Gerçek bir devrim, sıradan insanların silahlanması demektir

Bob Crow Tugayı’nın farklı bir enerjisi vardı hep. Aslında gayet ‘sıradan’lardı; cips yedikleri fotoğrafları veya rap müzik eşliğinde silahlarını temizledikleri videoları paylaşıyorlardı mesela.

08 Mayıs 2017 Pazartesi | Dizi

Bob Crow Tugayı anlatıyor...  Söyleşi: Tuğçe M. Yılmaz / Çeviri: Serap Şen - 1. BÖLÜM


7 ay cephede bekleyen sorular...


Birçoğumuz sosyal medya hesaplarıyla tanıdık onları. İngiltere, İskoçya ve İrlanda’dan devrimcilerdi; Rojava’da savaşıyorlardı ve isimleri de Bob Crow Tugayı’ydı. Fakat sosyal medya hesapları, bundan daha fazlasıydı: Onlar, -kendi deyimleriyle- devrimi hüzünlü olmanın yanı sıra şahsi ve eğlenceli hale de getiriyorlardı.

Bob Crow Tugayı’nın farklı bir enerjisi vardı hep. Aslında gayet ‘sıradan’lardı; cips yedikleri fotoğrafları veya rap müzik eşliğinde silahlarını temizledikleri videoları paylaşıyorlardı mesela. 

Rojava’daki bir evin damında, üzerinde kocaman bir orak-çekiç olan çanak antenin önünde büyük coşkuyla horon teptikleri video ise herhalde en fazla yayılan görüntüleri oldu. O güne kadar da Tugay’dan haberdardım ama o gün söyleşi teklifi götürmeye karar verdim. Twitter’dan bir mesaj yazdım ve heyecanlı bekleyiş başladı...

Ertesi gün mail adreslerini gönderdiler. Söyleşi isteğinin muhtevasını detaylıca anlattığım bir mail yazdım ve olumlu geri dönüş geldi. Bu trafik, 2016’nın Eylül ayında başladı. Soruları gönderdim, uygun zamanda yanıtlayacaklarını söylediler. Bu sırada Rojava’da, farklı cephelerde mücadele de devam ediyordu tabii. Sıkboğaz edemedim; ama bir ay sonra bir hatırlatma maili gönderdim. Yine aynı yanıt: Uygun zamanda...

Bir süre sonra Bob Crow Tugayı’nın da dahil olduğu Enternasyonal Tugay’a saldırı oldu ve Bob Crow Tugayı da bu saldırıya karşı koyan birlikler arasındaydı. Röportaj fikrinden vazgeçtim. Bu koşullarda onları cevaplar için zorlamak, gözüme yanlış göründü.

Birkaç hafta önce ise dayanamadım, bir hatırlatma maili daha yazdım. Gelen mailde, “Sorularını bugün cevaplayacağız” yazıyordu. Bir de “Gelic spas”. Bu süreçteki tüm maillerinde de mutlaka “Heval”, “Serkeftin”, “Spas” gibi devrimin topraklarında öğrendikleri bir sözcük bulundu.

Soruları göndermemizin üzerinden tabii 7 ay geçti; dolayısıyla doğrudan gündeme dair soru yok. Fakat onlar, halen devrimin topraklarında savaşıyor. Sözleri de bir devrimin dünyanın öte ucundan bu insanlara dokunuşundan izler taşıyor.

Bu iki günde devrimin İngiliz, İrlandalı ve İskoçyalı bir grup gönüllüdeki yankısını okuyacaksınız.



Söyleşinin ilk bölümünde Tugay’ın kendini tanıtımına dair sorular ile Tugay’ın adını aldığı Bob Crow’a ilişkin bilgilerin yer aldığı bir yazı yer alıyor...


Bob Crow Tugayı nasıl ortaya çıktı? Bölgede özgürlük mücadelesi açısından nasıl bir önemi var?

Enternasyonalist Özgürlük Taburu’nun (Tabûra Azadî ya Înternasyonal, International Freedom Battalion) çağrısına yanıt verdik ve birbirimizle eğitim sürecinde tanıştık. Belirli bir dönemde EÖT’ye katılmış İngiliz, İskoç ve İrlandalılar olduğumuzu söyleyebiliriz. (https://twitter.com/sypg_rojava?lang=en) Farklı bir hareket değiliz, dünyanın benzer bölgelerinden (Birleşik Krallık ve İrlanda) sosyalistleriz.


Bildiğimiz kadarıyla Bob Crow Tugayı heterojen bir yapıya sahip. Tugayınız nasıl insanlardan oluşuyor?

 İrlanda, İngiltere, İskoçya ve sonrasında da Kanada ve Amerika’dan 20-35 yaş arası işçiler ve işsizler. Özel bir yapımız yok, hepimiz EÖT ve dolayısıyla YPG üyesiyiz. Onların yapısını ve talimatlarını izliyoruz. Epeycemiz şu an TEV-DEM’in bir kolu olan devrimin sivil kanadı Saziya Yekîtî û Piştgiriya Gelan (SYPG, Halkların Birlik ve Dayanışma Bürosu) ile birlikte çalışıyor.


Rojava’ya gelmeden önce savaş tecrübeniz var mıydı?

Yoktu. Gerçek bir devrim, sıradan insanların silahlanması demektir ve biz de öyleyiz. Normal işçi yaşamlarımızı bıraktık ve buraya devrimciler olarak savaş vermeye geldik; kahramanlar, profesyoneller veya paralı askerler olarak değil.


DAİŞ’e karşı ve Rojava bölgesinde ve genel olarak Ortadoğu’da vekil savaşı yürüten devletlere karşı mücadelede motivasyonunuz ne?

DAİŞ’e karşı çözüm halktan gelmeli, emperyalizmden değil. Amerika ve Rusya bunda bir rol üstlenebilir ama son tahlilde esas sorun olanlar, DAİŞ’e sebep olan büyük güçlerin kendisi. Amerika, Afganistan’da SSCB’ye karşı savaşından bu yana Selefi faşizmine sponsorluk yapıyor ve bugün de bu örgütü bölgeyi istikrarsızlaştırmak için kullanıyor. Yalnızca bölgenin kendi halk hareketi bu sorunları çözebilir ve nihayetinde bu, gerçek halk egemenliği ve sosyalizm için büyük yabancı güçlerin etkisinden kurtulmak anlamına geliyor.


Kürt Özgürlük Hareketi ile paylaştığınız ortak nokta sizce nedir?

Epeyce ayrıksı olsa da adanmışlığı, tutkusu ve azmiyle sol hareket için hep bir ilham kaynağı olmuştu; sol hareketlerin dağınıklık içinde olduğu ve birçok yerde emperyalist ekonomi ve emperyalist savaşlarla ezildiği 1990 ve 2001 arası büyük felaket yıllarında kendini muhafaza etmeyi bilmişti. 

Kürt Özgürlük Hareketi’nden alınabilecek temel dersleri şöyle görüyoruz: Başarılı olmak istiyorsanız, devrimciler olarak birbirinize sonsuz bağlılık göstermeniz gerek. Bundan geri düşerseniz yenilirsiniz.


Kadınların tugayınızdaki yeri nedir? Kadın savaşçılar var mı tugayda?

Ne yazık ki buraya bizimle gelen kadın olmadı. EÖT’ye katılıp katılmayacağını sorduklarımız olmuştu ama bu gerçekleşmedi. Ancak kadınların SYPG gibi sivil projelere katılmasına yardımcı olduk ki bu da çok iyi bir şey. EÖT’deki kadın yoldaşlarımız, “Batılı feminizmin kendi mücadeleci tarihini yeniden keşfetmesi gerek, tıpkı 20. yüzyıl başındaki kadın komünistler veya süfrajetler gibi” diyorlar. Onlara katılıyoruz. Bunun ilk adımı en bariz adaletsizliklerle mücadele etmek, tüm kalbimiz ve bedenimizle savaşmak. İşte bu gerçek anlamda ‘bilinç yükseltmek’ olur.


The Independent gazetesine verdiğiniz mülakatta, hareketinizin 21. yüzyılın ilk devrimini savunduğunu söylemişsiniz. Rojava’yı böyle bir devrim olarak tanımlamanızın nedenleri neler?

Bir: Kapitalizme açıktan muhalefet

İki: Kürtlerin ve diğer azınlıkların ulusal kurtuluşu -iktidar tam anlamıyla el değiştirdi, iktidarda olmayanlar iktidara geçti.

Üç: Kadınların kurtuluşu -ve yine, öncesinde son derece belirgin şekilde ezilen kadınlar artık iktidarda.

Dört: Tüm devrimcilerin bu mücadeleye katılmasına yönelik çağrı: Gerçek bir devrimin işareti budur. Geldik, gördük ve şimdi de katıldık.

Beş: MLKP gibi Türkiyeli devrimci grupların desteği, bölgedeki sırf Kürt olmayan diğer ciddi devrimci grupların bunu bir devrim olarak kabul ettiğini gösteriyor.

Dünyanın dört bir yanındaki diğer özgürlük mücadeleleri ve gerilla hareketleri için ne düşünüyorsunuz?

Doğrusu son derece iyi duygular besliyoruz ama halihazırda üstlerindeki polis dikkatini daha da artırmamak için sıralayacak değiliz. Basitçe söylersek: Silahlı mücadeleye inanan devrimci sosyalistleriz ve aynısını söyleyebilecek herkesi selamlıyoruz.


Hareketiniz ile Rojava bölgesindeki diğer sosyalist örgütlerin ilişkisi nasıl?

Çok iyi. Sanıyoruz şimdiye kadar hepsiyle tanıştık. En örgütlü olanı MLKP, ki bu devrimle gerçekten değiştiler ve bu devrimi kendi devrimleri yaptılar. Askeri mücadelenin yanı sıra sivil çalışmaları da var, burada gerçekten insanları çekip çeviriyorlar. Ayrıca Birleşik Özgürlük Güçleri (BÖG) de Türkiye’den en tutkulu ve ilham verici gençlerden bazılarını getirdi, özellikle de inanılmaz genç kadınları. Ve Türkiye’nin bazı bölgelerinde sosyalist ve feminist hareketlerle çok iyi bir bağ oluşturacak. Ancak MLKP, buradaki ilk sol gruptu ve PYD’nin gösterdiği saygıdan da anlaşılacağı gibi en bağlı ve ilham verici olanlar onlar. Hem MLKP hem de BÖG burada birçok şehit verdi; her şeyin ötesinde buna saygımız var.


Büyük Britanya’daki ulusal sorun konusunda ne düşünüyorsunuz?

Birleşik Krallık’taki tüm ezilen ulusların tam bağımsızlığına, Galler ve İskoçya’nın bağımsızlığına, birleşik bir İrlanda’ya ve bir İngiliz Cumhuriyeti’ne inanıyoruz. Britanya İmparatorluğu’nun üzücü ve kötü tarihini gömmenin ve feodal değil cumhuriyetçi değerlerle yeni bir anayasa yapmanın tek yolu bu. Ne isek o şekilde kabul görmek istiyoruz: İrlandalı, İskoç, İngiliz işçileri; Büyük Britanya Birleşik Krallığı’nın ve onun dünya çapındaki ekonomik ve askeri müdahalesinin temsilcileri olarak değil. Aynı sebeple, özellikle de Afrika ve Asya’yı sömürmüş, elit bir emperyalist ticaret bloğu olan AB’ye de karşıyız. Enternasyonalizm, sosyalist olmak zorunda. Kapitalist enternasyonalizm, daha doğru ifadesiyle ‘emperyalist küreselleşme’, kültürlerimiz, geçim kaynaklarımız ve yurtlarımız için ölüm demek.


nedir?

İngiliz, İrlandalı ve İskoç gönüllülerden oluşan Bob Crow Tugayı (BCT), Rojava’da DAİŞ’e karşı YPG saflarında savaşmaktadır. Onlar için “devrimin renkli yüzü” demek pek de yersiz olmaz. Yedikleri cipsleri koydukları fotoğraflardan, silahlarını temizlerken rap müzik eşliğinde çektikleri videolara ve en çok da bir çatıda oynadıkları horona... 

Tugay, Türk basınının saldırılarına da dönem dönem hedef oldu. Mütemadiyen İngiliz ajanı ilan edildiler; tabii Türk basınının dünyanın öbür ucundan bir halkın mücadelesine omuz vermeye gönüllü gelen insanları anlayabilecek bir ufku yoktu. Selamı bile para ile verenlerin enternasyonalist devrimciliği anlaması mümkün değildi.


Bob Crow kimdir?*


Bob Crow Tugayı’nın adını aldığı İngiliz sendikacı, uzun yıllar Demiryolu, Denizcilik ve Ulaşım İşçileri Sendikası’nın (National Union of Rail, Maritime and Transport Workers – RMT) genel sekreterliğini yapmış ve sendikanın mücadeleci çizgisinin oluşmasına önemli katkılarda bulunmuş bir solcu. Britanya’da İşçi Partisi yanı sıra sendikaların da ülkenin en güçlü ve işlevsel demokratik hareketleri olarak yer bulmasında yaşantısının son 20 yılındaki çalışmaları ile Bob Crow’un ciddi katkısı var.

Bob Crow, işçi sınıfına sadıklığı, gece gündüz çalışması ve dünyanın neresinde olursa olsun işçi hareketlerine destek vermesiyle biliniyordu. Komünist Parti üyesi de olan Crow, Lenin ve Stalin’i İngiltere’de savunanlardan biriydi. Yaşamını yitirmeden önce, İngiltere sendikal mücadelesinin son 20 yıldaki öncü isimlerinden biri oldu. Crow, savaş karşıtı gösterilerde sendikal hareketin büyük kitlesel destekler vermesinin de önünü açan isimlerden oldu. Britanya toplumlarının her kesiminden saygınlığı ve dik duruşu ile takdir gören Crow, 2001 yılında ölen RMT Genel Sekreteri Jimmy Knapp’ın yardımcılığını yaptığı dönemde öne çıkmasına ve sermaye basını tarafından hedef gösterilmesine rağmen 2002 yılında genel sekreter oldu.

İstanbul’da, Haziran 2013’te gelişen Gezi Direnişi’ni yakından takip ederek açıklamalar yapan Crow, o dönemde İngiltere’den Türkiye’ye giden heyet içinde iki RMT gözlemcisini de göndermiş ve hazırlanan raporları kamuoyuna sunmaya çalışmıştı. 

Londra Metrosu’nda yaptığı grevler ve elde ettiği başarılar karşısında onunla yüz yüze gelmeye tahammül edemeyen Muhafazakar Partili Londra Büyükşehir Belediye Başkanı Boris Johnson da Crow’un ölümünün ardından, “Üyeleri için çok çalıştı, başarılı işler yaptı” demişti. 

İngiltere’de sermayenin ve özellikle RMT’nin örgütlü olduğu alanlardaki patronların korkulu rüyası Crow, ölümünün ardından şu sözleri ile hatırlanıyor: “Sözünün eri olacaksın, sınıfın için mücadele edeceksin, sosyalizmi kuracaksın.”

Uzun yıllar Demiryolu, Denizcilik ve Taşımacılık Sendikası (RMT) Genel Başkanlığı yapan Bob Crow da Tony Benn gibi 2014’ün Mart ayında bir sabah geçirdiği bir kalp krizi sonucu 52 yaşında hayatını kaybetti.

* Benn, Crow ve Rojava’ya uzanan İngiliz solu; Erem Kansoy; PolitikART


3168

YENİ ÖZGÜR POLİTİKA