Avrupa Kürt İşverenler Derneği Başkanı Naim Kılıç: Avrupa’da yüz bin Kürt işveren var

Avrupa’da AKEE’nin verilerine göre yüz binden fazla Kürt işveren var ancak aynı düzeyde bir örgütlülükten bahsetmek mümkün değil. Avrupa Kürt İşverenler Derneği Başkanı Naim Kılıç, Kürt işverenlere birlik çağrısı yaparak, “Birlikte çalışma, aynı zamanda Kürdistan kimliğinin ve Kurdî renklerin öne çıkmasını da sağlayacaktır” diyor.

15 Mart 2017 Çarşamba | Dizi

RAMAZAN MARANKOZ / WEINHEIM


Avrupa Kürt İşverenler Derneği’nin (AKEE) tahminine göre Avrupa’da farklı sektörlerde 100 binden fazla Kürt işveren var. Ağırlıklı olarak döner, inşaat, tekstil, kuru gıda toptancılığı, içecek, nakliyatçılık gibi alanlarda çalışıyorlar. 

2013 yılında kurulan ve Avrupa genelinde Kürdistanlı işveren ve yatırımcıların örgütlenmesi için çalışmalarını sürdüren AKEE Başkanı Naim Kılıç, “Avrupa’da henüz her branşta kendisini besleyen, hammaddesinden pazarlamasına kadar tüm ihtiyacını karşılayan bir Kürt sermayesinden bahsetmek mümkün değil” diyor. Kürtlerin kendi kimlikleri ve renkleriyle ticari alanda yer almasının önemine de işaret eden Kılıç, “Eğer Kürdistanlılar kendi kimlikleri ile uluslararası sermaye ve ticaret piyasasına girerse, ekonomik ilişkilerini ona göre geliştirirlerse Kürt kimliğinin, kültürünün öne çıkmasına çok büyük bir katkı sunarlar” diye belirtiyor.

Kılıç ile AKEE‘nin çalışmaları, Kürdistanlı işverenlerin örgütlülüğü ve Kürdistan ekonomisi üzerine konuştuk. 


Avrupa Kürt İşverenler Derneği ne zaman kuruldu? Çalışmaları hakkında kısaca bilgi verebilir misiniz? 

Çalışmalarına 2013 yılında başladı. Kürt işverenlerle tek tek görüşerek, fikirlerini de alarak böylesi bir çalışmanın gerektiği fikrine ulaştık. Ortak bir fikrin ürünü olarak 2013 yılının Ekim ayında AKEE’nin resmi kuruluşunu 40 kişilik kurucu üye sayısı ile yaptık. Kuruluş kongresinde seçilen yönetimle çalışmalarına başladı. Bugüne kadar da çalışmalarını adım adım ilerleterek sürdürüyor. 

 

Kürt işverenleri ve sermayesinin potansiyeli nasıl?

Bu konuda şöyle bir sorunumuz var: Maalesef Avrupa’daki insanlarımız Türk kimliğine sahipse Türk, Arap kimliğine sahipse Arap olarak kabul edildikleri için bu konuda tahminde bulunmak zor. Ama derneğimizin çalışmalarından edindiğimiz tecrübe şu ki küçük ya da büyük çaplı abartısız olarak 100 binden fazla Kürt işveren var. Bunlar hemen hemen her sektörde iş yapıyor. Ağırlıklı olarak ise döner, inşaat sektörü, tekstil, kuru gıda toptancılığı, içecek, nakliyatçılık gibi işler yürütüyorlar. O nedenle net bir sayı vermekten ziyade ancak genel bir tahminde bulanabiliyoruz. Yakında bu alanda bir çalışma yürütmek istiyoruz. En azından geldikleri ya da kayıtlı oldukları yöreden yola çıkarak kesine yakın bir rakam elde edebileceğimizi hesaplıyoruz. 

 

Yüz bin işveren olduğunu tahmin ediyorsunuz. Peki derneğizin kayıtlı üye sayısı ne kadar? 

Üç yıllık çalışmalarımız neticesinde üye sayımız Avrupa genelinde 240. Çalışmalarımız en fazla Almanya’da ardından ise Fransa, İngiltere, İskandinavya ülkeleri ile diğer Avrupa ülkelerinde var. İş hacmi ve kapasitesi büyük işverenler de bulunuyor derneğimizde. 

 

Büyük bir potansiyel olmasına rağmen aynı düzeyde bir örgütlülük olmadığı görülüyor. Kürt sermayesinin örgütsüz olmasının nedenleri neler?

Avrupa’ya gelmiş insanlarımızın ticarette yeni olmaları önemli bir faktör. Buraya yatırımcı olarak gelmediler; çoğunlukla ilticacı olarak, ekonomik ve ailevi nedenlerle geldiler. Gelirken de eli boş geldiler. Önce çalışarak ya da küçük küçük tasarruflar ile ticari hayata başladılar. Bu da kolay olmadı. Neticede bir altyapının oluşması gerekiyor. Özellikle 1990’dan sonra hız kazanan Kürtlerin ticari hayattaki etkinlikleri, büyümelerini de beraberinde getirdi. Bu büyüklük örgütlenme ihtiyacını doğurdu. Dolayısıyla bizim örgütsel çalışmamız bu zemin üzerinde oluştu. Bundan önce olma şansı da azdı. O yüzden de doğru zamanda başladığımıza inanıyorum. Bu doğru zaman ve zemin üzerinde çalışmalarımızı eğer sorumlulukla sürdürürsek yakın zamanda daha geniş bir potansiyele ulaşma imkanına sahibiz. Yürüttüğümüz çalışmalar, birlikte iş yapma potansiyelini de doğurdu. Dolayısıyla avantajlar görüldükçe dernek çalışmalarına da ilgi artıyor. 

 

Cemaat yapılanmaları, sömürgeci ülkelerin iş çevreleri ile bağını koparamayan yoğun bir Kürt sermayesi var. Bunları kazanmak, örgütlemek için ne yapılabilir?

Değişik isimler altında örgütlenmiş işveren örgütleri içerisinde yoğun bir Kürt nüfus var. Hatta yönetim düzeyinde Kürtler tarafından temsil ediliyorlar. Kimi siyasi, kimi dini, kimi de milli etkilerle o yapılar içerisinde yer alıyor. Biz bunlarla da ilişki kuruyoruz. Çoğu bizi tanımıyor. Zamanla kendi ulusal kimlikleri, aidiyetlerini de hesaba katarak bu çalışmaya daha fazla eğilim göstermelerini bekliyoruz. 

 

Kürt iş çevrelerinden beklentileriniz neler? 

En başta şunun altını çizmek istiyorum: Nerede ticari faaliyet yapıyorsak yapalım Kürt kimliğimizi muhafaza etmek zorundayız. Kendi ülkemizi, kendi insanlarımızla olan ilişkilerimizi tüm ticari faaliyetlerimizde göz önünde bulundurmalıyız. Kendi kimliğimizi, renklerimizi Avrupa’da mali-ticari ortamda ifade etmemiz, Kürt kimliği açısından büyük bir önem taşıyor. Bu manada bizim dernek çalışmamız aynı zamanda lobi hizmeti görevi de görüyor. İlişkiye geçtiğimiz insanların birçoğu, daha yeni yeni AKEE’nin ismini duyuyor, tanışıyor. Gittiğimiz her yere sadece Kürt kimliğinizle gidiyor olmamız bile tanınmamızı sağlıyor. Size karşı var olan bir takım negatif algıların birer birer kırılmasını sağlıyor. Tüm Kürt yatırımcılarından, işverenlerinden beklentimiz dernek çatısında direkt olmuyorlarsa bile ilişki içerisinde olmaları. 

Dernek, branşlara yönelik bilgilendirme çalışmaları yapıyor, paneller düzenliyor, bunlara katılarak da ilişki içinde olabilirler. Almanya’da, Fransa’da ya da farklı bir Avrupa ülkesinde yaşıyor olsak da Kürdistan’a dönük çalışmalarımız da var. Ülkesiyle bağı olan her Kürdistanlının bu çalışmayı yakinen takip etmesi gerekiyor. Avrupa’daki işverenlerimizi yatırımlarının bir kısmını ülkelerine yapmaları yönünde teşvik ediyoruz. Her Kürdistanlının kendisini bir biçimde içerisinde bulabileceği bir örgütsel çalışma AKEE aynı zamanda. Bizim işverenlerimizden beklentimiz, çalışmalarımızın içinde yer almaları, takip etmeleri, birbirimize güç verecek bir temsiliyeti yakalayabilmemiz...   

 

Kürdistan’ın her parçasından işverenlerle ilişkileriniz var mı?

Sayı olarak henüz çok değiliz. Bizim için Kürdistan’ın her parçası vatanımızdır. Hangi parçada yaşıyorsa yaşasın herkese eşit mesafede yaklaşıyor, onlarla ilişki geliştirmeye çalışıyoruz. Ferdi düzeyde Kuzey’in dışında parçalardan da üyelerimiz var. Bir ayrım yapmadan Kurdistanî kurumlar ile ilişkilerimiz var. İlişkilerimizi daha da sıklaştırmak istiyoruz. Güney Kürdistan’da, Rojava’da ve Kuzey Kurdistan’da toplantılar yaptık. Tüm Kürdistanlı işverenleri içeren etkinlikler planlıyoruz. Dolayısıyla bu konuda eksik olan çalışmalarımızı daha da hızlandırarak ilişkilerimizi artırmayı düşünüyoruz. 

 

Hammadde sorunundan tutalım pazarlamaya kadar günümüz koşullarında bir Kürt ekonomisinden bahsedebilir miyiz?

Maalesef daha değil. Avrupa’da her branşta kendisini besleyen, hammaddesinden pazarlamasına kadar tüm ihtiyacını karşılayan bir Kürt sermayesi henüz yok. Daha önce de belirttiğim gibi kısa bir süredir ticari hayatta olmamızın getirdiği dezavantajlar var. Öte yandan daha yeni yeni ilişkiler kuruyoruz, iş yerlerimizi oluşturuyoruz, ağır sanayi alanına yönelik çalışmalar yürütülüyor. Avrupa’da yaptığımız çalışmalarda bir hammadde sıkıntısı yaşamıyoruz neticede. Var olan bir zemin üzerinde faaliyet yürütüyoruz. Onun için ileride ülkeye dönük çalışmalara dahil olursak, ülkede yatırımlar gelişirse bu tür ihtiyaçlar nasıl karşılanır, doğrusu üzerinde durmak için henüz erken. Önce o seviyeye erişmek gerekir. Maalesef daha o seviyede değiliz. 

 

Güney Kürdistan’daki Kürt ekonomisini nasıl değerlendiriyorsunuz? Öz kaynaklara dayalı bir ekonomiden ziyade komşulara -ki bunlar sömürgeci ülkeler- dayanan ekonomik ilişkilerin risk ve tehlikeleri neler?

Dernek olarak Güney Kürdistan’a iki gezi düzenledik. Gezilerimizin amacı, ekonomik yapıyı yerinde gözlemlemek, nasıl bir ekonomik model, yapı onu görmek, ayrıca oradaki Kürt işverenlerle, işveren dernekleri ve ticaret odaları ile ilişkileri geliştirmekti. Önemli tecrübe ve izlenimler edindik. Güney Kürdistan, Kürdistan’ın tek özerk bölgesi, Kürt hükümetine sahip. Haksız bir eleştiri yapmış olmayalım ama burada ulusal temelde, kendi öz dinamiklerine dayalı bir ekonomik gelişme yok. Daha çok Türkiye’den, Arap ülkelerinden ya da farklı ülkelerden şirketler üzerinden verilen ihaleler, işler temelinde bir ekonomik bir hayat var. Ticari hayat da maalesef bazı çevrelerin elinde. Halbuki Kürdistan’ın çok fazla kaynağı var: Tarım, petrol, hayvancılık ve değişik madenler... Eğer yerelde üretim yapılarak iç pazara girilse daha sağlam yapı oluşurdu. Bu oluşmadı. Dışarıya bağlı ekonomik bir yapı var. Orada işverenler, ticaret odaları, hükümet yetkilileri ile görüşürken kendilerine de ifade ettik: Üretime ağırlık verilmeli, sanayiyi temel alan yatırımlar yapılmalı, tarım ve hayvancılık geliştirilmeli. Maalesef ülkemiz bir savaş bölgesi, her dört parçası da öyle. Ticari ilişkileri ve çalışmaları da zorluyor bu durum.

 

Kürt sermayesinin örgütlülüğün artırılmasının Kurdistanî lobi ve diplomatik çalışmalara katkısı ne olacak? 

Kürdistan’da ekonomik örgütlenme giderek Kürdistanlıların dış dünyaya açılmasını, uluslararası sermaye, şirketler ve ticari kuruşular ile iş yapmayı birlikte getirecektir. Ve bu birlikte çalışma, aynı zamanda Kürdistan kimliğinin ve Kurdî renklerin öne çıkmasını da sağlayacaktır. Dünya finans sektöründe olmayan bir kesim, kendi kimliği ve renkleriyle yerini alacak. Bağımlı olarak değil bağımsız olarak yerini alacak. 

Kürdistan’da biliyorsunuz çok sayıda işveren var. Bunlar ya Türkiye’ye bağlı ya da başka yerlere. Kendi kimlikleriyle ticari hayatta değiller. Eğer Kürdistanlılar kendi kimlikleri ile uluslararası sermaye ve ticaret piyasasına girerse, ekonomik ilişkilerini ona göre geliştirirse Kürt kimliğinin, kültürünün öne çıkmasına çok büyük bir katkı sunar. İkincisi Kürdistan sermayesinin dış sermaye ile tanışması, devam eden savaşa da etki sağlayacak. Yatırım yapmak istiyorlarsa savaşın sonlanmasını bekleyecek ya da isteyeceklerdir. O manada hem sizin çalışmalarınızla ifade edeceğiniz tarzda bir lobi çalışması faaliyeti olacak hem de oluşacak ortamın getireceği kazanımlarla bir lobi faaliyeti oluşacak. O yüzden de Kürdistan’ı sömürgeleştiren devletlere de Kurdistanî siyasi hareketlere de çağrımız hep şu oldu: Kürdistan’da savaşın, çatışmaların son bulacağı huzur ve refah ortamının oluşmasına gayret gösterilmesi lazım. Böyle bir ortam oluşursa Türk ekonomisine de, Fars ekonomisine de, Arap ekonomisine de sadece Kürdistanlıların değil tüm bu ülkelerin ekonomisine de katkısı olacak. 

Geçmiş zamanlarda yaşanan ateşkes, kısmi barış ya da çözüm süreci olarak adlandırılan dönemlerde Kürdistan’da büyük ekonomik gelişmeler sağlandı. O huzur ortamında dışarıdaki insanlar yatırım yapmaya başladı, içerideki insanlar kendilerine güvenerek yatırımlara yöneldi. Şu anda da Kürdistan’da yatırım yapmaya hevesli çok büyük bir potansiyel var ama bu şartlarda yatırıma yanaşmıyorlar.

 

Şehirlerin yakılıp yıkıldığı, OHAL yasalarıyla faşist bir rejimin iş başında olduğu süreçte Kuzey Kürdistan ekonomisi nasıl etkilendi? Buraya ilişkin çalışmalarınız var mı?

Kürdistan’da OHAL durumu dışında savaş hali var. Savaş da ekonomiyi her zaman olumsuz etkiler. Bizim gözlemlediğimiz Kürdistan’da ekonomi gerçekten çok zayıf. Ticaret çok düşmüş, yine yatırımlar yapılmıyor. Birçok şehirde mahalle yakılıp yıkıldığı için artık esnaflık yapmak zorlaştı. Bu durum göçü de beraberinde getirdi. Diyarbakır, Şırnak, Cizre, Silopi, işyerlerinin en fazla kapandığı bölgeler. İnsanlar savaş ortamında ticaret yapamıyor. Kürdistan’daki ekonomi daha çok ticarete dönük. Hayvancılık yapamıyorlar, yaylalara hayvanları çıkarmak yasak. Yine arazilerin tarıma dönük olarak işletilmesinde yaşanan zorluklar var.

Türk devleti ekonomik paketler getirerek ekonomiyi canlandıracağını düşünüyor fakat savaş ve çatışma ortamı devam ettiği müddetçe bu paketlerin bir faydası olamayacak, bu da bir gerçek. Bu yüzden temennimiz ve beklentimiz savaşı sonlandıracak bir politika geliştirilmesi. Böylece hem oradaki insan ekonomik hayata dönük bir gayret içerisinde olur hem de dışarıdan sermaye aktarımı ile bölge ekonomisi kalkınır. İşverenlerimiz arasında geldikleri topraklarda yatırım yapmak isteyenler var. Hatta dernek olarak biz de enerji ve inşaat alanında bazı çalışmalar yürüttük, projeler geliştirerek üyelerimize sunduk. Fakat hiçbiri gerçekleşmedi savaş ortamından ötürü. 


Sermaye Avrupa’ya kaçıyor!


Tekçiliğin ekonomiye yansıyan etkisi nedir? Son süreçlerde Avrupa’ya Türkiye’den sermaye kaçışı var. Bunun Türkiye’deki mevcut uygulamalar ile bağlantısı nedir?

Kesinlikle devlet çoktan beridir Türkiye’de aile ekonomisi modelini temel alıyor. Başta Cumhurbaşkanı Erdoğan, ailesi ve onun çevresinin ekonomik hayatta öne çıktığını görüyoruz. Bu geri kalmış ya da üçüncü dünya ülkeleri dediğimiz ülkelerde yaşanan bir örnektir. Devlet başkanları, hükümet başkanları, hükümetler dar anlamda değil geniş anlamda aile çevresinden oluşan bir ekonomik yapı yaratıyorlar. Ve Türkiye’de o yönde de bir trend var. İkincisi ise hükümetin bir dönem ortağı olduğu cemaatle başlattığı çatışmadan doğan bir takım ekonomik kavgalar var. Bugün ikili çatışmada galip olan taraf, mağlup ettiği tarafı bitirmeye çalışıyor. Birçok şirkete, kişilerin mal varlığına el koydular. Dolayısıyla insanlarda elindeki sermayeyi mümkün mertebe yurtdışına kaçırma eğilimi yükseldi. Cemaat çevresinden büyük bir kesim bu süre içerisinde elindeki sermayeyi Avrupa’ya çekmeye çalıştı. Son aylarda özellikle Polonya’da, İngiltere’de bir yoğunlaşma var. Cemaat çevresi yatırımlar yapmaya çalışıyor. Almanya’da biraz daha durumları zor; geri çekilmiş ve sessizliğe girmiş durumdalar çünkü burada AKP de örgütsel olarak güçlü.

Ergenekon gibi davaların başlamasından sonra Kemalist çevreden Avrupa’ya ekonomik kayma yaşanmıştı. Birçok işveren Akdeniz, Ege, Marmara’dan büyük işletme sahipleri bile Avrupa’da yeni yeni yatırım alanları aramaya başlamıştı. Şimdi ise şöyle bir söylenti var: Türkiye’den hükümet ya da devlet yetkilileri tarafından çok büyük bir sermayenin yurtdışına kaçırıldığı belirtiliyor.  

 

Hangi ülkelere mesela?

En başta gelen ülke İsviçre. CHP’nin ve diğer siyasi çevrelerin sık sık ifade ettiği üzere Türk cumhurbaşkanı Erdoğan’ın bile sekiz tane gizli hesabı olduğu söylentileri biliniyor. Yine biliyorsunuz bir ara bir uluslararası para aktarma şirketinin bilgileri sızdı. O bilgilerde bile Türkiye’den çok sayıda şirketin yurtdışına para aktardığı ifade ediliyordu. Bunlar savaşın, çatışmanın birlikte getirdiği ekonomiye de yapılan büyük darbelerdir. 


DEM Döner Prodüksiyon

DEM Döner‘i 2004 senesinde Almanya’nın Darmstadt şehrinde kurduk. Dört arkadaş kendimize bir çalışma alanı oluşturmak için bir araya geldik ve böyle bir ticari aktiviteye başladık. İki arkadaşla ortaklığımız bozuldu; şu an 3 kişiyle devam ediyoruz. Kendi dağıtımımızı kendimiz yapıyoruz. Müşteri potansiyelimiz daha çok Almanya’nın Hessen, Baden-Württemberg ve Rheinland-Pfalz eyaletlerinde. 12 sene içinde sıfır ile başlayan bir işte önemli bir seviyeye geldik. Orta dereceli şirketiz. 30 çalışanımız ile işlerimizi yürütüyoruz. 


Naim Kılıç kimdir?


Resmi kayıtlara (bizde resmi kayıtların doğruluğu hep tartışılır) göre 1959 yılında Karakoçan’ın bir dağ köyü olan Türkçe ismiyle Yücekonak’ta doğdum. Tarım ve hayvancılıkla uğraşırdı ailem. Bizim köyde ilkokul açılana kadar çok az insan Türkçe bilirdi. Hayat tamamıyla Kürtçe’ydi. İlkokulun açılması ile Türkçe köyümüze girdi. Hayattaki çelişkiler o zaman başladı, kendi adıma söyleyeyim. O güne kadar iletişim aracı olarak kullandığımız dilimiz aniden tümden olmasa da kısmen yasaklandı. Okul ve çevresinde Türkçe dışında konuşmak yasaktı. Hatta köy ortamında bile Kürtçe konuşmanın yasak olduğu, cezai müeyyidesi olan bir dönemdi; ispiyoncular ile bile takip ediliyorduk. Yaklaşık 25 yıldır Almanya’da yaşıyorum, evliyim ve iki çocuğum var. Döner imalatı haricinde kuru gıda toptancılığı ve inşaat sektöründe de çalışmalarım var. Hem burada hem de Türkiye’de inşaat yapıyorum. 



1535

YENİ ÖZGÜR POLİTİKA