Referandum ve halkın iradesi

15 Nisan 2017 Cumartesi

MUZAFFER AYATA


Demokratik toplumlarda seçimler bir biçimde halkın iradesini açığa çıkarmada etkin bir yol olarak kullanılır. Sadece seçimlerin olması orada demokrasi olduğu anlamına gelmez. Nitekim Ortadoğu diktatörleri de seçime gidiyorlardı. Saddam ve Esad gibileri de seçim yapıyorlardı. Kenan Evren de referandum yaptı. Bu seçimlerin tümünde halkın yüzde doksanının üzerinde kabul oyu verdiği de biliniyor.

Yüzde doksan oy aldı diye Saddam veya Kenan Evren demokratik bir yolla seçildi, halkın onayını aldı denilemez. Çünkü sistem demokratik değildir. Özgür ve eşit şartlarda seçim çalışmaları yapılamıyor. Partiler, adaylar serbestçe ortaya çıkıp çalışamıyorlar. Taşların bağlandığı, itlerin salındığı bir yerde yapılacak seçimlerin herhangi bir hükmü ve meşruiyeti yoktur.

16 Nisan’da yapılan referandum da adil ve eşit şartlarda yapılmıyor. Referandum kararının alınması da kamuoyuna açık bir ortamda yapılmadı. Bilindiği gibi Bahçeli ve Erdoğan arasında yapılan gizli ve karanlık pazarlıklar sonucu bu ittifak sağlandı. Savaş, şiddet ve kan üzerine yapılan, içeriği de halktan gizlenen bu karanlık pazarlığın demokratik bir kaygı taşımadığı ortadadır. Mevcut referandum herhangi bir demokratik içerik taşımıyor. 12 Eylül anayasasını daha gerici ve otoriter bir temelde restore etmeye dayalıdır.

12 Nisan referandumu darbe ortamında yapılmaktadır. 15 Temmuz darbe girişimi sözde başarılı olamadı. Ama asıl darbe Erdoğan ve Bahçeli eliyle uygulamaya sokuldu. Yüzbinlerce insan işinden atıldı, soruşturmalara tabi tutuldu, onbinlercesi tutuklandı. OHAL ilan edildi. Ülke KHK’lerle yönetiliyor. Tüm basın susturuldu ve iktidarın emrine verildi. HDP’nin eşbaşkanları dahil ondan fazla milletvekili hapiste. Kalan milletvekilleri de hergün karakollarda, her türlü hakaret ve tehdit altındalar. Yüze yakın belediyeye el konuldu. Yine yüze yakın belediye eşbaşkanı hapislerde. Binlerce parti yöneticisi içeri atılmış. 

Ülke bir boydan bir boya operasyonlar ülkesi haline getirilmiş. Her gün onlarca ev basılmakta, onlarca, yüzlerce insan karakollara alınmakta. Öyle ki, internette bir yazı paylaştı diye binlerce insana dava açılmış, bir kısmı tutuklanmış. Türk ordusu Suriye’ye sokulmuş. Savaş sadece Türkiye sınırları içinde yürütülmüyor. On binlerce asker ve özel timler Kars’tan Hakkari’ye, oradan Mardin’e kadar saldırı halinde. Uçaklar, helikopterler, tanklarla dağ taş bombalanmaktadır. Savaş uçakları hergün Medya Savunma Alanlarını vurmaktadır. Nerede Kürtlere ait bir yaşam belirtisi ve direniş ışığı varsa karartılmaya çalışılmaktadır.

Erdoğan bir zamanlar analar ağlamasın diye propaganda yapıp oy devşirmeye çalışırken, şimdi de 24 Temmuz’dan bu yana on bin Kürt’ü öldürdüğünü övünerek, iftiharla meydanlarda haykırmaktadır. Öldürmeye devam edeceğiz diye kendinden geçercesine hazla ilan etmektedir. 

Referandumda hayır diyen sol-demokratik çevreler, CHP ve diğer muhalif kesimler büyük bir baskı ve tehdit altındalar. Sandıkların yerleri değiştirilmekte, sandık görevlilerinin bir kısmı kabul edilmemektedir. Bürokrasi tamamen ‘evet’in hizmetine koşulmuş durumda. Kaymakamlar, valiler ve hakimler tamamen partizanca davranıyorlar. Devletin tüm olanakları hükümete peşkeş çekilmiş. Bir yandan devletin tümüyle taraf haline getirilmesi, bir yandan da baskı, tutuklama ve korku iklimi yaratma ortamında nasıl bir referandumdan söz edilebilir? Bu ortamda eşit ve adil bir kampanyadan söz edilemez.

Eşit ve adil olmayan bir referandum veya seçimin meşruiyeti olamaz. Bu açıdan referandum sonuçlarını bu gözle görmek ve değerlendirmek gerekir. Referandum sonuçları açıklandığında kimsenin şaşırmasına veya kafasının karışmasına gerek yoktur. Ortada faşist bir hükümet bloku var. Hayır çıkması faşizme karşı mücadeleyi daha etkin ve iyi bir moralle sürdürmeyi getirir. Hayır çıktı diye Erdoğan ve Bahçeli duracak, halka saygı gösterip demokratik esaslara dönecekler diye beklememek gerek. Her türlü kumpasın ve oyunun peşinde koşmaya devam edecekler. Bu açıdan daha etkili, örgütlü ve yaygın bir direnişi örgütlemekten bir an bile sakınmamak gerekir.

Referandumu Erdoğan ve şürekası kazanırsa ki, bu olmayacak bir iş değildir. Belirttiğimiz gibi her türlü hile ve baskı yöntemlerine başvuruyorlar. Bu durumda referandum sonuçlarını tanımamak ve gayri-meşru ilan etmek yapılacak ilk iş olmalıdır. Faşizmi teşhir etmek ve antifaşist mücadeleyi yaygınlaştırmak gerekir. Türkiye’nin karanlıklara gömülmesine, savaşın halklara dayatılmasına karşı kapsamlı bir direniş örgütlenmelidir. Türkiye ve Kürdistan’da muazzam bir muhalefet ve demokratik bir potansiyel var. Başta kadınlar, gençlik, Aleviler, emekçiler ve tüm ezilenler demokratik direnişe öncülük etmelidirler. Halklarımızın birleşik direnişi ırkçı faşist sistemin yerleşmesine, kurumlaşmasına engel olabilecek güçtedir. Kazanan faşizm değil demokrasi ve halkların kardeşliği olacaktır.



1129
YENİ ÖZGÜR POLİTİKA

Yazarın Tüm Yazıları: