TC ayakta çürüyor

akahraman61@hotmail.com | 12 Ocak 2017 Perşembe

AHMET KAHRAMAN

Önce, ırkçı rüzgarlar estirip kin ektiler. Suudilerin İslamı Vehhabiliği başa oturtup, ondan olmayanları, düşman nirengisine oturttular.

İslamiyeti yeni keşfetmişlerdi. Arap yarım adasının Körfez Hinterlandını (Deriye-Riyad bölgesi) kadın, çocuk cesetlerinin serpildiği ölüler tarlasına çeviren, Mekke’deki Kabe dahil, yörenin geçmişine dair, ne kadar kalıntı varsa, hepsini "İslam dışı" diye yok eden, "Allah’ı yadsıma" diye Peygamberin kutsanmasını, adına adaklar adanıp kurban kesilmesini yasaklayan Vehhabiliğe nefer oldular.

Cami avlularını, kindar nutuklar alanına çevirdiler. Kürtleri Zerdüşt yaptılar. Aleviler hepten ötelediler.

Toplumsal delilik salgınıydı, bu. Ortalığı kan, göz yaşı anaforuna sıkıştırdılar.

Türk ırkçılığıyla sıkıştırılıp sırtı sıvazlanan vahşi kalabalıklar, Kürtlere saldırtılıyor, yakaladıklarını tekmeleyip bıçakla kanatıyor, ciğerleri parçalanarak linç ediliyorlardı.

Yalnızca 6-8 Ekim 2015 tarihleri arasında (iki günde) 53 Kürt linç ile katledildi.

Beri yanda, Kürtlerin şehirleri, köy ve kasabaları yerden tanklar, toplarla, havadan da uçaklar, helikopterlerle bombalanıyor, bu arada, dünya savaş tarihinde bir ilk yaşanıyor, bombardımanlarda ayakta kalan binaların yıkımı ve kalıntılarının dağ eteklerine serpilmesi, ihale ile müteahhitlere veriliyordu.

İnsanlıktan çıkmadı, bu. Irkçı salgının deli deli esmesi…

Yer yüzündeki bütün Kürtler düşmandı. Irkçı histeri salgını bu ya, Kürt düşmanlığında sınır tanımıyor, kendini de bilmiyordu. "Ne hak, hangi hukukla?" diye düşünmeden Irak ve Suriye Kürtlerinin kapısına dayanıyor, "yok edici" topa, tanka tutuyor, gece-gündüz havadan bombalıyorlardı. Kürtlere dair, Allah ne verdiyse akıllarına gelen rakamı, günlük zaferin bilançosu olarak, Türk halkına açıklanıyordu.

Bu arada, günlük savaş harcamaları katlanarak büyüyordu. Yürüyen her araç, patlayan her namlu para tüketiyordu. Bir savaş uçağı, bomba atmasa bile sadece kalkış ve inişinin maliyeti 50 bin dolardı. Bu durumda, her gün milyonlarca dolar yutuyordu.

Bütün bu harcamalara ek olarak, komşu ülkeleri işgal ve talan sevdasıya başları dönüyordu. Hamlelerine destek sunmayan Avrupa ve Amerika ise düşmanlarına arka veren terörist oluyordu.

Öte yandan, 15 Temmuz 2016 akşamı, iç yüzü hala anlaşılamayan tiyatral nitelikte bir darbe olayı yaşanmıştı. Tiyatro gibi çünkü, Cumhurbaşkanı "son ana kadar, habersizdim, darbeyi eniştemden öğrendim" diyordu, ama yaverlerini yanına almadan Saray’ından ayrılmış, geride şaşırtıcı izler bıraktıktan sonra Marmaris’te ortaya çıkmış, Başbakan ise Ilgaz tüneline gizlenmişti.

Yedi ay sonra bile, gerçekten ne olduğunu, çok az kişi biliyordu. Ama ne olursa olsun olanlar, Cumhurbaşkanının sözüyle "Allah’ın bir lütfu"ydu. Ayağına gelmiş imkandı.  

Bu imkanla, Kürtlerin seçimle kazandığı belediyelere el koymuş, bütün dernek ve kurumlarını kapatmış, parlamenterler ve Belediye başkanları dahil, muhtarlara varana kadar önde gelen tüm seçilmişleri tutuklatmıştı.

Yedi ayda tutuklu sayısı 50 bini bulmuştu. Kamuda çalışan 137 bin kişi işini, kazancını kaybetmişti. Muhalif ses çıkaran basın ve yayın kurumları susturulmuş, 152 gazeteci ve yazar tutuklanmış, 10 bin kişi de işini kaybetmişti.

Askerleri aratan, kindar sivillerin darbesiydi, bu. Tımarhane manzarası, domuz ahırı karmaşasına dönüşmüştü. Kan, göz yaşı ve korkuyla bakan hüzünlü insan yumağını gören yabancı yatırımcılar, "deli var" feryadıyla kaçıyor, imkanı olan yerlilerde onlara katılıyorlardı.

Ekonomide ilk delik bu nedenle açılmış, Kürtlerle savaş, Suriye ve Irak’daki işgalin masrafları da eklenince, kara delik büyümüştü. Katar’dan, Güney Kürdistan ve Suudilerden gelen yardım artık yama olamıyor, ekonomik çürüme önlenemiyordu.

Amerikan doları, çürük zeminde alıp başını gidiyor, bütün zamanların rekorunu kırarak yükseliyor, Türk lirasının değeri ise düştükçe düşüyordu.

Borç para ile ganimet avcılığı başa bela açmıştı.

Menderesi ipe götüren düşüşün başlangıcı da, ekonomik çürümeydi. Diktatörlük sonra zuhur etmişti. İpe giderken, terk edilmiş bir yalnızdı.

Geri kalmışlıkta sevgi ve sadakat de parayladır. Demirel, Ecevit de düşmüşlüğün hüznünü yaşadılar. Kenan Evren gürleyen generaldi ama cenazesi gizli kaldırıldı.

Saddam savaşların ilahıydı. Savaşta ölenlerin geride kalan eşlerine ev, maaş veriyor, dullara koca buluyordu. Bu dönemde sokağa çıktığında, "şehit yakınları" önünde el öpme kuyrukları oluşturuyorlardı. Ama düştüğü gün, aynı "şehit yakınları" devrilmiş heykeline tükürme kuyruğundaydı.

Böyledir, toplumların tarihsel döngüsü. Tarih çöplüğü, hayat gasp edip zulüm şimşekleri çakarken alkışlanan, diktatörlerin trajedik hikayeleriyle doludur.



2090
YENİ ÖZGÜR POLİTİKA

Yazarın Tüm Yazıları: