Direnişle geçen 2017

Almanya, DAİŞ’e karşı yürütülen savaşta dünyanın takdirini kazanan YPG ve YPJ’nin flamalarını yasaklayarak, bu savaştaki tutumunu net olarak ortaya koydu. Keyfi ve yasakçı yaklaşımlarla Avrupa’da yaşayan Kürtlere ruhu boşaltılmış, iz bırakmayan, etkisi olmayan eylemsellikler dayatılıyor.

03 Ocak 2018 Çarşamba | PolitikART

Fatoş GÖKSUNGUR


Direniş ve mücadeleyle 2017 yılını geride bırakıp 2018’i karşılamaya hazırlandığımız bugünlerde Kürtler açısından geriye baktığımızda, yılın neredeyse her günü eylemde, sokakta geçti. Planlanan eylemselliklerin dışında olağanüstü koşullar göz önünde bulundurulduğunda Avrupa’da ve Avustralya, Japonya ve Kanada ile birlikte beş kıtada, Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın özgürlüğü için sokaklar hiç terk edilmedi. 

2017 yılını değerlendirmeye aldığımızda; öncelikle dünyada kapitalizmin yarattığı kaosu ve derin krizi, hegemonik güçlerin Ortadoğu üzerindeki tahakküm savaşlarını, Rojava Devrimi ve yarattığı sonuçları, Reqa’nın özgürleşmesini, Başur’da Barzani ve KDP’nin 25 Eylül’de gerçekleştirdiği referandumu, Kerkük meselesini, Bakur’da AKP-MHP faşizminin Kürdistan’da ve Türkiye’de savaş ve siyasi soykırım politikalarını arttırarak tek adam diktatörlüğünü ilan etmesini ve bunların ortaya çıkardığı sonuçları görüyoruz.

Elbette tüm bu gelişmelerin merkezinde, 19 yıldır İmralı’da ağır tecrit koşulları altında tutulan Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan var. Uluslararası komplocuların, NATO gladyosunun oluşturduğu “İmralı işkence ve tecrit sistemi’’nin birebir uygulayıcısı ise Türk devleti şahsında AKP-MHP faşizmi ve onun diktatörü Tayyip Erdoğan’dır. 


Teslimiyete karşı özgürlük çizgisi

Öcalan’ın 3. Dünya Savaşı olarak tanımladığı bu savaşın merkezini de Ortadoğu oluşturmaktadır. 2017 yılında bu savaşın iki taraflı olarak yürütüldüğü çok net olarak açığa çıktı.

 Halkları, inançları, kimlikleri, kadınları ve doğayı her gün yok eden, baskı altında tutan, kar hırsı ile sömüren, inkarcı ve asimilasyoncu soykırım politikaları ile kapitalist modernitenin klasik ulus devlet anlayışıdır. Buna karşı alternatif tek çizgi ise kadın özgürlükçü, ekolojik topluma dayanan, komünal yaşamı esas alan, halkların, kimliklerin ve farklı inançların eşit ve özgürce bir arada yaşamasını savunan Öcalan’ın ortaya koyduğu Demokratik Uygarlık Manifestosu çizgisidir. Sistemleşmiş hali; Demokratik Konfederalizm’dir. Kapitalist modernitenin ulus devletine karşı Demokratik Konfederalizm’in demokratik ulusudur. Daha net ifade edersek teslimiyet ve özgürlük çizgisinin savaşımıdır.



Kürtleri sindirme siyaseti 

Bu savaşın Avrupa’ya yansıması ise başta Almanya olmak üzere AB ülkelerinin Türk devletinin politikalarını onaylayan bir çizgi izlemesidir. Kürt Özgürlük Hareketi ve Öcalan üzerindeki yasaklamalar her geçen gün artarak devam etmektedir. Buna paralel, Kürt siyasetçiler kendilerine yönelik baskı ve tutuklama politikalarıyla sindirilmeye çalışılmaktadır. 

94’teki PKK yasağından sonra, 2017 yılında YPG, YPJ, PYD flamalarının ve Öcalan posterlerinin keyfi ve fiili bir biçimde yasaklanması ise başta Almanya olmak üzere tüm Avrupa’daki Kürtleri sindirmeye dönük bir politikadır. 

Almanya, DAİŞ’e karşı yürütülen savaşta tüm dünyanın takdirini kazanan YPG ve YPJ’nin flamalarının yasaklanmakla,  bu savaştaki tutumunu net ortaya koydu. Bu keyfi ve yasakçı yaklaşımlarla, Avrupa’da yaşayan Kürtlere ruhu boşaltılmış, iz bırakmayan, etkisi olmayan eylemsellikler dayatılıyor.

2017 yılına girildiğinde Avrupa’daki Kürtlerin gündemi, AKP-MHP faşizminin Sur, Cizre, Gever, Nusaybin ve Şırnak’ta yaptığı toplu katliamlar ve özyönetim direnişlerinin olduğu şehirleri yerle bir ederek, halkı yerinden yurdundan etmesi ve sindirmesine karşı yapılan eylemlerdi. Bununla birlikte, Öcalan üzerindeki ağır tecrit ve izolasyon da Avrupa’daki Kürtlerin temel gündemiydi. Yasaklar, soykırım siyaseti ve Öcalan’a yönelik tecridin paralel olarak derinleştirilmesine karşı Kürtler de tepkisiz kalmadı, yukarıda da belirtildiği gibi neredeyse eylemsiz gün yoktu. 


Avrupa’ya sorumluluk düşüyor

Kürt halkına yönelik saldırılar, içinde bulunduğumuz tarihi süreç ve tüm bu gelişmeler Avrupa’daki Kürtlere de büyük bir görev yüklüyordu; Öcalan’ın özgürlüğünü esas almak ve içinde bulunduğu ağır tecrit koşullarına daha çok dikkat çekmek, AKP-MHP faşizmini teşhir etmek, özyönetim direnişlerine sahip çıkmak... Tüm bunlar daha örgütlü bir mücadele ve eylemselliği gerekli kılıyordu. 

2017 yılında gerçekleşen KCDK-E kongresinde, Öcalan’ı sahiplenme noktasında yetersiz kalındığı vurgulanarak, özeleştirel bir tutum ortaya konuldu. 2017’nin bütün eylemleri Öcalan’ın özgürlüğüne adandı. Merkezi miting ve yürüyüşlerin dışında her ülkede ve merkezi şehirlerde farklı eylem ve etkinlik biçimleri de planlamaya alındı. Özellikle diplomasi alanında daha çok çalışılması, Öcalan üzerindeki tecridin kaldırılması ve özgürlüğünün esas alınması doğrultusunda bütün Avrupa ülkelerindeki parlamentolar, dostlar, milletvekilleriyle birlikte gündem oluşturulması hedeflendi. 

Bu görüşmelerin başında da CPT, Avrupa Konseyi ve Avrupa Parlementosu vardı. 11 Eylül 2016’dan itibaren AKP-MHP faşizmi, 15 Temmuz darbesini bahane ederek Öcalan üzerindeki tecridi daha da ağırlaştırdı. Bu temelde defalarca CPT ile diplomasi alanında görüşmeler yapılarak İmralı’ya gitmesi yönünde baskı uygulanmış, görevleri hatırlatılmıştır.

 TJK-E kongresinde de kadınlar, “Önderliksiz bir yaşam kabul edilemez” şiarı ile tüm eylemsellikleri Öcalan’ın özgürlüğüne adamıştır.  



2017’de seferberlik ruhu hakimdi

Genel, kadın, gençlik, dış ilişkiler, inanç birlikleri 2017 yılını seferberlik ruhu ile geçirdi. Tüm yıl boyunca yapılan çarpıcı ve etkili eylemler yıla damgasını vurdu. Bir ayı aşkın devam eden ”Öcalan Kütüphanesi” eylemi, 4 Kasım Düsseldorf eylemi, CPT önünde 54 gün süren çadır eylemleri en çok gündemde olan eylemlerdi. Elbette bu eylemlerde kitlenin kararlı duruşu ve Öcalan’ı sahiplenmesi moral ve motivasyonu arttıran en büyük etkendi. 

Genel olarak ele alındığında, 2017 yılına damga vuran başlıca eylemler şöyle sıralanabilir:

CPT önünde devam eden Öcalan’ın özgürlüğüne dönük nöbet eyleminin 5’inci yılında 19-26 Haziran tarihleri arasında bir hafta kitlesel nöbet tutularak, tecride dikkat çekildi. CPT ve Avrupa Konseyi yetkilileriyle görüşmeler yapıldı. Yine aynı tarihlerde Avrupa’nın bütün merkezi şehirlerinde çadır eylemleri, sokak gösterileri, Öcalan’ı anlatan sinevizyon gösterileri yapıldı. Gençlik ise 24 Haziran’da Avrupa’nın birçok merkezinde kitlesel yürüyüş ve mitingler yaptı. 

Temmuz ayındaki en dikkat çekici eylemsellik ise Hamburg’da düzenlenen G-20 zirvesine karşı yapılan miting ve yürüyüşlerdi. G-20 zirvesine karşı geniş katılımlı alternatif eylemler yapıldı. 8 Temmuz’da Alman solcuların, anti-faşist grupların, anti-kapitalistlerin ve Avrupa’nın birçok ülkesinden gelen kapitalizm karşıtı grupların katılımıyla birlikte 150 bin kişinin yer aldığı bir miting düzenlendi. Komite, yürüyüş kortejinin öncülüğünü bizlere vermişti. Kürtler açısından G-20’nin önemi, Ortadoğu üzerinde savaş politikalarına karar veren hegemonik güçlerin ve Tayyip Erdoğan’ın zirveye katılıyor oluşuydu.

Alman devleti yürüyüş ve mitingde hiçbir biçimde sembollerin ve Öcalan’ın flamalarının taşınmayacağını belirtmesine rağmen, eylemcilerin neredeyse tümünün –ki Kürtler diğer kesimlere oranla sayı olarak azdı- yasağa rağmen Öcalan posterlerini, YPG, YPJ bayraklarını açması ve indirmemesi büyük bir moral yarattı. Avrupa basınında da bu eyleme yer verildi. En dikkat çeken yorum ise ”G-20’ye Kürtler ve Öcalan damgasını vurdu” oldu.



Eylemin her biçimi

Yine Eylül ayında 1 Eylül Dünya Barış Günü etkinlikleri çerçevesinde bir haftaya yayılan görsel eylemler yapıldı. Paris’ten, Toronto’ya, Viyana’dan Berlin’e, Köln, Zürih, Amsterdam, Londra, Strasbourg, Stuttgart, Helsinki, Atina, Frankfurt gibi Avrupa’nın birçok merkezinde Öcalan’ın silüeti ve fotoğrafları kitlesel eylemlerle birlikte alanlarda lazerle yansıtıldı. Bu eylem biçimi yıl boyunca en çok ilgi çeken eylemlerden biri oldu. 

Görsel eylemler etkili oldukça Türk devletinin tepkileri de artıyordu. Özellikle Amsterdam’daki gemi eylemi, görselliği ve mesajı açısından basında yer bularak, Tayyip Erdoğan’ın saldırılarına hedef oldu. İsviçre’de benzer olarak tekne ve gemilere Öcalan’ın flamaları asılarak tecride dikkat çekildi. Bu eylem de Avrupa kamuoyu açısından etkili olan eylemlerden biriydi.

 Bir diğer görsel eylemsellik ise birçok merkezde kadınlar ve çocuklar tarafından gerçekleştirilen balon eylemleriydi. Ayrıca Eylül ayında İngiltere’de bir İngiliz sendikasının Öcalan’ın özgürlüğüne adanmış festivale öncülük etmesi önemli olaylardandı.


Her yerde Öcalan’ın özgürlüğü istendi 

2017 yılında Köln’de yapılan 25’inci Kürt Kültür Festivali, Öcalan’ın özgürlüğüne adandı. Almanya’nın alanda yiyecek içecek dahi her şeyi yasaklayan ve kitleyi provoke etmeye çalışan tutumuna rağmen, Kürt halkı ve dostlarından on binlerce kişi festivalde yer aldı. Festival coşkulu geçti. Kitleyi yasaklarla terbiye etmeye çalışan Almanya’nın tutumuna karşı halk, direngen duruşu ve coşkusu ile bu yasakların beyhude çabalar olduğunun mesajını verdi. Festival boyunca Köln semalarında, Öcalan’ın resmi ile birlikte ”Freedom for Ocalan” pankartı taşıyan uçak büyük ilgi çekti. Bu eylem, daha sonraki haftalarda bazı şehirlerde de tekrar etti. Her festivalde olduğu gibi, bu festivalde taşınan binlerce Öcalan flaması ve posteri de ayrı bir renk kattı.

9 Ekim komplosunun yıldönümünde tüm Avrupa ülkelerinde merkezi yürüyüş ve mitingler yapıldı. Kadınların öncülük ettiği eylemler renkli görüntülere de sahne oldu. Kürt kadınların ulusal giysileriyle eylemlere katılması ayrı bir güzellik kattı. Ekim ayı boyunca Avrupa’daki merkezi tren istasyonlarında reklam panolarına Öcalan posterleri asıldı. 

Zürih tren garındaki dijital ekranda yansıtılan Öcalan resmi Tayyip Erdoğan’ın dikkatinden kaçmadı. Türk devletinin buna karşı İsviçre hükümetine uyarıda bulunması üzerine İsviçre, “Bizim iç işleyişimize karışamazsınız” yanıtını vererek, Türk devletinin yasakçı zihniyetine karşı çıktı. 

İsviçre’nin Bern, Zürih, Basel, Lozan, Winterthur, Solothorn ve St. Gallen şehirlerinde kadınlar öncülüğünde eş zamanlı yapılan duran kadın eylemi de dikkat çeken eylemlerdendi. Öcalan’ın fotoğrafının olduğu “For Ocalan” yazılı tişörtler giyen kadınlar, saatlerce merkez istasyon önlerinde durarak ilgi çekti. 

İtalya’da 9 Ekim komplosuna yönelik protesto eylemleri ise İtalyanlar tarafından organize edildi. Milano’da 10 bin İtalyan’ın katıldığı “Öcalan’a Özgürlük” mitinginin yanı sıra Napoli Belediyesi, komplonun yıldönümünde kentteki tüm evlere Öcalan posterleri astı. 


Aylarca süren eylemler

9 Ekim’de başlayıp 13 Kasım’da sona eren 35 günlük “Öcalan Kütüphanesi” eylemi, 8 Avrupa ülkesinde 38 şehir gezerek Öcalan’ın felsefesini Avrupalı dostlara tanıtmaya dönük entellektüel ve ideolojik bir etkinlikti. Öcalan Kütüphanesi her kentte kitlesel karşılanarak büyük ilgi gördü. Öcalan’ın Almanca, Fransızca, İngilizce kitaplarının yanı sıra hazırlanan el ilanları ve broşürler, düzenlenen panellerde ve sokaklarda dağıtıldı. Türkiye’de sosyal medyada Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın yaşamına ve sağlığına yönelik haberlerin yer almasıyla birlikte Önderliğin yaşamından endişe duyan halk, CPT’nin İmralı’yı ziyaret etmesi talebiyle Strasbourg’da süresiz oturma eylemi başladı. Eyleme yüzlerce insan katıldı. Her gün ziyaretçilerin geldiği, dostların ziyaret ettiği çadır eyleminde, yapılan paneller ve etkinliklerle Öcalan’ın tutulduğu İmralı işkence sisteminde, yaşam ve sağlığının tehdit altında olduğu vurgulandı. Çadır ve oturma eylemi süresince, CPT ve Avrupa Konseyi yetkilileriyle sayısız görüşme yapıldı. Bu görüşmelerde, İtalyan dostlar, Türkiyeli sol-sosyalist kurum temsilcileri, YNK, Goran Hareketi, Asuri-Süryani temsilcileri de Öcalan üzerindeki ağır tecride dikkat çekerek CPT ve Avrupa Konseyi’nin harekete geçmesi gerektiğini belirtti. Strasbourg polisi zaman zaman çadıra müdahale ederek eylemi provoke etmeye çalıştı. Aşırı soğuğa rağmen kadın, genç, yaşlı ve çocuklarlar eylem yerinden bir dakika dahi ayrılmadı. Polisin ısınmak için yakılan ateşi keyfi olarak söndürmesi üzerine kitle kar ve yağmura aldırmadan eyleme devam etti. 

4 Kasım’da Düsseldorf’ta gerçekleşen ”Öcalan’a ve tüm siyasi tutsaklara özgürlük” eylemi ise Alman hükümetinin keyfi tutumu, sembollere ve bayraklara yönelik yasaklamalarına rağmen gerçekleşti. 43 örgütün ortak deklarasyonu ile organize edilen Düsseldorf eylemine, Kürdistanlı örgütler, Türkiyeli sol-sosyalist yapılar, Asuri-Süryaniler, Laz, Çerkez, Êzîdî, Müslüman ve Aleviler de katıldı. Alman devletinin yasakçı politikası ve Kürtleri sindirmek isteyen tutumuna karşı kitle boyun eğmedi, Düsseldorf’ta ortak ruh ve duruş sergilendi. Polis saldırısı, iki koldan yürüyüşe geçen kitlenin belli bir güzergahta birleşmesiyle başladı. Alman polisi kadın, genç, yaşlı, çocuk demeden saldırdı. Polisin provoke etme çabaları, gaz ve coplu saldırılarına karşı kitle yekvücut olup direndi, yasak karşısında geri adım atmadı. Eylemde tek bir bayrak dahi indirilmedi. Havanın soğukluğuna aldırış etmeyen halk, miting programını akşam saatlerine kadar polis saldırısının yapıldığı caddede sürdürdü. 4 Kasım eylemi, Almanya’daki yasaklara karşı verilen en etkili yanıt oldu. 

Genel anlamda 2017 yılı boyunca gerçekleşen eylemlerin ortak noktası halkın özverisi, direnişi, moral ve coşkusu ile birlikte her koşulda Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’a sahip çıkılmasıdır. Avrupa’da yaşayan Kürtler Türk devletinin saldırıları ve ağır tecrit politikasına rağmen, Bakur’un da yükünü alarak mücadeleye ve Öcalan’a sahip çıktı.


102

YENİ ÖZGÜR POLİTİKA