Yağmur bile yasak

Iciar Bollain’in yönetmenliğini yaptığı Yağmuru Bile adlı filmde, asırlar geçse de değişmeyen sömürünün karakteri ve buna karşı direniş anlatılıyor.

07 Eylül 2011 Çarşamba | Kültür-Sanat

‘’Ezilenlerin tarihi aslında tek bir felaketten ibarettir.’’ Kaç kez yaşanırsa yaşansın, yaşananlar farklı biçimlerde de olsa, gerçekte ezilenlerin felaket tarihi kendini tekrardan başka bir şey değildir. Bu yazıda, ‘’Yağmuru Bile’’ adlı film üzerine düşüncelerimi yazacaktım işin gerçeği. Sadece film olacaktı başka kapılar, başka penceler açmayacaktım yazıya, en azından ben öyle düşünmüştüm. Ancak her yazı bir hikaye gizler kendi içinde...
 Yağmuru Bile filmi, İspanyol bir sinema ekibinin Bolivya’da film çekmesiyle başlıyor. Kristof Kolomb’un Amerika kıtasını sömürgeleştirmesi anlatılırken, bir yandan da günümüz sömürge ilişkileri ele alınıyor. Ancak film içinde film mi çekiyorlar, diye sormadan da edemiyor izleyici. Kristof Kolomb ve ardıllarının sömürge işini hangi dereceye getirdiklerinin anlatılması bakımından da ilginç karelerle izleyiciye muhakeme etme imkanı veriyor. Çağımız sömürgecilik ilişkilerinin hangi boyutlara vardığının göstergesi olması bakımından da ilginç bir sinema filmi ‘’Yağmuru Bile.’’

Geçmiş ile bugün arasında
Amerikan kıtasının bulunup işgal edilmesiyle birlikte, kapitalist üretim ilişkilerinin ve sömürgecilik anlayışının sıçrama yapmasına neden olduğu gerçeği, filmde gözümüzün önüne seriliyor. Kurulan bağ, filmin politik tavrı konusunda ip uçları veriyor. Geçmiş ile bu gün arasında kurulan analojide, o gün canları pahasına çalışanlar (yeterli görülmeyenler, verimli çalışmayanlar sömürgeciler tarafından öldürülürdü), bugün iki Dolar’a çalışan kölelerden çok farklı değil. Bu yanıyla film zaman zaman Latin Amerika sol popülizmine savruluyor olsa bile, bir gerçeğe ayna tutmaktan da geri kalmıyor.
Filmde Kolomb döneminde yaşamış olan köle lideri isyancı Hatuey’i canlandıran Daniel’in karakteriyle, Bolivya’da suyun devlet tarafından özelleştirilmesine karşı verilen mücadele ile bir bağ oluşturulmak isteniyor. Şirketler suyu fahiş fiyatlarla satıkları için yağmur suyunu bile biriktirmek yasak! ‘Su’ için açılan kanallar devletin kolluk kuvvetleri tarafından kapatılıyor; karşı çıkanın başına gelebilecekler ise hepimizce malum..

Sömürü her yerde aynı!
Kültürel sömürü, asimilasyon ve yerli halkın bütün değerlerinin sömürülmesi, bana kendi ülkemi hatırlatmadı değil. Bu gün, doğduğum coğrafyanın iliklerine kadar sömürülmesine benzer sahneler yer alıyor filmde: Yerli kadınlar, sömürgecilerden kaçarken yakalanacaklarını anladıklarında kendilerini uçurumlardan atmaları; çocuklarını sömürgecilere vermektense suda boğmaları... Kürdistan’ın birçok yerinde yaşanan isyanlarda sömürgeci güçlere teslim olmaktansa uçurumlardan Munzur’a, Laç Deresi’ne atlayan kadınların öyküsüne ne kadar çok benziyor.
Kürt coğrafyasının birçok yerine barajlar inşa ederek, ormanları yakarak, dağları bombalayarak yüzlerce hatta binlerce yıl sürecek kalıcı tahribata neden olan sömürgeci anlayış, dün Latin Amerika’da ne yapmışsa bu günde Kürt’ün, Arap’ın coğrafyasında aynısını yapıyor. Bunda hiçbir sakınca görmüyor ve kural tanımıyor.
 Yeraltı ve yerüstü kaynaklarını babalarının malı gibi sömürme hakkını kendinde gören, suyu, petrolü ve diğer zenginlikleri istedikleri gibi almak için gerektiğinde ülkeleri işgal etmek için bin bir bahane yaratanlar; dün ‘Amerika kıtasına modernizmi götürüyoruz’ adı altında katliamlar yapmışlar. Bugün ise, ‘demokrasi getiriyoruz’ retoriğiyle her tür işgali ve katliamı haklı görmekte, halklara kan kusturmakta sakınca görmüyorlar. İhalelerle derelerin kurutulduğu, HES projeleriyle bütün canlı yaşama kıydıkları bir coğrafyada böylesine filmlere her zamankinden daha fazla ihtiyacımız var.
İspanya’nın 2011 Oscar adayı ‘Yağmuru Bile’nin senaryosu, Ken Loach’un daimi senaristi Paul Laverty tarafından yazıldı. Film, Iciar Bollain’in yönetmenliğinde çekildi.

Su direnişi!

Yönetmenliğini Iciar Bollain’in yaptığı ‘’Yağmuru Bile/Even The Rain’’ filminin başrollerini, Motorsiklet Günlüğü’ünde Che’yi canlandıran Gael Garcia Bernal ve Luis Tosar paylaşıyor. 2011 Fransa-İspanya ve Meksika yapımı olan film, Bolivya halkının su için direnişini anlatıyor. Genç ve idealist yönetmen Sebastian, 500 yıl önce Kristof Kolomb’un Amerika’yı işgal edişini konu alan bir film çekmeye kararlı. Bu sırada Bolivya halkı, su için direnişe geçiyor. Direnişçi yerli Hautey’i canlandıracak karakter Daniel ise, gerçekte su direnişinin lideri.  500 yıl önce Kristof Kolomb’un altın karşılığında canları pahasına çalıştırdığı köleler ve 500 yıl sonra Costa’nın günde 2 Dolar’a başrolde oynattığı Bolivyalılar, bir gerçeğe işaret ediyor: 5 asır geçse de sömürünün karakteri aynı.

DURSUN KAZAN



1185

YENİ ÖZGÜR POLİTİKA