O devrimi herkese anlatacağım

Bundan sonraki yaşamımı Kürdistan’sız sürdürmeyi düşünmüyorum. Rojava’da yaşadıklarımı unutmam mümkün değil. En büyük hayalim, dünyanın dört bir yanında Kürtlerin verdiği mücadeleyi anlatmak. Nerede ihtiyaç olursa gidip devrimi anlatacağım.

03 Mayıs 2017 Çarşamba | Dizi

AYNEY ÖCALAN/ROMA


İtalya’da felsefe doktorasını yapan Davide Grasso, DAİŞ’in insanlık düşmanı saldırılarına tanık olduğunda karar verdi: YPG’ye katılıp derslerini vereceğim!

Kürdistan’a önce gazeteci olarak, gözlemlerde bulunmak için gitti; daha sonra Halk Savunma Birlikleri’ne (YPG) katıldı ve Minbic’i özgürleştirmek için yapılan hamlede yer aldı. Bir süre savaştıktan sonra ülkesine geri dönen Brasso, şimdilerde ise gözlemlediği devrimci deneyimi ve başından geçenleri halkına anlatmak için kent kent gezip konferanslar düzenliyor.

Davide Grasso ile YPG’ye katılma hikâyesini, Rojava Devrimi’ne dair düşüncelerini ve izlenimlerini konuştuk.


Bize biraz kendinizden bahsedebilir misiniz? Neden doğrudan Rojava’ya gidip savaşa katılmak istediniz? Başka şeyler de yapabilecekken neden direniş?

Kürtleri tanıma hikayem 1998 yıllarına denk geliyor. Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan 1998-1999’da İtalya’ya geldiği zaman Kürt Özgürlük Mücadelesini yakından tanıma fırsatı buldum. O zamanlar 19 yaşındaydım. Yapabildiğim tek şey, Kürtlerle dayanışma içinde olmaktı.

DAİŞ Kobanê’ye saldırdığı zaman Kürtlerin gösterdiği direniş beni çok derinden etkiledi. Kürtlere ve Rojava’ya ilgim daha da arttı. Oralarda neler oluyor? Direnişçiler bu kadar olanaksızlığın içinde bu gücü nerden alıyor? Bu soruları hep kendime soruyordum. Bu sorularıma cevap bulmak için ilk önce Kuzey Kürdistan’a gittim. Oradan Suruç sınırına kadar geçtim. Suruç’tan da Cizre’ye gittim. Daha sonra Avrupa’ya geri döndüm. 

Kısa bir süre sonra, 13 Kasım 2015’te DAİŞ, Paris’te bir saldırı düzenledi. Paris saldırısı olduğu zaman kendi yaşamıma yönelik bir saldırı yapıldığı duygusuna kapıldım. Bunu yalnız Paris’e yönelik bir saldırı olarak algılamadım. Paris’te ve farklı yerlerde yapılan saldırıları insanlığa karşı yapılan saldırılar olarak algılıyorum. Aynı zamanda özgürlüğümüze, ortak değerlerimize yönelik... 

Ben de DAİŞ’in insanlık dışı saldırılarından sonra Kürdistan’a gidip YPG’ye katılma kararı verdim. Yani YPG’ye katılmaktaki amaçlarım, özgür Kürdistan için bir şeyler yapma isteğim ve DAİŞ‘in Avrupa’ya yönelik saldırılar karşısındaki refleksimdi.


Ne zaman Rojava’ya gittiniz, nerelerde kaldınız? 

2016’nın Mart ayında gittim. Gitmeden önce bazı röportajlar için Filistin’e geçtim. Filistin’den Güney Kürdistan’a, Güney Kürdistan’dan Rojava’ya gittim. Minbic özgürleşene kadar, yani Ekim’e kadar Rojava’da kaldım. Gazeteci olarak gittiğim Rojava’da daha sonra YPG saflarına katıldım. Minbic özgürleşene kadar DAİŞ’e karşı savaştım. Daha sonra birlikte Reqa sınırına gittik.


Rojava’da dikkatinizi ilk çeken ne oldu?

En çok oradaki yaşam tarzı dikkatimi çekmişti. Bütün zorluklara rağmen orada yeni bir yaşam yaratılmaya çalışılıyor. Avrupa’da bazı solcular, orada devrim yapılıyor, her şey toz pembe gibi düşünüyorlar. Sanki orada her şey çok rahat yaratılıyormuş gibi bir yaklaşım, zaman zaman ortaya çıkabiliyor. Bazı Avrupalı solcuların kafasında böyle bir resim var. Bence devrime bu şekilde yaklaşmak doğru değil. Rojava Devrimi’ne bütünlüklü yaklaşmanın önemli olduğunu düşünüyorum. Evet, orada bir devrim var ama bu devrim büyük emek ve fedakarlık isteyen bir devrim. Orada birçok şeyi komple yapman gerekiyor. Bir yandan düşmanına karşı kendini savunmak, diğer yandan sistemini inşa etmek zorundasın. Rojava’da insanlar, günlük pratik olarak özgürleşme mücadelesi veriyor.


Kendinize yakın hissedip etkilendiğiniz arkadaşlarınız oldu mu?

Rojava’da bulunan ve mücadele eden arkadaşların hepsi benim için çok kıymetli ve değerli. Onların duruşu beni çok etkiledi. Örneğin iki Avrupalı arkadaşla tanıştım. Bunlardan biri erkek, biriyse kadındı. Şu an YPG saflarında mücadele veriyorlar. Özellikle daha önce hiç görmedikleri bir coğrafyada verdikleri mücadele ve duruşlarıyla beni çok etkilediler. Bu iki arkadaşta devrime adanmışlığı gördüm. 

Onlar yalnızca bir örnek; ortak mücadele edenlerin hepsi benim çok anlamlı, çok değerli. Hayatım boyunca unutamayacağım çok sayıda insanla tanıştım.


Oradayken İtalya’yı özlüyor muydunuz?

Ülkemi özlediğim zamanlar oluyordu. İtalya’yı çok seviyorum. Ülkemdeki ile Rojava’daki yaşam tarzı komple farklıydı. Özellikle kültürlerimiz arasında büyük farklılıklar var. Bizde geceleri arkadaşlarınla dışarı çıkıyorsun, partiler düzenliyorsun, buna benzer etkinlikler var. Ama Rojava ve Ortadoğu’da daha farklı sosyal ve kültürel aktiviteler var. 

İlk başta oradaki yaşama adapte olmakta biraz zorlandım. Zamanla oradaki insanları tanımaya başladıkça adaptasyon sorununu çözdüm. Kültürlerimiz farklı olsa da oralara gidip orada yaşayan halkların kültürünü tanımak benim için çok güzel bir deneyim oldu. Aynı zamanda Rojava ve Ortadoğu halkları, tarih boyunca yaşadıkları baskı ve zulümler karşısında kültürlerini koruma direngenliğini gösteriyorlar, bunu gördüm. Rojava’da DAİŞ ile savaşmanın yanı sıra tarihin en eski kültürünü tanıma fırsatı buldum. 

Avrupa’da yaşayan herkese önerim, oralara gidip tarihin en eski halkı ve kültürünü görüp tanımalarıdır. Özellikle şu açıdan çok iyi oluyor: Avrupa her şey değildir. Oralarda yaşayıp tecrübe sahibi olmak, gerçekten çok güzel bir duygu. 

Rojava’dayken ailemi, İtalya’daki arkadaşlarımı özlediğim zamanlar da oluyordu. Savaşırken, eğer sağ kalırsam ailemi ve arkadaşlarımı tekrar görmeyi istiyordum. Fakat Rojava’ya gitmek, orada insanlık düşmanlarıyla savaşmak, güzel bir duyguydu. Benim için güzel bir tecrübe oldu. Herkesin böyle bir deneyimi yaşamasını tavsiye ederim. 


Şimdi ne tür çalışmalar yürütüyorsunuz?

Rojava’daki mücadeleyi anlatmak için İtalya’da birçok konferans ve seminer düzenliyorum. Düzenlediğimiz konferanslarda Suriye’de Kürtlerin öncülüğünde yaratılmak istenen yeni yaşamı, yani Demokratik Konfederalizimi anlatıyorum. Yine YPG’yi anlatıyorum. Önümüzdeki aylar, İtalya’da konferans gibi çalışmalar açısından yoğun olacak. 

Rojava’da yürütülen mücadeleyi ülkemdeki insanlara farklı yollardan aktarmaya çalışıyorum. Şu anda özel bir proje oluşturmuş değilim ama bundan sonraki yaşamımı Kürdistansız sürdürmeyi düşünmüyorum. Kürdistan hep yaşamın merkezinde olacak. Özelikle Rojava’da yaşadıklarımı unutmam mümkün değil. 


Öcalan’ı nasıl görüyorsunuz?

Abdullah Öcalan’ın insanlık için çok önemli bir lider olduğunu düşünüyorum. Aynı zamanda önemli bir politik kişilik. Abdullah Öcalan, yalnızca kendi halkı için bir mücadele ruhu yaratmadı; bununla birlikte yeni, alternatif bir yaşam sistemi de oluşturuyor. Hapiste, bütün imkansızlıklara rağmen Kürt halkını kendini savunma sistemlerini ve buna göre yeni bir yaşamı yaratmak yönünde yönlendiriyor. 

Bir eksiklik yaşandığında Öcalan, büyük bir cesaretle sorunun üzerine gidip eleştiriyor. Bu çok önemli. Bu yaklaşım, insanlara eleştiri ve özeleştiri yapma konusunda cesaret veriyor. Eleştiri ve özeleştiri yapmak, insanın kendini daha iyi tanımasına da yardımcı oluyor. Yine kendi kişiliğini daha yakından tanıma fırsatı buluyorsun. Öcalan, kendi kişilik değişimiyle toplumun değişimini paralel yürütmeyi esas alıyor. 

Burada dikkat ederseniz Öcalan, komple bir mücadele yürütüyor. Bunu birçok yönden görmek mümkündür. Kadın mücadelesini buna örnek gösterebiliriz. Yine buna benzer konuları parçalı değil komple ele alıyor. Bütün bunlardan dolayı da önemli bir lider. Yalnızca Kürtler açısından değil, aynı zamanda bizim için de önemli; bütün insanlık için önemli bir lider olduğunu söyleyebilirim.


Kürt halkını yakından tanıma fırsatınız oldu. Kürtler arasındaki farkları da gözlemlemeyebildiniz mi?

Kürdistan’ın farklı parçalarına gittim. Kürtlerin halk olarak farklıkları var. Bu farklıkları olumlu görüyorum. Burada karşımıza kültür ve lehçeleriyle zengin bir halk çıkıyor. Rojava’dayken Güney Kürdistan, Kuzey Kürdistan, Rojava ve Rojhilat’tan arkadaşları tanıma fırsatı buldum. Diller arasında belki farklar var, bu da onların zenginliğinliğinden kaynaklanıyor. Burada asıl olumsuz olan, bazı partilerin kendi çıkarları için kendi halklarına saldırması. 

Rojava’da bir mücadele var. Kürdistan’ın diğer parçalarında da Kürtler, haklarını elde etmek için mücadele ediyor. Güney Kürdistan’da ise bazı partiler, Kürtlük adına kendi halklarına saldırıyor. Gidip Erdoğan’la görüşüp, gelip kendi halkına zulmediyor. Yani Erdoğan’ın Türkiye’deki rolünü gelip Kürdistan’da uyguluyor. Kürtler arasındaki en büyük olumsuz fark budur. 

Kuzey Kürdistan’da birçok kişiyle konuştum. Bazı örgütler Kürtlerin haklarına sahip olması için mücadele ederken bazıları da Erdoğan’la görüşüp bireysel çıkarlarını düşünüyor. Dışarıda Kürtleri savunuyormuş gibi görünüyorlar ama diğer yönüyle kendi çıkarları için her şeyi yapabiliyorlar. Hatta DAİŞ zulmüne karşı mücadele verenleri dahi öldürebiliyorlar. Bu kesim, kendi değerlerinden uzaklaşıp Türk devleti gibi olmak istiyor. Bunu yapmak, onlar için daha rahat ve kolay oluyor. 

Kürtlerin büyük bir kesimiyse düşmanına karşı mücadeleyi seçiyor. Onurlu Kürtlere bırakılan tek mücadele alanı olan silahlı mücadeleye katılıyorlar. Rojava’yı örnek verecek olursak, orada gördüğüm Kürtler gerçek bir devrim yapmak istiyor. Onlar, Ortadoğu’da bulunan diğer halklarla barış içinde yaşamak istiyor. Orada yalnızca kendi halkları için mücadele etmiyorlar, aynı zamanda baskı altında olan diğer halklar için de mücadele veriyorlar. Bütün zorluklara rağmen demokratik konfederalizmi inşa etmek istiyorlar. 

Barzani, halkların yaşadığı acılar konusunda empati kurmuyor. Yani yanı başındaki insanların yaşadığı acıları hissetmiyor. Halkların özgürlüğüne ilgi göstermiyor. Şu anda yaptığı tek şey, çıkarları için Türkiye ve Erdoğan’ı desteklemek. Buna peşmergelerin Şengal’e saldırısını da örnek gösterebiliriz. Bu insanlara yardımcı olacağına, destek vereceğine saldırıyor. DAİŞ saldırısı sırasında mağdur olmuş bu insanlara destek vereceğine, onların yerine Türk devletini destekliyor. 

Kürtler arasındaki en büyük fark, bir taraf direnirken diğer tarafın çok rahat bireysel çıkarları için her şeyi yapabiliyor olması. Bence Kürtler arasındaki asıl olumsuz fark bu. Dil ve kültür farkları ise birer zenginlik. 


Rojava’ya gidip kalmanıza İtalya’daki çevreniz ve aileniz nasıl tepki verdi?

Ailem gideceğimi öğrendiğinde çok endişelendi, kabullenmeleri zor oldu. Onlar için zor bir durumdu. Zaten Ortadoğu ülkelerine gideceğimi duymaları, endişelenmeleri için yeterliydi. Hele bir de savaşa gittiğimi öğrenmeleri, hem arkadaşlarım hem ailem için zor oldu. 

YPG’ye katılıyorum, savaşa gidiyorum, geri dönememe ihtimali var. Devrim mücadelesi yürütülürken şehit olunuyor. Bütün bunları kabullenmeleri zor oldu. Bu durum bütün aileler için zordur. Bazı yerler devrimi biliyor. Savaşı görmüş, yaşamışlar. Belki onlar için bu durumu anlamak çok zor olmayabilir. Ama bizimki gibi aileler için durumu kabullenmek biraz daha farklı oluyor. Avrupa’da yaşıyorlar. Rahat bir yaşamları var, savaşı görmemişler, düzenlerinin bozulması onlar için daha da zor.


Peki gündeminde tekrar Rojava’ya gitmek var mı?

Önce İtalya’da devrim hakkında bilgilendirme yapmak istiyorum. Medya, yaşananları tam yansıtmıyor. Batılılar Ortadoğu’da, Mezopotamya’da ve Kürdistan’da ne olduğunu bilmiyor. Oralarda olanlar doğru bir şekilde buralara yansımıyor. Örneğin Şengal’e KDP saldırdı, bu doğru dürüst görülmedi. Yine Minbic ve Reqa’da olan mücadeleyi yetersiz yansıtıyorlar. Burada aslolan gidip devrimi gören, devrimi yaşayan birilerinin onlara oradaki gerçeği anlatması. Ben de bunu yapmak istiyorum. 

Tabii bunu gidip Kürdistan’da da yapmak istiyorum. Yine dünyanın dört bir tarafına gidip Kürtlerin verdiği mücadeleyi anlatmak istiyorum. En büyük hayalim budur. Nerede ihtiyaç olursa oralara gidip devrimi anlatacağım. 


Şimdi ne tür çalışmalar yapıyorsunuz?

İtalya’da konferanslar yapıyorum. Bu konferanslarda Suriye’de DAİŞ’e karşı verilen mücadeleyi, Rojava Devrimi’ni anlatıyorum. Konferansları özellikle üniversitelerde, okullarda yapıyorum. İtalya’nın birçok tanınmış üniversitesinde konuşmalar yapacağım. Bu konuşmalarımda Rojava Devrimi’ni anlatacağım. 

Rojava Devrimi’ni anlatınca bana yüzlerce soru yöneltiyorlar. Tartışmalar genelde güzel geçiyor. Şunu görüyorum: Öğrenciler ve konferansa katılanlar çok merak ediyor. Yaza kadar bu çalışmamı sürdürmeyi ve konferansları İtalya’nın her yerinde yapmayı düşünüyorum. 

Şimdiden birçok üniversiteden davetiye alıyorum. Bunlar arasında Venedik, Roma, Napoli, Palermo var. İnsanlar çok merak ediyor, hatta orada yaşananları anlatmam için küçük köyler dahi beni davet ediyor. Beni görünce, “Bu kişi Suriye’ye gidip DAİŞ’e karşı savaşmış” diyorlar, bundan etkileniyorlar. Bazen kafeleri bile toplantı ortamına çeviriyoruz. 


Toplantılarda en çok neyi merak ediyor insanlar?

Gerçek devrimin nasıl bir şey olduğu... Devrimin formu nedir? Devrim neyi değiştirdi, neyi değiştiriyor? Komün nedir? Komünler kendilerini nasıl organize ediyor? Çalışmalarda nasıl zorluklarla karşılaşılıyor? Kantonlar gerçekte neyi ifade ediyor? Orada olup biten her şeyi öğrenmek istiyorlar.

İnsanlar Rojava Devrimi’ni duymuş ama içeriğini ve işleyişini bilmiyor. Daha çok Rojava Devrimi nedir, nasıl işliyor, bunu anlatıyoruz.

Yine oradaki insanları da merak ediyorlar, onların kim olduğunu öğrenmek istiyorlar. Suriye İç Savaşı konusunda çok ayrıntı bilmedikleri için biraz buna dair ayrıntıları da anlatıyorum. Anladıkça da yaşananlara daha fazla anlam veriyorlar. Çünkü basın, sadece “Suriye’de savaş var” diyor ama orada gerçekte neler olduğunu anlatmıyor.


Kürt Özgürlük Hareketi’ne teşekkür ediyorum

Rojava’da savaşanlar, daha iyi bir dünya istiyor. Konfederal sistem, bu isteğin ürünü. Ben Kürt Özgürlük Hareketi’ne çok teşekkür ediyorum, orada özgürlük için mücadele eden herkese teşekkür ediyorum. Daha iyi bir yaşam için hiçbir kaygıya kapılmadan canlarını verenleri minnetle anıyorum. Benim için Rojava çok önemli. Orada edindiğim tecrübe, gördüğüm yaşam tarzı... Hepsi çok anlamlıydı. Çok şey öğrendim. Öğrendiklerimin en önemlisi, demokratik konfederalizmdi. Değişim için bunu ileride Avrupa’da da uygulayabiliriz.


3803

YENİ ÖZGÜR POLİTİKA