Otuz dördüncü gerilla yılı

07 Ağustos 2017 Pazartesi

SELAHATTİN ERDEM


Kürtler 15 Ağustos 1984 Gerilla Atılımının otuz üçüncü yıldönümünü kutluyorlar. Otuz dördüncü gerilla yılına giriliyor. Kürt halkı PKK öncülüğünde tam otuz üç yıldır kesintisiz bir gerilla direnişi yürütüyor. Genelde silahlı direnişin kırk birinci yılına girilmiş bulunuluyor. Kürdistan’daki tüm ulusal-demokratik gelişmelerin genelde kırk bir yıllık söz konusu silahlı direnişle, otuz üç yıldır da kesintisiz süren gerilla mücadelesiyle kazanılmış olduğu biliniyor. Bugün de Kürdistan’da gerilla aynı rolünü oynamaya devam ediyor. Kürt varlığı ve özgürlüğünü faşist-soykırımcı saldırılara karşı her şeyden önce gerilla temsil ediyor ve koruyor. Dolayısıyla Kürdistan özgürlük mücadelesi şahsında gerilla gerçeğini tekrar tekrar değerlendirmek gerekiyor.

Dikkat edilirse, günümüzde artan faşist saldırganlık karşısında durabilen tek güç PKK öncülüğündeki Kürdistan gerillasıdır. Yani Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın özgürlük felsefesi ve ideolojisi ile donanmış olan fedai militan çizgideki gerillacılıktır. Bunu en açık ve net bir biçimde Şengal ve Rojava’da DAİŞ faşizmi karşısındaki duruş göstermiş ve kanıtlamıştır. Eğer PKK’nin fedai militan çizgisi ile donanmış gerillacılık olmasaydı, bugün Şengal ve Rojava adına ortada ne kalırdı? KDP ve YNK pêşmergeciliği de dahil tüm askeri güçler faşist DAİŞ saldırıları karşısında kaçar ve yenilirken, DAİŞ faşizmini tüm cephelerde durduran ve yenilgiye uğratan gücün PKK gerillacılığı olduğu açıktır. 

Benzer bir durumu faşist Türk ordusunun saldırıları karşısında da görüyoruz. Bu noktada çok iyi biliyoruz ki, 15 Ağustos Gerilla Atılımı öncesi hemen hemen hiç kimse Türk ordusuna karşı savaşılabileceğine ve bu ordunun yenilebileceğine inanmıyordu. 15 Ağustos gerilla atılımı ardından da gerillaya çok kısa ömürler biçilmişti. Genel kanaat, kısa bir süre içerisinde gerillanın ezilip yok edileceği üzerineydi. Öyle ya, 12 Eylül faşist cuntasının şefi Kenan Evren de “Kılıç artıkları” dememiş miydi? Düzenin zihniyet kalıpları içerisinde düşünen herkes, geçen otuz üç yıl boyunca hep bu kılıç artıklarının ne zaman yok edileceğini bekleyip durdu. Fakat beklediği söz konusu sonucun gerçekleştiğini hiçbir zaman göremedi.

Tersine her geçen güç darbe yiyen ve eriyen faşist Türk ordusu oldu. 15 Ağustos gerillacılığı her gün faşist orduyu zayıflattığı gibi, yeni katılımlar ve edindiği tecrübe ile de sürekli kendini büyüttü. Öyle ki, DAİŞ faşizmi karşısında ayakta duran tek savaş gücü haline geldi. Buna karşılık faşist Türk ordusu ise, bugün Tayyip Erdoğan’ın palyaçosu durumuna düştü. 15 Temmuz 2016 gecesi İstanbul ve Ankara sokaklarında boyunlarına ip takılarak dört ayak üzeri yürütülen mahluklar haline geldi. “Ergenekoncu” ve “Balyozcu” denerek ve darbe yapmakla suçlanarak zindanlara doldurulup mahkeme mahkeme süründürüldü. İlker Başbuğ örneğinde görüldüğü gibi, bir Genelkurmay Başkanı “Terör örgütü kurmak” ile suçlandı. Hulusi Akar örneğinde görüldüğü gibi, Tayyip Erdoğan önünde secdeye kapanır hale getirildi. 

Bütün bunların hepsinin, faşist Türk ordusunun Kürdistan gerillası karşısında yediği darbe ve yaşadığı yenilgiler sonucunda olduğu tartışmasızdır. Kürt gerillası karşısında yenilgi yaşamasaydı, faşist Türk ordusuna herhangi bir siyasetçinin söz söylemesi mümkün müydü? NATO’nun ikinci ordusu olmakla övünen Türk ordusu önünde siyaset hep diz çökmüyor muydu? Şubat 2008 Zap yenilgisi öncesi Türk Silahlı Kuvvetleri Türkiye’nin en çok güven duyulan kurumu değil miydi? İşte bütün bunların hepsi, Kürdistan gerillasının yaşattığı yenilgiler sonrasında değişti. Bugün söz konusu ordunun var olup olmadığı bile tartışılır hale geldi.

Tarihi 15 Ağustos Gerilla Atılımının otuz üçüncü yıldönümünün yaşandığı günümüzde de Ortadoğu’da yaşanan Üçüncü Dünya Savaşı içinde en aktif askeri rolü bu gerilla oynuyor. DAİŞ faşizmini “Başkentim” dediği Rakka’dan temizleyen ve Rakka’yı özgürleştiren yine bu gerilla oluyor. Şengal ve Güney Kürdistan’ı DAİŞ faşizmi karşısında yine bu gerilla koruyor. AKP-MHP faşizminin topyekûn özel savaş saldırıları karşısında Kuzey Kürdistan’ın varlığını ve özgürlüğünü, Türkiye’nin ise demokrasisini yine bu gerilla temsil ediyor. Dikkat edilirse, topyekûn faşist-soykırımcı saldırı karşısında demokratik siyasetin neredeyse susturulduğu ve katliamlarla kitlelerin ezildiği bir ortamda, ayakta kalan ve faşizmden hesap soran tek güç Kürdistan Özgürlük Gerillası oluyor.

Kuşkusuz faşizm topyekûn saldırıyor ve faşizme karşı direniş de topyekûn veriliyor. Biz AKP-MHP faşizmine karşı yürütülen tüm mücadeleleri önemsiyor, küçük-büyük ayrımı yapmadan hepsini çok değerli buluyoruz. Fakat tüm antifaşist direnişin temelini de gerilla direnişinin oluşturduğu tartışma götürmüyor. Eğer mevcut gerilla direnişi olmasa, o zaman AKP-MHP faşizmine karşı mücadelede ezilen güçlerin fazlasıyla zorlanacağı açıktır. İşte HPG ve YJA-Star gerillalarının Kürdistan dağında yürüttüğü ve giderek HBDH tarafından Türkiye dağlarına da yayılmakta olan gerilla direnişinin faşizmden hesap soruculuğu bu zorlanmayı ortadan kaldırmakta ve tüm ezilenlerin antifaşist direnişi için zemin ve imkân yaratmaktadır. Kürdün duygusu, intikam ruhu, onuru, her şeyi söz konusu gerillada ifade bulmaktadır.

Besbelli ki bu gerçek geçmişte böyleydi, bugün de böyledir ve yarın da hep böyle olacaktır. Faşizm ve sömürgecilik karşısında halkların varlığı ve özgürlüğü hep gerilla mücadelesi ile temsil edilip zafere ulaşacaktır. Kapitalist modernite güçleri ve tüm küresel gericiliğin artan saldırıları ve derinleştirilen özel savaş sistemi karşısında halkları ve ezilenleri kurtaracak olan tek mücadele tarzı gerilla olacaktır. Aslında özel savaş, ulus-devlet sistemlerinin gerillaya karşı geliştirdiği savaş sistemidir. Dolayısıyla gerillanın rolünün bitmesi değil, tersine daha çok rol sahibi olmasını ifade eder. Bu nedenle, gerillanın öneminin azaldığı veya rolünün bittiği yönündeki her türlü görüş, esas olarak kapitalist modernite sistemine hizmet eden bir görüştür. Bundan dolayı, başta kadınlar, gençler ve halklar olmak üzere tüm ezilenler bu tür sahte ve özel savaş merkezli propagandalara karşı her zaman uyanık ve tedbirli olmalıdır. 

Kuşkusuz bu durumu düz ve dogmatik ele almamak gerekir. Evet gerilla özel savaşa karşı ezilenlerin kurtuluş ve özgürlük aracıdır, ancak her koşulda şekillenmesi de farklılıklar içerir. Örneğin 18. ve 19 yüzyıllardaki ulusal hareketlerde gerillanın biçimlenişi farklıydı. Dar ulusal çizgide ve ulusal kurtuluşu hedefleyen bir yapıdaydı. Yirminci yüzyılda yine ulus-devleti hedeflemekle birlikte, daha çok ezilen ve sömürülen toplumsal kesimlere dayanıyor ve onların sömürüden kurtuluşunu da amaçlıyordu. Şimdi yirmi birinci yüzyıl gerillası en başta amaç bakımından öncekilerden ayrılıyor. Günümüz gerillası bir ulus-devlete yol açacak olan düzenli hiyerarşik ordu oluşturmayı değil, tüm toplumu öz savunma bilinci temelinde eğitmeyi, örgütlemeyi ve donatmayı hedefliyor. Dolayısıyla baskı ve sömürüden uzaktır, halka daha yakın ve iç içedir, bir savaş gücü olduğu kadar toplum için aynı zamanda bir eğitim ve örgütleme gücüdür. Çeşitli görüntüler altında ve adlar biçiminde ortaya çıkan çağımızın faşizmine kök söktüren Kürdistan gerillası işte böyle yeni bir gerillacılığı temsil etmektedir.

Bunlar temelinde, Büyük 15 Ağustos Gerilla Atılımının otuz üçüncü yıldönümünün başta Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan olmak üzere tüm özgürlük gerillalarına ve halklarımıza kutlu olmasını diliyorum. Ölümsüz Gerilla Komutanı Mahsum Korkmaz şahsında otuz üç yıllık gerilla direnişinin tüm kahraman şehitlerini saygı ve minnetle anıyorum. Tüm gerilla güçlerini ve halkımızı otuz üçüncü gerilla gününü daha coşkulu ve etkili yaşamaya ve otuz dördüncü yılda daha büyük zaferlerin sahibi olmaya davet ediyorum.



1422
YENİ ÖZGÜR POLİTİKA

Yazarın Tüm Yazıları: