Seçimler yaklaştı, sopalar havada

esonzamanci@gmail.com | 14 Eylül 2017 Perşembe

ELİF SONZAMANCI

Almanya Gündemi


Almanya’da 24 Eylül’de yapılacak genel seçimlere sayılı günler kaldı. Partiler seçim çalışmalarına hararetli bir şekilde devam ederken, seçim sonuçlarının rengi de aslında giderek netleşmeye başlıyor. Insa Meinungstrend şirketi tarafından yapılan aktüel bir istatistiğe göre oy oran tahminleri; Hıristiyan Birlik Partileri CDU/CSU yüzde 36.5, istatistiklerde belli zaman aralıklarında yükselse de puan kaybeden Schulz’un partisi SPD yüzde 23.5, Mart ayından bu yana en yüksek orana ulaşan aşırı sağcı parti AfD yüzde 11, Sol Parti 10.5, FDP yüzde 9, Yeşiller ise yüzde 6 dolaylarında. 

Benzer istatistiklerde de oranlar aşağı yukarı aynı. 

Bu dönemki genel seçim oylamasına önemli etkisi olan temaların başında mülteci sorunu ve Almanya’nın Türkiye ile ilişkileri geliyor. Nitekim siyasetçilerin seçmenleri kazanmak için sunduğu argümanların temel öğelerini de bu iki önemli sorun oluşturuyor. Erdoğan’a olan tutumda belirleyici faktörler arasında. Öyle ki Erdoğan Almanya seçimlerine de kendi yöntemleri ile müdahil olmayı sürdürüyor. Bir taraftan Alman Demokratlar Birliği (ADD) afişlerinde sempati kazanmayı beklerken, diğer taraftan 24 Eylül'deki seçimlerde "Türkiye'ye saygısızlık yapan siyasi partilere oy vermeme" çağrısı yaparak, seçimi boykot etmelerini istiyor. Almanya’da Erdoğan’ın seslendiği kitle seçime etkisi büyük olan bir kitle değil. Üstelik Türkiye’dekinin aksine daha sola eğilimli partilere oy veren bir tabandan bahsediyoruz. Her ne kadar seçimlere büyük etkisi olmasa da böyle bir çağrı hükümet ve muhalefet tarafından sıcak karşılanmıyor. Türkiye’den sürpriz (!) açıklamalara ise son hız devam. 

Zira Türkiye’deki insan hakları ihlallerine karşı dile getirilen en küçük bir tepkiye karşılık Erdoğan silahlarını kuşanarak bohçasında ne varsa ortaya seriyor. Türkiye’nin son çıkışı da Almanya’ya seyahat uyarısı. Birçok siyasetçi tarafından “kötü bir şaka” olarak yorumlanan seyahat uyarısında, "Almanya'da siyasi liderlerin seçim kampanyalarını Türkiye karşıtlığı ve Türkiye'nin AB üyeliğini engelleme temelleri üzerine kurduğu, Almanya'da siyasi atmosferin bir süredir giderek artan şekilde aşırı sağ ve hatta ırkçı söylemin etkisi altında bulunduğu, Almanya'da Şansölye adayı bir parti liderinin açıkça ırkçı unsurlar içeren beyanları karşısında Alman makamlarınca herhangi bir tedbir alınmaması endişe ve ibret verici olduğu belirtildi. Metine bugüne kadar vuku bulmuş gelişmeler ve Erdoğan’ın açıklamaları bütünlüğünde baktığımızda, Dışişleri Bakanlığı tarafından yapılan açıklama “espri” kategorisine bile yerleşemeyecek bir mahiyet taşıyor. Nitekim söz konusu açıklamaya yönelik Merkel, “Bizim ülkemizde hiçbir gazeteci tutuklanmıyor, hiçbir gazeteci gözaltına alınmıyor“ cevabını verdi.

Seçim propagandaları televizyonlarda da son hız devam ediyor. Geçtiğimiz günlerde iki büyük partinin başkanları Merkel ve Schulz genel seçimler öncesi televizyon düellosunda soruları yanıtladı. Programda birçok seçmen ağırlığı Almanya’nın sosyal ve ekonomik iç sorunlarına verilmesini beklerken, ağırlıklı tartışılan konu yine mülteci sorunu ve Türkiye ile ilişkiler oldu. Öyle ki Schulz önceki gün Merkel’e bir mektup yazarak ikinci bir televizyon düellosuna davet etti. Böylece Almanya’nın iç sorunlarının daha fazla tartışma olasılığı olacaktı. 

Almanya’nın dış sorunlarının, iç sorunlarının önüne geçtiği bir seçim atmosferinde önemli oranda kararsız bir kitle de bulunuyor. Türkiye ile gerilen ilişkiler ve hükümetin tavrı, özellikle kararsız seçmenleri etkileyen temalar arasında. 

Federal Meclis Dışişleri Komisyonu Başkanı Hıristiyan Demokrat Birlik (CDU) Partili Norbert Röttgen gerginliğin temel argümanlarından biri olan Türkiye’nin tartışmalı AB üyeliği hakkında yaptığı açıklamada, “Cumhurbaşkanı Erdoğan ile değerler konusunda bir ortaklık yok, Ankara ile sadece çıkarlara dayalı bir işbirliği olabilir" açıklamasında bulundu. Zaten temel problemi yaratan argümanlar bu temada ortaklaşmıyor mu? Zira her iki ülkenin çıkar meselesi, çıkarları çerçevesinde atılan adımlar insan hakları meselesini bir basamak aşağılara çekiyor. Öyle ki, Türkiye-Almanya ilişkileri gergin devam ederken, iki ülke çıkarlarını belirleyen temel faktör ticaret ilişkileri de aynı hızla devam ediyor. 

Nitekim Yeşiller’in verdiği bir soru önergesinde Almanya’nın 2017 yılının ilk 8 ayında 25 Milyon Euro değerinde silahı Türkiye’ye sattığı ortaya çıktı. Yine şirketlerin yatırımları devam ediyor. Merkel açıklamasında Türkiye'ye yönelik tüm silah ihracatını sonlandıramayacaklarını, Türkiye’nin bir NATO partneri olduğunun unutulmaması gerektiğini ifade etti. Oysa Türkiye’ye satılan silahların nerelerde kullanıldığı defalarca yazılıp çizildi. 

Devam eden ticari ilişkilere rağmen Almanya’nın Türkiye ile ilgili yeni bir rota çizmek istediği aşikar. Fakat bu rotanın Türkiye’nin insan hakları sorunsalı endeksli olmadığı da bir o kadar bariz. Erdoğan gerilimi bir süre daha devam edecek. Seçim arifesinde sopalar havada dolaşıyor. Fakat ilişkilerin bir bütünü ile kopmasını umut etmek de sadece fukara tesellisi olabilir. 



730
YENİ ÖZGÜR POLİTİKA

Yazarın Tüm Yazıları: