Şimdi MKM ruhuyla yeniden

ilhamadarbakur@gmail.com | 17 Mart 2017 Cuma

İLHAM ADAR BAKIR


Ateşkes ve barış sürecinin, kendi sonunu hazırladığını, faşist ve tekçi zihniyetin güç kaybedip demokratik zeminin güçlendiğini, halklar arasındaki birlik ve dayanışmanın, birlikte yaşam iradesinin güçlendiğini gören iktidar Dolmabahçe sürecini bitirerek her alanda Kürtlere karşı büyük bir saldırıya geçti. Bu saldırılar içerisinde denebilir ki en kapsamlı saldırıyı Kürtlerin kültür sanat kurumlaşmalarına karşı gerçekleştirdi. Onlarca kültür sanat kurumu kanun hükmünde kararnamelerle kapatıldı, binalarına ve içlerindeki tüm araç gereçlere el konuldu. Ve bu saldırı olanca şiddeti ile de devam etmektedir.  

Kürdistan’daki belediyelerin Kürt kültür ve sanatına sunduğu ekonomik katkılar, belediyelere atanan kayyumların öncelikli gündemi oldu. Belediyelerce kültür sanat kurumlarına tahsis edilen tüm binalara el konuldu. Yine belediyelerin yıllık planlamalarına dahil ettikleri kültür ve sanatı geliştirecek tüm destek programları, etkinlik ve festivaller iptal edilerek planlamadan çıkarıldı. Belediye bünyesinde istihdam edilmiş tüm sanatçılar, kültür sanat çalışanları işten çıkarıldı veya sanat faaliyetleri dışındaki çalışma alanlarına sürgün edildi. 

Peki özellikle kayyum atanması ile birlikte, iktidarın kültür sanat kurumlarına aktarılan kaynaklara yönelmesi, Kürtlerin kültür sanat çalışmalarına önemli bir zarar verdi mi, kültür sanat alanında önemli bir zayıflama yaşandı mı, bir boşluk yaşanmaya başlandı mı? Bütün mücadelesini öz gücü, kendi örgütlenme kapasitesi ve halkının irade ve katılımıyla sürdürmüş ve bugüne kadar getirmiş bir geleneğin kültür sanat alanının, bu soruya çok güçlü bir hayır demesi gerekirdi. Ancak ne yazık ki, evet belediyelerin kültür sanat alanına sundukları katkının kayyumlar tarafından gasp edilmesi kültür sanat yaşamına, bu alandaki üretimlere ciddi sekte vurdu. Bazı yerlerde adeta faaliyetler durdu, esamesi okunmaz hale geldi. 

Peki bu olanakların bu kadar çok olduğu, sanatçıların belediyelerce desteklendiği bu hiç de azımsanamayacak uzunluktaki bu dönemde üretimler nitelik açısından ne durumdaydı, ne kadar Kürt Özgürlük Paradigmasının santını icra ediyordu? İşte bu soruya da ne yazık ki olumlu bir cevap vermek mümkün değil. Mezopotamya Kültür Merkezi kuruluş ve yükseliş sürecinin dışında özellikle iki binli yıllarda itibaren Kürt kültür ve sanatında çok ciddi bir halktan kopma, mücadele değerlerinden uzaklaşma, orta sınıflaşma, kaba bir propagandatif ve istismarcı bir sanatsal üretim Kürt kültür sanatının genel bir karakteristiğine dönüştü. Yine belediyelerin sunduğu ekonomik destek, belediyelerin kadrolu sanatçısı olma durumunun yarattığı memurlaşma sanatsal üretimde ciddi bir zayıflık ve çürüme ortaya çıkardı. Belediyeler ve kültür sanat kurumları sanatlarının üretim ve paylaşım alanları olarak bu mücadeleye herşeyiyle destek veren yoksul mahalleleri değil büyük bulvarları, kentin zengin kesimlerinin, orta sınıfın oturduğu alanları tercih ettiler. 

Mahallelerde sanat evleri, sanat kurumları açmak ve buradaki gençleri, kadınları, çocukları sanatsal üretimle buluşturmak yerine devasa kültür merkezleri, kongre merkezleri açmayı tercih ettiler. Şimdi bu binaların tümüne devlet el koydu. Nerdeyse kurumların bir tek binası, bir tek odası kalmadı. 

Her şerde bir hayır vardır. Bu süreç kültür sanat çalışmalarının yeniden yapılandırılması, mahallelerde halkın içinde onlarla birlikte kültür sanat kurumlaşmasının yaratılması için çok önemli zihniyet değiştirme ve kendi gerçeğini görebilme fırsatı sunuyor. Mizgîn, Ali Temel, Ozan Serhad geleneği bu mücadelenin yeniden örülmesinin öz suyu olarak bize can vermeyi bekliyor. 



592
YENİ ÖZGÜR POLİTİKA

Yazarın Tüm Yazıları: