Faşizm Notları III. Kürdistan’ın yeniden yağması…

08 Mart 2017 Çarşamba

AVA NEŞE KALP

Kozmik plan üzerinden devamla ve dolayısıyla, II. Dünya Savaş’ındaki Dersim Soykırımı gibi, 2016 yılında onlarca Kürt kentinin yerle bir edilmesinin de çoklu açılardan okunması gerekiyor. 

Birincisi bu imha operasyonunu, Kürdistan’ın diğer topraklarını ele geçirmek için tıpkı Dersim’de olduğu gibi “bir antrenman” olarak ele alınması gerekir. Yani Suriye ve akabinde Irak’ın topraklarına katılmış Kürt topraklarını ele geçirmek için potansiyel kent çatışmaları için deneyim edinmek, 

İkincisi etkili silahları tespit etmek ve yöntemleri vs. gibi bir dizi şeyi test etmek, 

Üçüncü olarak Kürtleri direnmeleri halinde neler yapabileceklerine dair tehdit etmek, 

Dördüncü olarak bu süreçte, tıpkı Dersim için kullandıkları ‘Şakilik ve İsyan’ söylemleri eşliğinde propaganda yaparak toplum içinde oluşabilecek tepkileri, yani potansiyel itirazları bloke etmek,

Beşinci olarak da uygun zamana kadar hazırda bulmak ve fırsatını bulunca devreye girmek, 

Altıncı olarak 2023 yılında sonlanacak olan 100 yıllık Lozan Antlaşması’nın yerini alacak yeni bir anlaşma ile bu toprakları üzerine geçirmek,

Nihai olarak da Kürtlerin hak taleplerini en az bir yüzyıl daha ötelemek.

Plan bu. Bu “kozmik plan”a odaklanan TC’nin çok uzun bir hazırlık dönemi geçirdiği, ciddi bilimsel hesaplamalar yaptığı, değişik metodların test edildiği anlaşılıyor. Bu çerçevede belli ki Nazi Almanyası, Osmanlı, Cumhuriyet dönemi tek partili süreci, Esad’ın direnme biçimi, Batılıların nasıl ikna edileceği (mülteci şantajı, kaynaklardan ulufe dağıtma yani askeri satın almalar, yeraltı kaynaklarının paylaşımı vs.) gibi bir dizi çalışma üzerinden yeni bir planlama geliştirilmiş. Sistemin yeniden dönüşümü, bu dönüşüm sürecinde mevcut Türk-İslam ideokrasisini(1) sağlamlaştırılması, din dozajının arttırılarak itaatin koşulsuz örgütlenmesi gibi bir dizi yeni planlama yapıldığı da görülmektedir. Planlamayı riske edecek her türlü olasılığın nasıl bertaraf edileceği de…

Akademideki Barış Bildirisine verilen sert tepkiyi de bu aralıktan okumak gerekir. Dolayısıyla alenen yapılan tüm katliamlara rağmen Türkiye’de özellikle Batı’dan bir ses çıkmaması, işte devletin pek tanıdık olan bu geleneğinin başarısıdır. Ses çıkarmanın ötesinde, tersine, Devletin zulmünden korkan belli bir sol kesim de hem solcu kalabilmek, hem de devletle iyi geçinebilmek için suçu PKK üzerine boca edecek bir zemin yakalayarak, devlete yedeklenmeye geçti bile (bu da Türkiye’nin köklü geleneklerinden). Dolayısıyla yeni bir Kürt soykırımı üzerinden, III. Dünya paylaşım savaşıyla, Kürdistan’ın yağması üzerindeki iç ortaklaşma bayağı sağlama alınmış oldu. 

Bütün bunların yapılmasının önündeki iç engeller halledilmiş olsa da, dış engel sorunu esas aşılması gereken sorun. “Osmanlının toprakları” yani Kürdistan’ın işgali için ABD ve Batı’nın, hatta Rusya’nın nasıl aşılacağı konusu var. Bunun için de askeri “yararlılık” ve rüşvet en geçerli iki yöntem olarak kullanıldığı görülmektedir.

Sanırım burada geriye dönüp I. ve II. Dünya Savaşlarına bakmakta yarar var. I. Dünya Savaşında sanayi kapitalizminin ihtiyacı daha küçük ölçekli ve sınırları kontrol edilebilir ulus devletlere olan ihtiyaç, dört imparatorluğun yıkılmasıyla sonlanırken, II. Dünya savaşı ise bu paylaşımın daha da netleşmesi için ideolojik çatışma sürecini tamamladı. Pazarları kontrol altına alma savaşında, sermayenin kimin kontrolünde olacağı konusu yani. Bu konu, Avrupa Faşistleri, sosyalist devletlerin müdahalesi ve Amerika’nın da dahil olmasıyla sonlanmadı, ancak sönümlenerek biçim değiştirmek zorunda kaldı. Bu değişen biçim şu anda Ortadoğu’da halen seyir halindedir. Bu seyir biçiminin belki de en önemli farkı I. ve II. Dünya Savaşlarında varlık gösterilmesine izin verilmeyen ve dolayısıyla Ortadoğu’da tüm topraklarının başkaları tarafından işgal edildiği Kürtlerin sahadaki varlığı: Sahada kirli ilişkilerle değil de gerçek bir var olma savaşı ile tüm dünyada saygı uyandıran tek kesim olarak şimdiden dünya tarihinde en saygın savaşan taraf olarak yerini almış durumda. Ancak paylaşımda esas olan ne yazık ki haklılık ve ilkeli olmak değil. Temel konu güç olmaktır… Kürtler bu kurtlar sofrasından parçalanmadan bir güç olarak nasıl çıkabilecekler? Temel soru bu…

Devam edecek…

(1) Belli bir ideolojinin hakimiyeti anlamına gelen kavram burada Türk-İslam sentezi anlamında kullanılmıştır.



631
YENİ ÖZGÜR POLİTİKA

Yazarın Tüm Yazıları: