Güney’in ölümü programlandı mı ?

Paris'te üç Kürt kadın devrimciyi katleden tertibin tetikçisi Ömer Güney, davanın başlamasına haftalar kala aniden öldü. Oysa bugüne kadar sağlık durumunun kötüleştiğine dair bilgi verilmemişti.

04 Ocak 2017 Çarşamba | Dizi

MAXİME AZADİ / PARİS


Paris’te üç Kürt kadın devrimcinin katledilmesi üzerinden yaklaşık dört yıllık bir zaman geçti. Katliam davasının 23 Ocak’ta başlaması bekleniyordu ancak katil zanlısı Ömer Güney aniden öldü. 

Dosyaya yakın kaynaklardan alınan bilgilere göre dava, Paris Ceza Mahkemesi’nde 23 Ocak günü başlayacak ve 24 Şubat’a kadar sürecekti. PKK’nin kurucularından Sakine Cansız, Kürdistan Ulusal Kongresi (KNK) Paris Temsilcisi Fidan Doğan ve Kürt gençlik hareketi üyesi Leyla Şaylemez, 9 Ocak 2013 tarihinde Paris’in merkezindeki Kürdistan Enformasyon Merkezi’nde başlarına sıkılan üçer kurşunla katledilmişlerdi. Katil zanlısı Ömer Güney, aynı ay içerisinde tutuklanarak Paris’teki Fresnes Cezaevi’ne konulmuştu. 

Dava dosyası hakimi Jeanne Duyé, zanlı hakkında “terör veya gözdağı ile kamu düzenini ağır bir şekilde bozmak amacıyla bireysel veya kolektif bir tertip ile ilişki içerisinde cinayet işlemek” suçlamasında bulundu. 28 Nisan 2014 tarihli ek bir iddianamede silah ve patlayıcı madde temin etme niyetiyle cezaevinden kaçış planı yapmakla ilgili olarak da 10 yıl hapis cezası istedi. 


Dava fiili olarak durduruldu

Ancak yaklaşık dört yıl sonra davanın başlaması beklenirken, katil zanlısının cenazesi cezaevinden çıktı.  Adli kaynaklara göre 17 Aralık 2016’da Paris’teki bir hastanede 34 yaşındayken öldü. Aynı kaynaklar, Güney’in ağır bir beyin hastalığı geçirdiğini söyledi. Bugüne kadar sağlık durumunun kötüleştiğine dair herhangi bir bilgi verilmemişti. Ölümü ile birlikte davanın başlaması fiili olarak durduruldu. Aileler dört yıldır adalet beklerken Fransa, bir kez daha yabancı servisler tarafından kendi topraklarında işlenen siyasi cinayetleri yargılama iradesini gösteremedi. 


Hastalığı manipüle mi edildi?

Bu ani ölüm, beraberinde çok sayıda soru işaretine yol açtı. Güney’in ani ölümü doğal bir ölüm olarak görülebilir miydi? Mümkün olan en hızlı şekilde ölmesi için hastalığı manipüle edilmiş olabilir miydi? Davanın bu kadar geciktirilmesi, Güney’in ölümünü beklemek için miydi? 


Emri verenler neden yargılanmıyor?

Savcının iddianamesi ve sorgu yargıcının dosyasında Türk istihbarat teşkilatının rolü açık bir şekilde belirtilmesine rağmen bu önemli dava nasıl olur da son bulabilirdi? Tetikçi ölse de emri verenler neden aranmıyor ve yargılanmıyordu; oysa soruşturma, katliamın adresi olarak Ankara’yı işaret ediyordu. Bu şüpheli ve hatta programlı gibi görünen ölümden kim fayda sağlıyor? Emri verenleri kim koruyor ve neden koruyor? Katil zanlısının ölümü belki bir davanın başlamasının önüne geçebilir ama sorgulama, şüphe duyma, soru sorma ve adalet arayışının önüne nasıl geçilebilir?


Bir katliamın anatomisi: MİT’in suikast planları

Şimdi başa dönelim… Bu cinayet nasıl ve hangi koşullarda gerçekleşti? Hem katilin profili hem hedef aldığı devrimciler hem de olası amaçlarına ilişkin netleşen çok sayıda veri bulunuyor. Katil zanlısının Türk istihbarat teşkilatı ile bağlantısı olduğu ve cinayetler için talimat aldığı, dava dosyasında da tespit edildi. 


Almanya’dan Fransa’ya gitti

1982 Sivas-Şarkışla doğumlu Ömer Güney’in Fransa’da ikameti bulunuyor. 2003 yılında Almanya’da evlenen ve yedi yıl boyunca evli kalan Güney’in ailesinin de kendisinin de Kürtlere sempatisi olduğuna dair hiçbir bulguya rastlanmadı. Türk milliyetçisi bir ortamdan gelen katil zanlısı, 2011 sonlarına doğru ansızın Almanya’dan Fransa’ya geri dönerek Villiers-le-Bel’deki Kürt derneğine üyelik kaydı yaptı. 


Dernek çevresinde yer edindi

Derneğin de o sıralarda, ehliyet sahibi ve Fransızca bilen birine ihtiyacı vardı. Bu fırsattan yararlanan Güney, oluşturduğu sessiz, sakin ve yararlı profil ile dernek çevresinde yer edinmeye çalıştı. Daha sonra, kullandığı farklı cep telefonları ile Türk İstihbarat Teşkilatı’ndaki kaynakları ile şifreli görüşmeler yapmaya başladı. 


Hollanda’da gözaltına alındı

Bu şüpheli durum, ilk olarak Aralık 2012’de Hollanda’nın Zeland bölgesindeki bir köyde Kürt gençlik hareketinin organize ettiği birkaç günlük toplantılar sırasında ortaya çıktı. Hollanda polisi, 3 Aralık’ta toplantı yerini basarak 50’yi aşkın katılımcıyı gözaltına aldı. Güney de bu toplantıya, şoför görevi ile Paris’teki gençleri getirdiği için katılmıştı. Toplantıda Kürt hareketinin iki önemli ismi de yer alıyordu. Hollanda polisi tüm telefonlara da el koydu. Güney ise telefonunu toplantı sırasında teslim etmemiş, üzerinde saklamıştı. 


Telefonunda Türk SİM kartı

Hollanda polisi, telefonda Türk SİM kartı tespit etti. Daha sonra Paris’teki dava dosyasına da bu SİM kartı ve kullanılan numaralar girdi. Toplantı sırasında telefonun aktif olduğu ve Türkiye’ye aramalar yapıldığı tespit edildi. 


MİT’in ‘gizli’ ibareli talimatı

2014 yılında ortaya çıkan bir diğer belgede, Türk istihbarat servisinin üç yetkili ismi olan, Şube Müdürü O. Yüret, Daire Başkanı U. K. Ayık, Başkan yardımcısı S. Asal ile Başkan H. Özcan’ın imzası bulunuyordu. 18 Kasım 2012 tarihli “gizli” ibareli talimat çok netti: “Sara Kod Sakine CANSIZ’ın önümüzdeki dönemde, AVRUPA genelindeki faaliyetlerinden, irtibat kanallarından, yazışma ve ikamet adreslerinden de haberdar olma imkan/kabiliyetine erişen Kaynak, söz konusu örgüt mensubunun etkisiz hale getirilmesine yönelik operasyonel bir tasarlama kapsamında da değerlendirilebilecektir.

Bu bağlamda, Kaynak ve faaliyet güvenliği de gözetilerek, Lejyoner’in önceden belirlenen kodlu ifadelerle Sara Kod Sakine CANSIZ’a yönelik girişimde bulunması kapsamında talimatlandırılması planlanmaktadır. Tensiplerine arz ederim.”


Cezaevinden kaçış planı

Bu belgelerin yayınlanmaya başladığı sıralarda MİT’in “Kaynak” olarak adlandırdığı Ömer Güney, Paris’teki cezaevinden kaçış planları yapıyordu. Almanya’dan gelen “arkadaşı” Ruhi Semen ile görüşmesi sırasında soruşturmacılar, gizlice görüşmeyi kayda alıyordu. Güney, Ruhi Semen’den isim vermeden MİT’e gitmesini istiyordu. İşaret ettiği adres, MİT’in Ankara’daki merkezini işaret ediyordu. Konuşmalar şifreli yapılıyordu. 


MİT’e giden yol 

Ömer Güney, MİT’te “Bey” ile görüşülmesini isterken, bir emanetten bahsediyordu. Cezaevinden çıktığında bu emaneti bizzat kendisinin getireceğini ifade ediyordu. MİT’ten bahsederken ise “Anne” diyordu. Soruşturmacılar 27 Ocak 2014’te Almanya’da Ruhi Semen’in ifadesini aldı. Amacının sadece ziyaret etmek olduğunu ancak kendisinden başka şeyler istendiğini söyleyerek kendisini savunuyordu. Semen, şifreli konuştuklarını kabul ederek, “Anne” ifadesinin MİT’i tarif ettiğini, “Bey” ifadesinin de bir MİT ajanı için kullanıldığını itiraf ediyordu. Bu bilgiler dava dosyasında bulunuyor. 


Kaçamadığı hastanede öldü

Ruhi Semen’in Almanya’daki evinde yapılan aramalarda telefonla çekilmiş üç fotoğraf ve el yazması bazı belgeler ele geçirildi. Bu belgeler “kaçış planları“ içeriyordu. Güney, bu belgelere göre bir ameliyat için yatırılacağı Salpetriere Hastanesi’nden silah kullanarak kaçmayı öngörüyordu. Güney’in son olarak yatırıldığı ve öldüğü belirtilen hastane de aynısıydı. 


Görüntüler Güney’i yalanladı

Talimatlar doğrultusunda Ömer Güney, 9 Ocak günü sabah saatlerinde Sakine Cansız’ı Paris’teki bir postaneye götürdükten sonra, Kürdistan Enformasyon Merkezi’ne geri döndüler. Bu sırada merkezde, Fidan Doğan ve Leyla Şaylemez bulunuyordu. Cansız ve Şaylemez’in saat 13:30 sıralarında otomobil ile Almanya’ya gitmesi gerekiyordu. Ömer Güney, içeri girerek cinayetleri işledikten sonra arkasında hiçbir delil bırakmadığını düşünüyordu. Polise verdiği ilk ifadelerinde de enformasyon merkezine girip çıktığını söylüyordu. Oysa binanın hemen bitişiğinde teknik aletlerin satıldığı bir dükkanda o gün satılık bir kamera tesadüfen açık bulunuyordu. Karşıdaki Carrefour marketinin de kamerası açıktı. Birleştirilen parçalar Güney’i yalanlıyordu. 


Cinayet anları ve katilin izleri


Görüntülere göre 12:56’da binayı terk eden Güney, hayatını kaybedenleri son gören kişiydi. Bu ikinci ve son çıkışıydı. İlk çıkışında Magenta araç parkına giderek elinde bir çanta ile dönmüştü. Otopsi sonuçları, cinayetlerin 12:30 sıralarında gerçekleştiğine işaret ediyor. Sonuçlara göre ilkin Sakine Cansız arkasından başına sıkılan üç kurşunla hayatını kaybediyor, hemen ardından Fidan Doğan’ın yüzüne bir kurşun isabet ediyor. Üçünü olarak da bir kurşunla Leyla Şaylemez başından vuruluyor. Ardından Doğan ve Şaylemez’in başına ikişer kurşun sıkılırken, sonuncu kurşun Doğan’ın ağzına sıkılıyor. Güney binadan çıkarken hava yağışlı olmamasına rağmen kafasını kapatarak çıkıyor. 

Binada yapılan incelemeler sonucunda, bilgisayarlarda casus yazılımlar olduğu ve tüm bilgilerin bazı adreslere aktarıldığı tespit ediliyor. Katil zanlısının çantası ve kıyafetlerinde yapılan incelemelerde de cinayetin izlerine rastlanıyor ve DNA testleri bunu doğruluyor. Ortaya çıkan belgeler, telefon görüşmeleri ve bağlantıları, cinayetin bir devlet işi olduğunu gösteriyor. 


Avrupa bu sınavı da veremedi 

Dava 23 Ocak’ta başlayacaktı; Türkiye’de faşizmin kurumsallaşmaya başladığı ve Avrupa’da yeniden cinayet planlarının yapıldığı bir döneme denk geliyordu. Kısa bir süre önce Kürt medyası, bazı Türk ajanlarının Kürt yetkililere yönelik suikast planları içerisinde olduğunu ortaya çıkardı. Özellikle Almanya’da binlerce ajan ve muhbirin Türk istihbaratına çalıştığı tahmin ediliyor.

Paris’teki dava, Avrupalı hükümetler açısından bir sınav niteliğindeydi. Türk devleti 1980’li yıllardan bu yana başta Fransa olmak üzere Avrupa ülkelerini birçok kez operasyon alanı olarak kullandı. Batılı ülkelerin Kürtlere karşı izlediği kriminalizasyon politikaları ve Türk devleti ile olan çıkar ilişkileri, hem Türkiye ve Kürdistan’da hem de Avrupa’da Türk devletini işlediği suçlar konusunda ağır bir sorumluluk sahibi yapıyordu. Fransa ve Avrupa hükümetleri şu ana kadar siyasi bir cinayeti yargılamayı başaramadı, son örnekte de suç ortaklığını tercih etti. Bu adalet sınavını veremeyen bir ülke, kendi vatandaşlarına nasıl bir gelecek vaat edebilir? Bu suç ortaklığı daha ne kadar sürebilir? Adaletsizlik sürdükçe sorular çoğalmaya devam edecek ve adalet arayışı daha da güçlenecek.


3094

YENİ ÖZGÜR POLİTİKA