Direnen kadınların hikayesi

“Mücadele içerisinde tanıklıklarım, gözlemlerim, tanıdığım kadınlar ve onların bende yarattığı duyguların toplamı her defasında aslında ezgilerle buluştu. Şarkılarım, etkilendiğim farklı hikayelerden oluşuyor. Bugüne kadar biriktirdiğim hikayeleri şarkılara döktüm diyebilirim”

20 Nisan 2017 Perşembe | Kültür-Sanat

SELMA AKKAYA / PARİS


Sanatçı Rotînda Yetkiner’in, Berîvan Ari, Astarê, Zelal Arya, Xece, Zelal Gökçe, Meral Tekçî ve Şengül Pak ile birlikte seslendirdiği ‘Jin û Jiyan’ albümü Mir Multimedia etiketi ile 8 Mart’ta raflarda yerini aldı. Îştar’la tarihe, Dilan’la kadın coşkusuna, Tekoşin’le mücadelenin özgürlüğe uzanıyor sanatçı. Kadın öykülerinin, duygularının ezgiyle buluştuğu albüme dair Rotînda ile konuştuk. 

Albümün hikâyesinin 1992’de başladığını belirten Rotinda, “Mücadele içerisinde tanıklıklarım, gözlemlerim, tanıdığım kadınlar ve onların bende yarattığı duyguların toplamı her defasında aslında ezgilerle buluştu. Şarkılarım, etkilendiğim farklı hikayelerden oluşuyor. Bugüne kadar biriktirdiğim hikayeleri şarkılara döktüm diyebilirim” dedi.

‘Kendi hikâyeleri’

Albümün kadınların yoğun ilgisi, maddi ve manevi desteğiyle yaşam bulduğunu aktaran Rotinda, “Bu projede Kürdistan’da yaşanan kadın hikayelerini, acılarını, kadınların özgürlük hareketi ile dönüşümünü, kendi hikayelerini dinleyecekler insanlar” diye kaydetti.

Albümdeki ‘Dilşo’nun akrabası olduğunu, ‘Bûm Jin’ şarkısının ise PKK’yi tanımasıyla birlikte yeniden yaşamını filizlendiren bir kadının öyküsünü anlattığını kaydeden sanatçı, devam etti: “Başka bir stranda bereketin, bolluğun ve yaratıcılığın tanrıçası Îştar var. Önderliğin demokratik cumhuriyeti anlatan kitabı beni çok etkiledi. Kendimi içinde buldum, bana yakın fikirler. Beni besleyen ve geliştiren fikirler.”

Dayik, Wenda, Tekoşîn

Rotinda’nın albümündeki ‘Dayik’, ‘Wenda’ ve ‘Tekoşîn’ parçalarıyla insan, Kürt kadınlarının haksızlığa, ayrımcılığa, baskıya karşı mücadelesinin tarihine uzanıyor. Rotinda, şöyle anlatıyor: “Gerilla saflarında çatışan kadınlar var. Hem erkek egemenliği karşısında hem de düşman karşısındaki direnişi birleştirerek özgürlüğe uzanan bir yol. Tarihten gelip Arîn’e uzanan ve zirveleşen hikayelerin toplamıdır bu öykü. 13 yaşındaki Botanlı bir kızın hikayesinden etkilendim. Yaşlı bir adamla evlendirilen bir çocuk. Ardından o yaşlı adamın yanından kaçıp 15 yaşında gerillayı tanıyor. Halen yaşayan ve gerilla olan bir kadının öyküsü. Ve onun yaşadıklarını yaşayan binlerin öyküsüdür aynı zamanda ‘Bûm Jin’...”

Sakine Cansız da var

Rotinda, Sakine Cansız’ı da unutmamış, albümde onunla ilgili de bir şarkı bulunuyor. Cansız’ı mücadele içinde tanıma fırsatı bulduğunu anlatan sanatçı, şöyle devam ediyor: “Üniversitede okurken ilk olarak Sakine’nin adını duydum. Onun ilk fotosunu biri getirmişti. Daha sonra biz onu arma yapmıştık. Bir kadın olarak da güzel buluyordum. Cezaevinden çıktığı süreçte tanıdım. Duruşu, kendine olan güveni... Mücadelenin içerisinde kadındı. O militan olunca kadınlığını bırakmadı. Kadın olsaydım onu örnek alırdım. Önderlik ve ülke sahasında, Kültür’de birlikte çalıştık. Benim için çok farklıydı. Onun şehadetine halen inanmıyorum. Sadece mekan değiştirdi. Kürtler için bir efsaneydi.” 

Dilan

‘Dilan’ şarkısında bütün zorluklara rağmen dünyaya örnek olan bir kadını anlattığını belirten Rotinda, “Kanunlara sıkışmış kadın özgürlük tanımı var. Ama buna özgürlük diyemeyiz. Kürt kadınları binlercesi kendini feda ederek özgürleşti. Ben buna tanık oldum. O coşkusunu anlatmaya çalıştım. Kadın olmak ve kadın kimliğinle özgür olmak istiyorsan, bir coşku gerekir. Dilan, bu coşku ve başkaldırıdır. Bir çağrıdır aynı zamanda, kadının ağzından” diyor. 


Konserler düğünlerden de kötü!

Müzikte son yıllarda yaşanan nitelik kaybına ilişkin Rotinda, şunları söylüyor: “En büyük sebebi politik ortamın yıllarca popülist ve arabesk müziği eleştirmesine karşın bunun üreticisi durumuna gelmesi. Popülizm ve arabesk öne çıkıyor. Ki bunu çok eleştiririz. Ama pratikte popülizmi ve arabeski canlandıran bir politika var. Maalesef bu karmaşanın içerisinde sanat yapmak lüzumsuz geliyor. Kalıplaşmış, sanatsal üretimin çok gerisinde sloganlaşmış ürünler öne çıkıyor. Örneğin doksanlı yıllarda her konsere giderken dört-beş kazak giyiyorduk. Düşman baskısı vardı, sürekli dayak yiyorduk. Ama coşkumuzdan bir şey kaybetmiyorduk. Bugün konserlerin niteliği o kadar düştü ki düğünlerin bile gerisinde. Bu nedenle bir coşku ve mutlulukla bu alanlara gidemiyoruz.”


Kulaklar kirlendi, müzik popülist

İnsanların kulakları kirletildi. Müzik ve sinema da aynı şekilde. Arabeskleşti. Çalıntı ve uydurma sözler, aşırı slogansı sözler sanat olarak sunuldu. Bu aynı zamanda yeni kuşakların hevesini kıran bir bir şeye dönüştü. 

Bu konuda Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan, kendisi için yapılan şarkıları eleştiriyordu. “Çocuklara bir şey anlatılır gibi” değerlendirmesinde bulunuyordu. Şehitlere, Önderliğe dair şarkılar dahi bir halay modunda yapılıyor. Basite indirgeniyor. 30 yıldır şarkı söyleyenler, müziği ve notayı bilmiyor. Söylediği şarkının anlamını bile bilmiyor.  Bu anlamda ciddi bir popülist kayma söz konusu. 


Gerçek sanatı var etmek gerek!

90’lı yıllardan sonra Kürt Özgürlük Hareketi’nin halklaştığına dikkat çeken Rotinda, gerillada ve ideolojide gerçekleşen büyük dönüşümün sanat alanında gerçekleşmediğini iddia ediyor ve ekliyor:

“Sosyalist sanatçı, partili sanat, sosyalist sanat diye bir şey yoktur. Sanatın kendisi bir ideolojidir. Ben sosyalist isem sanatı o anlamda üretirim. Sanatı sınıflandırmak kadar hatalı bir şey yok. Bundan çok şey kaybettik. Müslüm Gürses’i piyasadaki birçok kendini devrimci gören sanatçıdan daha dürüst ve üretken buluyorum. Onun çizgisi belliydi. Ama yaşam ve üretimiyle onun kadar olamayanlar, artık belirleyici oluyor. Bu sorun. Sanat ve sanatçıya, üretime, nitelikli çalışmalara daha geniş yer vermek gerektiğini düşünüyorum. Popülist ve arabeskleştirilen sanata karşı, sanatın gerçek yerini var etmek için bir çaba gerekiyor. Basına da bu anlamda büyük iş düşüyor ama basın da yeterince görmüyor. Oysa bu üretimi yaygınlaştıracak, önünü açacak temel araçlardan biri basın.”Direnen kadınların hikayesi




1212

YENİ ÖZGÜR POLİTİKA