Demokrasi ve adalet Erdoğan için ölümcüldür!

08 Eylül 2017 Cuma

CAFER TAR


Kimi insanlar herkes gibi olmayı kendilerine hakaret sayarlar; onlar özeldir ve başkalarının kendilerine bunu bilerek davranmasını beklerler. Bu tarz adamlar bütün dünya kendi etraflarında dönsün isterler. Mutlaka bir olay olmalı ve kendileri de bu olayların merkezinde olmalıdırlar. Olayın içeriği, iyi veya kötü olması bu adamlar için önemli değildir; bu tarz adamlar için önemli olan kendilerinin gündem olması, insanların sürekli kendilerinden bahsetmesidir.

AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan’da bu böyle bir adam olarak öne çıkıyor. Erdoğan hem içerde hem de dışarıda özellikle kendisinden bahsedilsin; kendisi sürekli olay olsun diye “açıyor ağzını yumuyor gözünü!“

Ağzından çıkanların toplumsal maliyeti onu ilgilendirmiyor; o sadece işin kendi iktidarı ile ilgili kısmı ile meşgul. İnsanları sürekli meşgul eden ve taraf olmaya zorlayan olaylar yaratarak; hem kendisini gündemde tutuyor, hem de gereksiz hassasiyetler oluşturarak insanları kendi iktidar oyununun basit birer enstrümanına dönüştürüyor.

Hatırlarsanız, 7 Haziran öncesi HDP Eşbaşkanı Selahattin Demirtaş’a yönelik kamuoyu ilgisi Erdoğan’ın kimyasını bozmuştu. Neredeyse her konuşmasında Demirtaş’ı konu ediyordu. Erdoğan’da bir tür Demirtaş fobisi başlamıştı. 

Demirtaş’la siyaseten baş edemeyince sözde bağımsız yargı devreye girdi ve şimdilerde FET֒cü olmaktan cezaevinde yatan savcıların düzenlediği iddianamelerle ve sayın Demirtaş tutuklanarak cezaevine gönderildi. 

CHP Lideri Kemal Kılıçdaroğlu’nun biraz da can havliyle kendisi ve yakın çevresini kurtarmak için başlattığı “Adalet Yürüyüşü” uzun bir süre sonra yeniden Erdoğan’ı kendi başına kamuoyu oluşturamaz hale getirdi. 

Toplumda adalet fikri öylesine ağır bir hasar almıştı ki; bütün toplum bir anda “gece karanlığında gözüne fener tutulmuş tavşan misali” donup kaldı. Yıllarca Kürtler’den, solculardan esirgenen adalet artık bütün bir toplumdan esirgenir olmuştu. 

Bir anda kamuoyu ilgisi Erdoğan’ın bütün aksi yönde gündem oluşturma çabalarına rağmen; Türkiye’de sadece mahkeme kapılarında dağıtılan sözde adalete de değil; bütün olarak “adaletli bir toplum nedir?“ sorusu üzerinde yoğunlaşmaya başladı. 

Hemen arkasından HDP’nin başlattığı “Vicdan ve Adalet Nöbeti” eylemi AKP Türkiye’sine bir tür ayna tuttu. Bu ülke artık sadece muhalif olanlar da değil, AKP’ye oy verenler de dahil herkes için güvenli bir yer olmaktan çıkmıştı. 

Türkiye, OHAL rejiminde keyfiyetin diz boyu olduğu; herkesin, her şeyin kaderinin muktedirin iki dudağı arasında kaldığı bir ülke haline geldi. Bu ülkede insanın başına bir şey gelmesi için illa da muhalif olmasına gerek yok; artık herkes kendisini çok sıradan bir sebepten yıllarca cezaevinde bulabilir. 

Erdoğan, bir kaç gün önce AKP’li il başkanları ile yaptığı bir toplantıda “Türkiye’nin kaderi ile genel başkanı olduğu AKP’nin kaderinin bütünleştiğini, AKP eğer tökezlerse Türkiye’nin de tökezleyeceğinin 7 Haziran seçimleri sonrasında görüldüğünü!” söyledi.

Öyle anlaşılıyor ki; AKP Genel Başkanı Erdoğan 7 Haziran travmasından bir türlü kurtulamıyor. Doğru bir programla bütünleşmiş, kararlı bir liderliğin kendi iktidarının sonunun getireceğini Erdoğan anlamış gözüküyor; ama sanırım Erdoğan muhaliflerinin bir kısmı bunu bir türlü anlamıyorlar.

7 Haziran’da Selahattin Demirtaş kendine has üslubuyla; önemli bir seçmen kitlesini bu ülkenin bütün sorunlarının barış ortamında dialogla çözülebileceğine ikna etmişti. Herkesin kendine ait renkleri ile bir harmonide bir arada yaşayabileceği bir Türkiye projesinin 7 Haziran’da elde ettiği başarı Erdoğan’ın kabusu oldu. 

Adalet ve demokrasi talebi Erdoğan için ölümcüldür. Eğer gerçekten Erdoğan karşıtı kampanya bu iki önemli toplumsal talebi esas alarak kendini örgütleyebilirse Türkiye Erdoğan rejiminden kurtulabilir; yok aksi olur da CHP yeniden ulusalcılığa yatarsa bir kez daha Erdoğan rejiminin ekmeğine yağ sürmüş olur. 

Hepimiz bir samimiyet testinden geçiyoruz; hiç birimizin yanlış yapmaya hakkı yok!



664
YENİ ÖZGÜR POLİTİKA

Yazarın Tüm Yazıları: