TUĞÇE YILMAZ: ÇHD YÖNETİCİSİ AV. HASAN EREN UYARDI: Yeni bir 19 Aralık hazırlanıyor

Tutuklu ve hükümlülerin birçok hakkı gasp edilmiş durumda. Havalandırma, spor ve revir haklarının hiçbirini kullanamıyor çoğu. İşkence, 15 Temmuz’dan beri inanılmaz bir oranda arttı ve bunun sonu yok.

07 Nisan 2017 Cuma | PolitikART

OHAL’le birlikte cezaevlerinde artan baskı ve şiddeti, tutsaklara yönelik kötü muameleyi ve dört bir yanda başlayan açlık grevlerini KHK ile kapatılan Çağdaş Hukukçular Derneği’nin İzmir Yönetim Kurulu Üyesi Av. Hasan Eren ile görüştük.


OHAL’den sonra cezaevlerinde nasıl değişiklikler oldu?

Cezaevlerine OHAL uygulamaları önce avukatlar üzerinden yansıdı. Tabii önce Fethullahçı avukatlar üzerinden. Sonrasında FETÖ davasından tutuklananlara. Tüm siyasi tutsaklara görüş esnasında zaman sınırlaması getirildi. 1 saatlik görüş süreleri 20-30 dakikaya indirildi. Bu resmi bir uygulama değil tabii. İnfaz memurları tutukluyu hücresinden çıkarırken darp ediyor örneğin, üstünü arıyor ve bunlarla görüş süresini kısaltmaya çalışıyor. Müvekkil yanımıza geldiğinde görüş süresinin yarısı gitmiş oluyor neredeyse. Sonrasında ise “Görüş bitti” deyip gelebiliyor. Başta önce Fethullahçılara yönelikken sonra tüm siyasilere yansıdı bu uygulama. FET֒den yargılananlara ise daha sert bir muamele söz konusu. Sözgelimi kamera getirileceği söylenmişti ve getirildi de. Avukat görüşmeleri gayet mahremken kamerayla ve gardiyanla izlenen, dinlenen görüşmelere dönüştürüldü. Bu uygulamanın tüm tutsaklara getirileceği söylenince herkes tepki gösterdi ve uygulama geri çekildi. Ama biz hâlâ kendi defter ve kalemimizle cezaevine giremiyoruz. Girişte aramaya tabi tutuluyoruz ve kalemlerimiz alınıyor. 


Tutsaklardan gelen mektuplarda ve yaptığınız görüşmelerde en çok göze çarpan ne?

Tutuklu ve hükümlülerin birçok hakkı gasp edilmiş durumda. Havalandırma, spor ve revir haklarının hiçbirini kullanamıyor çoğu. İşkence, 15 Temmuz’dan beri inanılmaz bir oranda arttı ve bunun sonu yok. Revir hakkı en temel haklardan biriyken işkenceden sonra revire götürülmüyor tutsaklar. Götürüldüklerinde de örneğin yüzünde postal izi var; ama doktor darp raporu vermiyor. 

Bunlar sadece FET֒den yargılananlar için değil tüm siyasi tutuklular için geçerli. Yüzünde postal izi varken, vücudu morluk içindeyken işkenceye uğradığına dair rapor alamıyor siyasiler. Dışarıyla iletişim de kısıtlandığı, engellendiği için çoğu zaman ailelerinin dahi haberi olmuyor. Çünkü ya mektuplarında bunları anlattıkları yerler kesilip biçiliyor ya da mektup yekten gönderilmiyor, ulaştırılmıyor. 

Görüş zamanlarında tanık oluyoruz bunlara. Keza aileler ve yakınları da o zaman görüyor tutukluların işkenceye uğradıklarını. Mektup ve faks hakları da tamamen gasp edilmiş durumda. Kitaplara da keyfi olarak el konuluyor. İçeri Semavi dinlerin kitapları hariç kitap sokmak yasak, yeni bir uygulama bu da ve yine keyfi. Gazeteler de alınmıyor. Şakran’da Cumhuriyet gazetesi veriliyor ama diğerlerinde gazetelere de yasak getirildi. 


Cezaevi raporlarına göre çıplak arama, taciz ve işkence vakalarında büyük oranda artış var. Bunlar neden gündem olmuyor?

Çıplak arama, cezaevlerindeki en yaygın uygulama. Geçtiğimiz aylarda bir cezaevinden İzmir’deki bir cezaevine sürgün edilen tutsak, 3-4 kez çıplak aramaya maruz kalıyor. Sürgün edildiği cezaevinden çıkarken, buraya getirildiğinde ve buradaki hücresine yerleştirilmeden önce… Tutsak çıplak aramaya itiraz ettiğinde ise direkt darp ediliyor. İşkenceye evrilen süreç bu kadar basit aslında. Yasal olmayan bir uygulama talep ediyor, tutsak direniyor ve işkence başlıyor. 

Hakaret, küfür ve her türlü aşağılama ise ayyuka çıkmış durumda. İnsanlık dışı bir muamele var siyasi tutuklulara karşı. Son bir buçuk aylık süreçte ise işkence ve taciz vakaları daha da artmış durumda. Siyasilere yönelik raporlanmış bir tecavüz vakası yok, yalnız adli bir tutsağın devam eden soruşturması var. Cezaevi yönetimi tutuklunun tecavüze uğradığından haberdar ama buna göz yumuyor. Tutuklu 3-4 kez benzer vakalara maruz kalıyor. 

Dediğim gibi son bir buçuk aylık süreçte her uygulama daha sıkı ve daha sert uygulanıyor. Sürekli genelge yayınlanıyor. Fethullahçılara yönelik gibi gösterilen uygulamalar –yine hukuksuz– tüm tutsaklara yöneltilmeye çalışıyor. Gündem olmuyor çünkü cezaevlerindeki gelişmelerden biz dahi zor haberdar oluyoruz. Görüşe gitmedikçe öğrenemeyeceğimiz şeyler yaşanıyor. 


15 Temmuz’dan sonra yaşananlarla ilgili bilgi verebilir misiniz?

Cezaevlerinde işkence her zaman vardı ama arttı. Müdüriyet göz yumuyor bunların tümüne, zaten bir nevi danışıklı dövüş. Siyasi tutsaklarda uygulayamadıkları her şeyi adlilere yaptırmaya çalışıyorlar. Ajanlık, iki hükümlüyü birbiri üzerinde baskı aracına dönüştürme vs. 

Görüşme sürelerindeki kısıtlamaların yanı sıra tutsakların havalandırmaya çıktığı alanın üstüne tel çektiler. Kırıklar F Tipi’nde başlattılar bunu, Şakran’da da uyguladılar. Müebbet hapis cezası alan var, yıllardır tek görebildiği o alandaki gökyüzü. Onu da engelliyorlar ve bunu neden yaptıklarını sorduğumuzda hiçbir yanıt alamıyoruz. 

Disiplin cezaları var sonra. Bu cezalar nedeniyle tutukluların içeride kalacakları süre uzuyor maalesef. Tutsağın işkenceye direnmesi bile disiplin cezası kapsamına alınabiliyor. Zaten koğuş aramalarında dahi şiddete başvurmaya başladılar. Tutuklu ve hükümlülerin özel eşyalarının parçalandığı bir koğuş araması düşünün. Kim, neden ses çıkarmasın ki buna? Avukat görüşmesindeki aramada bile şiddete maruz kalıyorlar. Tutuklu bir geliyor, kolunu sıkıp morartmışlar. “Acı çektirmek için etlerimizi sıkıyorlar” demişti bir tutuklu. Ve son genelgelerle yine keyfi olarak sundukları “kimlik dayatması” var. Tutsakların kim olduğu, hangi davadan yattığı, kaç yıl cezası olduğu herkes tarafından biliniyor zaten. Hücrelerinin kapılarında hepsinin isim ve soyismi var ama bir de kimlik veriyorlar. Tutuklular bunu kullanmayı reddettikleri için de disiplin soruşturmasına maruz kalıyor. Kimlikleri henüz görmedik; ancak tutuklular kimliklerin üzerinde isim, soyisim ve “terörist” gibi ifadeler yer aldığını söylüyor.


Peki açlık grevleri? Şu an birçok cezaevinde tutsaklar açlık grevinde.

Şu an Şakran, Sincan, Van ve diğer birçok cezaevinde açlık grevleri başlamış durumda. 30 günü aşanlar var, süresiz-dönüşümsüz olanlar var. Şakran T2 koğuşunda 8 kişi, T3’te 5 kişi, T4’te 8 kişi, kadın koğuşunda da 5 kişi açlık grevinde. Başlangıçta bir ay gibi bir süre belirlenmişti; ancak tutsakların koşullarında herhangi bir iyileşme yok. Düzenli olarak tansiyonları ve kiloları ölçülüyor. Kilo kayıpları başladı. Erkeklerde ortalama 7 kilo kayıp varken, kadınlarda bu kayıp 3 kilo. Haklı talepleri var bu insanların. Baskı ve şiddete maruz kalmamak, işkence görmemek, iletişim hakkının gasp edilmemesi, revir hakkı gibi temel haklarını kullanmak istiyorlar. Şakran Cezaevi’nde tutukluların, “cezaevindeki hak ihlallerinin son bulması ve koşulların düzeltilmesi”, “PKK Lideri Abdullah Öcalan ve yanındaki tutuklular üzerindeki tecridin kaldırılması, müzakere koşullarının sağlanması” talepleriyle başlattıkları süresiz-dönüşümsüz açlık grevi var örneğin. Endişeliyiz, çünkü dönüşü olmayan hasarlar başlayabilir; açlık grevleri ölüm oruçlarına dönüşebilir. Cezaevi yönetiminin ve dolayısıyla iktidarın cezaevlerine yönelik zorlayıcı tavırlarından, keyfi uygulamalarından vazgeçmesi gerekiyor.


Cezaevlerine yönelik bir operasyon bekliyor musunuz?

20-30 senedir cezaevinde olan insanlar var, 12 Eylül’ü gören var, ilk defa cezaevinde bu kadar sert muameleye maruz kaldıklarını söylüyorlar. İktidarlar her zaman ilk cezaevlerine müdahale ediyor çünkü. İçeriye yönelik tavır dışarıda yapacaklarına dair fikir veriyor her zaman ve bunun göstergesi oluyor. Tutukluların hepsi bir operasyon bekliyor zaten. Yemek yemeyenler var, zehirleyeceklerini düşünüyorlar. 


Yeni cezaevlerinin açılmasıyla ilgili ne düşünüyorsunuz?

Cezaevlerindeki insan sayısının artışı suç oranıyla alakalı değil. Şu an iktidar karşıtı söylemde bulunan herkes tutuklandığı için içerideki insan sayısı artmış durumda. 3 kişilik koğuşta 8 kişi kalan var. Yatak dahi vermiyorlar bu insanlara. Yerde yatmak zorunda kalan tutuklular var. Bu sürdürülebilir bir durum değil. Bir devlet politikası. Tutsakları isyana zorluyorlar. İsyan çıkınca da 19 Aralık gibi bir operasyonla bastıracaklar muhtemelen. Cezaevleri her şekilde bir isyan veya operasyon görecek. Aksi şu an için mümkün görünmüyor. 



437

YENİ ÖZGÜR POLİTİKA