JİTEM’DEN AKP’YE KİRLİ MİRAS: Hizbullah

Devlet, Kürtlere karşı AKP eliyle Hizbullah’ı tekrar sahneye sürdü. Yüzlerce üst düzey Hizbullahçı için yasa çıkarıldı ve tahliye edildi. Tahliye edilenler arasında şimdiki Hizbullah lideri Edip Gümüş de vardı.

12 Temmuz 2017 Çarşamba | Dizi

Kürt Özgürlük Hareketi’nin Botan ve Amed bölgelerinde başlattığı serhildan karşısında çaresiz duruma düşen Türk devleti, koruculardan sonra 1980’lerde küçük bir grup olarak kitap evleri etrafında örgütlenmeye çalışan Hizbullah’ı 80’li yılların ikinci yarısından itibaren devreye soktu. 

Hizbullah buna dünden razıydı. Liderleri Hüseyin Velioğlu’na göre, ‘devletin imkânlarını‘ kendi lehlerine kullanarak ‘mürted’ gördükleri ve devletin de onay verdiği Kürtleri öldürmenin dinen bir sakıncası yoktu. Bundan dolayı diğer İslami cemaatlerle sert tartışmalar yaşandı. Karşı çıkanlar derin devletin de yardımıyla ya saldırıya uğradı, ya öldürüldü, ya da bulundukları yeri terk etmeye zorlanarak tasfiye edildi. 

TBMM Araştırma Komisyonu raporlarına da yansıyan bilgilere göre; Hizbullah Batman ve Silvan’da askerlerin denetiminde eğitime tabi tutuldu.

Devletin verdiği istihbarat raporları sonrasında Kürt aydın ve yurtseverlerine yönelik saldırılar gerçekleştiren, yüzlerce kişiyi infaz eden Hizbullah hakkında, Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın uluslararası bir komplo sonucu tutuklanması ardından tasfiye kararı alındı. 

Devlete göre “PKK bitti, Kürtler sindi, maşaya gerek kalmadı” mantığı geçerliydi o dönem. Hüseyin Velioğlu’nun tasfiye edilmesi ardından Hizbullah’ın birçok yönetici, üye ve tetikçileri gözaltına alındı, tutuklandı. Artık bu kontra örgüte ihtiyaç kalmamıştı. Ancak umulanın aksine, Kürt Özgürlük Hareketi bırakın duraksamayı, daha da güçlendi ve büyüdü.  

Devlet, Kürtlerin bu özgürlük arayışından vazgeçmemesi karşısında AKP eliyle Hizbullah’ı tekrar sahneye sürdü. İlk olarak yüzlerce üst düzey Hizbullahçı için ‘uzun tutukluluk süresi’ gerekçe gösterilerek yasa çıkarıldı ve tahliye edildiler. Tahliye edilenler arasında şimdiki Hizbullah lideri Edip Gümüş de vardı.

Sadece tahliyelerle sınırlı kalınmadı yapılanlar. Hizbullah legal hale getirildi. Hizbullah’ın seçimlerde AKP’ye verdiği destek sonrasında aldığı mükâfat ise geniş bir çalışma ve propaganda alanı ile devletten kadro almak oldu. 

AKP, devlet himayesine alarak her yönüyle destek verdiği Hizbullah’ı yeniden parlatıp bir kontra güç olarak bekletiyor. Erdoğan’ın her Kürdistan’a geldiğinde sık sık “inançlı insanlarımız PKK’ye tepki göstermeli” sözü boşuna değil. 


Hizbullah’ın sahneye çıkışı

Hizbullah gibi, daha sonra ortaya çıkan birçok ılımlı, marjinal ve faşist grupların kökeni, 1980 öncesinde Milli Türk Talebe Birliği’ne dayanıyor. Bu dernek legaldi. İslami ve ırkçı her grup bu dernek çatısı altında yer alabiliyordu. Onları bir arada tutan Kürt ve sol düşmanlığıydı. Derin devletten her türlü desteği alıyorlardı.

İran’da Ayetullah Humeyni’nin yaptığı İslam devrimi, Türkiye’de bir çok marjinal grup için bir umut kaynağı olmuştu. İran’da Şii kökenli bir rejimin iktidara gelmesi, Türkiye’de şeriat isteyen Sünni kökenli gruplar için bir sorun teşkil etmiyordu. Ne de olsa kendilerine destek sunabilecek bir rejim dünya sahnesindeydi. 

İran da bunlara destek vermede sakınca görmedi. Devrimi ihraç etmede ve dışarıdan gelenlere silahlı eğitim ve lojistik hizmet sunmada tek yetkili kişi İran dış istihbarat başkanı Ali Fallahyan’dı. İran, körfez ülkeleri yanı sıra Mısır, Cezayir, Lübnan ve Türkiye’de de kültürel yayın faaliyetlerine ağırlık verdi. 

Rejim değişikliği sonrası yapılan dini, kültürel, siyasi ve ekonomik değişiklikler ve İran-Irak savaşı görüntüleri, VHS video kasetleri ile gizliden Türkiye’ye sokuluyor ve bu kasetler sayesinde marjinal gruplar propaganda çalışmalarını yürütüyordu.


İlk merkez İstanbul’du

İlk merkez İstanbul’du. Ardından, Batman ve Amed. Humeyni’nin, Ali Şeriati’nin kitapları ve İran devrimi propagandası yapan yayınlar Türkçeye çevrilerek İstanbul’da yayınlanıyordu. Daha sonra bu kitaplar, kurulan kitap evleri sayesinde Kürdistan ve Türkiye’nin muhafazakar birçok iline gönderiliyordu. 

Kürdistan’daki İslami grupların İran ile ilişkisi ise 1980 yılında başladı. Türkiye’den gelen grupların Sünni olması hiç fark etmiyordu İran için. Çünkü ortak düşman Kürtler ve laik rejim idi. 

Batman’da Milli Türk Talebe Birliği içinde çalışmalarda bulunan Hüseyin Velioğlu ve çevresindekiler, 1981 yılından sonra sık sık İran’a giderek medreseleriyle ünlü Kum kentinde silahlı ve teorik eğitim almaya başladı. Hizbullah’ın ilk yapılanmasında yer alan yüzlerce kişi Kum kentinde eğitim alarak Batman, Amed ve İstanbul’a döndü.

İran İslam devrimi sonrasında Türkiye ve Kürdistan’da İran’la ilişkiye geçen İslami grupların ilk bir araya geldikleri, fikir alış verişinde bulunulduğu yerler ise kitap evleri oldu. 

Henüz Hizbullah adının açıkça telaffuz edilmediği dönemde Fidan Güngör tarafından Amed’de Menzil, Batman’da ise İkra kitapevleri açıldı. 

Hizbullah’ın ilk gruplaşması bu döneme rastlar.


İlim-Menzil ayrışması

Batman’daki çalışmalarının ardından Amed’e yerleşen Velioğlu, Sur ilçesinde Avrupa pasajında Diyar Ltd. adlı şirketi kurdu. Şirket paravandı. 

Velioğlu bu dönemde Amed, Batman, Şırnak ve Mardin’de propaganda çalışmalarını sürdürüyordu. Ardından, Menzil kitabevine alternatif olarak 1983 yılında Amed’de Ulu Cami’nin yanında İlim kitabevini açtı.

Hizbullah’ın radikal kesimini temsil edenler Velioğlu liderliğinde İlim kitabevi bünyesinde, Menzilciler ise Fidan Güngör’ün liderliğinde Menzil kitabevi bünyesinde propaganda çalışmalarını sürdürüyordu. 

PKK’nin başlatmış olduğu silahlı mücadele karşısında bu gruplar arasında da PKK’ye bakış açısı nedeniyle yoğun tartışmalar yaşanmaya başladı. Bir yandan yıkmaya çalıştıkları laik devlet, diğer yandan da bu devlete karşı özgürlük hareketi başlatan PKK vardı. Tercihe zorlanırlarsa kimin yanında yer alacaklardı?

Fidan Güngör’ün liderliğini yaptığı Menzil grubu, laik rejime karşı Kürt halkının özgürlüğü için mücadele veren PKK’yi şimdilik karşılarına almanın küfre hizmet edeceğini, öncelikli düşmanlarının laik rejim olduğunu, laik devletle birlikte hareket etmelerinin dine aykırı olduğunu dile getiriyordu.  

Velioğlu’nun başını çektiği İlim kanadı ise devletle işbirliğinde hiçbir sakınca görmüyordu. 

Velioğlu, cemaatine verdiği vaazlarında İslami bir ayaklanma başlayıncaya kadar resmi kurum ve kuruluşlara karşı herhangi bir eylem konulmamasını, devletin yanında olduklarını bilmesini, devletin birimlerine sızılarak çalışma işleyişinin öğrenilmesini istiyordu. 

Devlet de, PKK’ye karşı kendilerine her türlü desteği vaat ediyordu zaten. Velioğlu buna dünden razıydı ve derin devletle ilişkiye girmeyi reddetmedi.

Velioğlu, Amed, Batman, Mardin, Şırnak ve ilçelerinde çalışmalara ağırlık verdi. Devletin PKK’ye karşı ilk olarak 1985 yılında Şırnak Beytüşşebap’ta Jirki aşireti üzerinden hayata geçirdiği koruculuk sistemi, daha sonra Batman’da da başlatıldı. 

Velioğlu’nun bağlı olduğu Habızbıni aşireti, Batman’da koruculuğu ilk kabul eden aşiretlerin başında geliyor. 

PKK karşısında tutunamayan devlet, her zaman sonuç almayı umduğu “din” faktörünü yeniden devreye soktu. Helikopterlerle köylere bildiriler atılıyor; PKK’nin dine karşı olduğu yalanını yayıyordu. Aynı şekilde Hizbullah tarafından da korucularla birlikte Batman, Amed, Mardin ve Şırnak’ta köyler gezilerek PKK’nin dine karşı olduğu propagandası yapılıyordu.


‘Boynunda Haç olan imam’

Şırnak’ın Silopi ilçesine bağlı Görümlü Jandarma Komando Tabur Komutanlığının üs bölgesi Kesiktepe’ye, 13 Haziran 1993 tarihinde gerillalar tarafından yapılan saldırıda ölen askerler oldu. 

Sonraki gün, Görümlü Taburu’na 200 metre uzaklıkta olan Görümlü köyünün Derecik mezrasından “PKK’ye yardım ettikleri” iddiasıyla aralarında kadınların da olduğu 10’dan fazla kişi gözaltına alındı. Aynı gün Görümlü korucularının ‘tanıyorum’ dedikleri birçok kişi serbest bırakıldı. 

Ancak köy imamı İbrahim Akıl, Hıristiyan Keldani kökenli Hamdi Şimşek ve oğlu Hikmet Şimşek ile Halit Özdemir, M.Salih Demirhan ve Şemdin Culaz’dan bir daha haber alınamadı. 

Mahkeme kayıtlarına da giren ifadelere göre, dönemin Şırnak 23. Sınır Tugay Komutanı Tuğgeneral Mete Sayar’ın emri ile 6 köylü infaz edildi. Öldürüldükten sonra köy imamı İbrahim Akıl’ın boynuna, Hıristiyan olan Hamit Şimşek’in boynundan çıkarılan haç kolye takılarak “Bunlar Ermenidir” diye cenazeleri teşhir edildi. Daha sonra cenazeler taburun arazisine gömüldü. 

Hürriyet gazetesi o tarihte “Ermeni imam öldürüldü” başlığıyla haberi manşetten verdi.


Hüseyin Velioğlu ve ‘Ermeni imam’

Jitem’in kurucusu olduğunu ileri süren emekli Albay Arif Doğan, “Jitem’i ben kurdum” adlı kitabının yayınlanması ardından katıldığı gazeteci M.Ali Birand’ın sunduğu 32. gün programında şunları anlattı: 

“Size bir olay anlatayım. Halkımızın dini bilgisi zayıf. Onları kandırıyorlar. Mesela bir imam ölü ele geçirildi. Boynunda haç bulduk. Düşünebiliyormusunuz? Ermeni biri yıllarca imamlık yapmış, kimsenin de haberi olmamış öldürülene kadar. Hüseyin ve arkadaşlarına söyledik, gidip o bölgedeki halka gerçek İslam’ın ne olduğunu anlattılar. Bu örgütün asıl yüzünü halkımıza gösterdiler.“ 

(1993’te Görümlü Jandarma Komando Tabur Komutanlığı‘nda görev yapan er Yusuf Özdemir, 2010 tarihinde Amed’de Cumhuriyet Başsavcılığına dilekçe vererek, köylülerin nasıl öldürüldüğünü, köy imamının boynuna haçın nasıl takıldığını ve öldürülenlerin gömüldükleri yeri açıkladı. Bu ifade üzerine iki yıl sonra söz konusu bölgede yapılan kazı çalışmasında 3 kişiye ait kemikler bulundu. Ancak tutuklanan olmadı. Mahkeme halen sürüyor…)


‘Çok güzel faaliyetleri vardı’

Albay Arif Doğan, Ergenekon soruşturması kapsamında İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen davada da Hüseyin Velioğlu’nu tanıdığını belirterek, “Hüseyin’e ‘4-5 kişiyle birlikte köy köy dolaşın vaazlar verin. Güneydoğu halkının dini duyguları güçlüdür’ dedim... Velioğlu köy köy dolaşıp dini eğitim veriyordu. Gercüş’te eğitim aldılar. Askeri eğitim almadılar. Vaaz vererek halkı eğitiyorlardı. Gittikleri köylerde vaaz verirken onları geçici köy korucuları korurdu. Çok güzel faaliyetleri vardı...” şeklinde ifade verdi. 

Arif Doğan, kitabında Velioğlu için şunları da eklemeyi ihmal etmedi: “Velioğlu çok dindar ve donanımlı bir kişiydi. Daha doğrusu ülkücü bir çocuktu. Velioğlu’nun kendi seçtiği adamlardan oluşan bir kadro ile faaliyetlerine başlamasına imkân verdik. Gercüş bölgesinde istihdam edilmeye başlandılar. Eğitimlerini Velioğlu veriyordu. Bu eğitim fiili değil nazariydi. Namaza da gidecekler. İcabında vaiz de olacaklar, camilerde vaaz verecekler. Biz hemen ekipleri devreye soktuk. Yetiştiler, alana ekipler halinde dağıtıldılar.“


İmamlar öldürülmeye başlandı

Hizbullahçılar, daha sonra örgütlenebilecekleri en güvenilir yer olarak camileri seçti. Camiler bu kontra örgüt için biçilmez kaftandı. Günün veya gecenin herhangi bir saatinde camide dini propaganda yapmaktan, Kur’an okumaktan, dini sohbet etmekten doğal ne olabilirdi ki?

Hizbullah, derin devletin himayesinde bunu iyi kullandı. Hizbullah’ın dinle alakasının olmadığını, bir kontra örgütlenme olduğunu ve Kürt özgürlük mücadelesi önüne çıkarılan bir piyon olduğunu kısa zamanda gören seyda, mele ve cami imamları karşı tepki göstermede gecikmedi. Bölgede birçok camide gelip Hizbullah propagandası yapan ne idüğü belirsiz bu tipler, cemaat ve imamlar tarafından camilerden kovuldu. 

En büyük propaganda, barınma ve lojistik imkân sağlayan camilerden kovulan Hizbullah, imamlara ve melelere karşı silaha sarıldı. 

İlk saldırı 1991 yılında Batman ve Silvan’da başladı. Batman’da Nur Cami imamı Resul İbak, Amediye Cami imamı Abdurahman Akyüz, Rahmet Cami imamı Talat Turhan, satırlı-sopalı saldırıya uğrayarak ağır yaralandı. 

Saldırılara rağmen Amed ve Batman’da imamlar bu kontra örgütü camilere sokmamaya devam edince bu kez bölgede imamların infaz kararı alındı. Batman, Silvan ve Amed’de 1992-95 yılları arasında 20’den fazla imam ve din adamı, cami içinde veya cami çıkışı öldürüldü. 

21 Aralık 1992 günü, Amed’de çevresinde sevilip sayılan Molla Ubeydullah Dalar, Şehitlik semtinde camiden çıkarken sopalarla dövülerek öldürüldü. Bu cinayet, diğer dini cemaatlerin Hizbullah ile arasına mesafe koymasının başlangıcı oldu.

Hizbullah, gerçek yüzlerini gören ve onları camiye almayan imamları ya öldürüyor, ya da yaralıyordu. Güç getiremediği mollalara karşı ise anti propaganda yapıyordu.  


‘Ajan olduğuna dair zerre kuşkum yok’

Mardin’in tanınmış mollalarından olan Seyyid Molla Abdulhakim, tanışıp sohbetler ettiği Velioğlu’nun gerçek niyetini gördükten sonra yakınlarına şunu söylüyordu: “Ben Velioğlu’nun hangi istihbarat servisine çalıştığını merak ediyorum, yoksa ajan olduğuna dair zerre kuşkum yok.“

Hizbullah’ın, gelebilecek tepkiler üzerine fiili bir saldırı düzenlemediği Seyyid Molla Abdulhakim, Hizbullah ile arasına mesafe koyduktan sonra defalarca gözaltına alındı. Adres değişikliğini bildirmediği iddiasıyla ruhsatlı silahına el konuldu, Midyat Cezaevi’ne atıldı. Tahliye olduktan sonra defalarca gözaltına alınıp özel ekipler tarafından sorgulandı. Sık sık gözaltılarla taciz edilen Molla Abdulhakim, elini eteğini çekerek inzivaya çekildi. Ve orada hayata gözlerini yumdu.


İlk örgütlenme Batman ve Bingöl’de

Hizbullah, 90’lı yılların başından itibaren Amed ve Batman başta olmak üzere, Mardin, Şırnak, Urfa, Van, Bingöl, Silvan, Cizre, Silopi, İdil, Nusaybin, Gercüş, Çınar, Kızıltepe il ve ilçelerinde örgütlenmeye ve ardından cinayetlere başladı. 

Batman’da Velioğlu’nun da aşireti olan Habızbıni aşiretinin Yolaç, Bingöl’ün Yamaç, Silvan’ın Susa, Amed’in Hatuni köyleri Hizbullah’ın ana merkezi konumundaydı. 

1991 yılında Batman, Amed, Silvan, Nusaybin’de başlayan satırlı-sopalı saldırılar, yerini cinayetlere bıraktı. Cami imamları ve din adamlarından sonra bu kez yurtsever insanlara yönelim oldu. 

Muhalif olan herkes hedef tahtasındaydı. Esnaf, memur, öğrenci, gazeteci, sendikacı, politikacı, imam, insan hakları savunucusu...

Cinayetler üç kişi tarafından işleniyordu. Tetikçinin yanı sıra, bir artçı ve bir gözcü mutlaka eylem yerinde bulunuyordu. İnfaz kararı verilenler uzun süre takip edilip fırsat bulunduğu anda infaz ediliyordu. 

İnfazların çoğunda devletin bilgisi vardı.

Örneğin 1992 yılında Silvan ve Kızıltepe’de cinayet işleyen Hizbullah tetikçileri halk tarafından yakalanıp linç edilmek istendi. Ancak polis onları, “gözaltına alıyoruz” diyerek halkın arasından alıp götürdüğü karakolda serbest bıraktı.


‘Zarf verilir, infaz gerçekleşirdi’

Cinayet, uyuşturucu madde kaçakçılığı gibi suçlara karışan asker, korucu ve itirafçılardan oluşan ‘Yüksekova Çetesi’ni ortaya çıkaran istihbarat astsubayı Hüseyin Oğuz, bölgede yaşanan faili meçhul cinayetler için şunları söylüyordu: “İstihbarat, hedef kişinin fotoğrafını, adresini, evden çıkış, eve giriş saatini, yol güzergahı dâhil tüm bilgileri kapalı bir zarf halinde teslim eder, ardından infaz gerçekleştirilirdi.“


Asker-polis gözetiminde eğitim

Cinayetler doruk noktasına ulaşınca, artık kemalist ve muhafazakar basın da bu cinayetleri kıyısından köşesinden sorgulamaya başladı. 

Konu TBMM gündemine getirildi ve TBMM bünyesinde Faili Meçhul Cinayetleri Araştırma Komisyonu kuruldu. Sadık Avundukluoğlu başkanlığında kurulan komisyon üyeleri bölgede 3 ay boyunca çalışma yürüttükten sonra hazırladıkları raporu kamuoyuna açıkladı. 

Raporda, 27 Temmuz 1993 tarihinde komisyonun Batman’da Emniyet Müdürü ve Vali Yardımcısının Batman’ın Gercüş ilçesine bağlı Seki, Gönüllü ve Çiçekli köylerinde Hizbullah kamplarının bulunduğunu ifade ettiklerini, bu kamplarda siyasi ve askeri eğitim verildiğini, bunun üzerine Jandarma Genel Komutanlığı’na müzakere yazıldığını, ancak adı geçen bölgede Hizbullah’a ait kamp olmadığı ve kırsalda faaliyet göstermediği yönünde kendilerine cevap verildiği belirtiliyordu.


‘Dini inancı kuvvetli vatandaşlar’

Devlet hiçbir zaman Hizbullah ile bağlantısı olduğunu kabul etmedi. Dönemin MİT Müsteşarı Teoman Koman, gazetecilerin Hizbullah hakkındaki sorularına karşılık şunları söylüyordu: “Hangi Hizbullah? Bir İran’daki Hizbullah vardır bir de PKK’nın baskılarına karşı kendini koruyan, dini inançları kuvvetli vatandaşlar.“


Cizre’de asker denetiminde

Hizbullah ile devlet arasındaki ilişki, ileriki yıllarda mahkeme tutanaklarına da yansıdı. 

Şırnak, Cizre, Silopi ve İdil’de tespit edilen 55 faili meçhul cinayetten dolayı 1 ile 9’ar kez ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası ile yargılanan Kayseri İl Jandarma Alay Komutanı Cemal Temizöz, Cizre eski Belediye Başkanı korucubaşı Kamil Atak, oğlu Tamer Atak, itirafçılar Abdülhakim Güven, Hıdır Altuğ ve Adem Yakın’ın yargılandığı davada ifade veren korucu Kökel Atak, Hizbullah’ın Cizre’de 1992 yılından itibaren faaliyetlerine başladığını, dönemin Cizre İlçe Jandarma Komutanı Yüzbaşı Cemal Temizöz’ün himayesinde örgütlendiklerini ifade ederek, “Hatta bu yıllarda komutanımız Cemal Temizöz bizi topladı. Bölgede Hizbullah örgütünün kurulduğunu, o nedenle onlarla irtibata geçmemizi, çocuklarımızı da göndermemizi tembihledi“ dedi. 

Aynı davada tanık olan eski korucu Mehmet Nuri Binzet de verdiği ifadesinde Hizbullah’ın Cizre ilçe merkezinde ve Kuştepe Köyü’nde nasıl örgütlendiğini, nasıl desteklendiğini ayrıntılı bir şekilde anlattı.

Babasının 1993 yılında öldürülmesinden önce Hizbullah lideri olarak bildiği Hüseyin Velioğlu tarafından örgütün propagandasını yapmak ve çocukları yetiştirmek için Cizre’ye iki imam gönderildiğini belirten Binzet, ifadelerinde şunları söyledi:

“İki imam, önceden nezarethane ve sorgu yeri olarak kullandığımız Cudi Mahallesi’ndeki ancak halen kimin kullandığını bilmediğim eve yerleştirildiler. Bu iki imam bu eve yerleştirildikten sonra ben ve birçok çocuk bu kişilerden din bilgisi dersleri aldık. Ayrıca Hizbullah örgütünün propagandası da bu iki imam tarafından yapılıyordu. Bu imamların isimleri Abdurrahman ve Mustafa idi. Soyadlarını bilmiyorum ve bölge halkından da değillerdi. Hizbullah ile geçici köy korucuları ve itirafçıların yakınlaşması Cizre İlçesi Kuştepe Köyü’nde bulunan PKK’lı militanların Hizbullah örgütüne saldırarak boşaltması sonrasında Hizbullah’ın bu köye yerleşmesiyle başladı. Çünkü biz de PKK ile mücadele ediyorduk. Hizbullah da PKK ile mücadele ediyordu. Bu yakınlaşma neticesinde bu iki imam Cizre’ye gönderildi. Sorgu yeri ve nezarethane olarak kullanılan bu yerleri gösterebilirim.“


Komutan: Hizbullah’ı duyduk

Aynı dava kapsamında 30 Nisan 2009 ‘da Diyarbakır Cumhuriyet Savcısı Ergün Tokgöz huzurunda ‘tanık’ sıfatıyla ifade veren dönemin Cizre Merkez Jandarma Komutanı Ahmet Öznalbant ise Cizre’de Hizbullah örgütlenmesi olduğunu belirterek, şunları söyledi: “Kuştepe köyü 1993 yılının sonundan itibaren boşaldı. Bu dönemden sonra burada Hizbullahçıların geldiğine dair duyumumuz oldu. Ama bizzat gidip görmedik.”


Sonun başlangıcı

TBMM Araştırma Komisyonu raporları ve medyanın da bölgede işlenen faili meçhulleri sık sık gündeme getirerek Hizbullah’ın derin bağlantılarını işlemesi ardından, özellikle 1995 yılından sonra Hizbullah militanları cinayet olaylarında suç üstü yapıldıklarında yakalanıyor, tutuklanıyordu. İran’da 1997 yılında Cumhurbaşkanı seçilen ılımlı Muhammed Hatemi’nin iktidara gelmesinden sonra, İran rejiminin devrim ihracına kısıtlamalar getirildi ve marjinal gruplarla ilişkiler kesildi. Bunlar arasında Hüseyin Velioğlu da vardı. 


Tüm hareketler kayıt altında

1995 yılından sonra Hizbullah artık açık açık cinayet işleyemiyordu. Derin devlet tarafından Hizbullah’a verilen destek lokal düzeye indirildi. Ancak ilişki, lojistik ve istihbarat destek sürüyordu. Her şey karşılıklıydı…

Devlet Hizbullah’ın tüm hareketlerini Jitem ve Emniyet İstihbarat Dairesi aracılığı ile kayıt altına alıyordu.

Bölgede rahatça cinayet işleyen, fidye karşılığı adam kaçıran Hizbullah’ın manevra alanı daralıyordu artık. 

Hizbullah da, bu dönemden itibaren yurtsever kesimin yanı sıra, devlet içinde de istihbarat toplamaya başladı. Muhbir ve MİT olduklarından kuşkulandıkları birden fazla kişiyi sorgulayıp öldürdü.


YARIN:

* Beykoz Operasyonu

* Hizbullah sivilleşiyor

* Yasin Börü cinayeti

* Kutlu Doğum Haftası

* Hizbullah’a AKP’den kadro!


ROJHAT ENGİN/ANF / HABER MERKEZİ



2247

YENİ ÖZGÜR POLİTİKA