüdyoya geliyoruz. Bazen olağanüstü süreçlerde bütün arkadaşları çağırıyoruz. Kimsede de şimdiye kadar itiraz görmedik. Başka şehirlerde bile olsalar kalkıp geliyorlar, sabaha kadar çalışıyorlar. Böyle bir yaklaşım var. Mesela bir yerde patlama olmuş, saldırılar başlamış... Kobanê’de gece gündüz çalıştı tüm arkadaşlar; kimse bunun hesabını yapmıyor tabii ki.


Ronahî’nin en büyük haberi

“Ronahî TV’nin kurulduğundan bu yana imza attığı en önemli haber nedir” sorusuna verilecek cevap, hiç kuşku yok ki herkes için aynıdır. Êzîdîlerin kutsal mekânı Şengal’e yönelik DAİŞ saldırısı başladığında topraklarını savunmadan geri çekilen, halkı çetelerle baş başa bırakan KDP peşmergelerini dünyaya Ronahî duyurmuştu. Ronahî TV adına bölgede bulunan gazeteci Berfin Hezil’in KDP peşmergelerinin “peşine düştüğü” görüntüler, Kürt halkının hafızasına kazındı. Eğer Ronahî TV olmasaydı, dünya ve Kürt halkı belki de bu görüntülerden haberdar olamayacaktı.


Ronahî TV muhabiri Mustafa Mihemed, Minbic’in özgürleştirilmesi için gerçekleştirilen Şehit Komutan Faysal Ebu Leyla Operasyonu’nu en ön saflarda takip ederken patlayan mayın sonucu yaşamını yitirdi. Mihemed, Girê Sipîli (Tel Abyad) bir gençti.




7451

YENİ ÖZGÜR POLİTİKA