Sessizliğimizin meşrulaştırdığı devlet cinayetleri

11 Mayıs 2017 Perşembe

FAYSAL SARIYILDIZ


“Buraya bakın, burada, 

bu kara mermerin altında

Bir teneffüs daha yaşasaydı,

Tabiattan tahtaya kalkacak 

bir çocuk gömülüdür

Devlet dersinde öldürülmüştür.” 

Ece Ayhan


Ece Ayhan’a bu dizileri yazdıran ‘Devlet dersinde’ katledilen çocukların 76’sı son on yıl içinde Şırnak ve ilçelerinde devlet güçleri tarafından katledildi. Faili devlet olan bu çocuk kıyımında katillerin kim olduğu hep gizlendi, katliam da rutin ve gerekli bir uygulama olarak sunuldu; kimliği belirlenen katillerin hiçbiri de ceza almadı. Fakat bütün bu kıyımın içinde en vahim ve insanı kahreden durumlardan biri Silopi’de katledilen Furkan ve Muhammet kardeşlerin ölümü karşısındaki bu kabullenmişlik ve bu derin sessizlik! 

Zorba israil devleti tarafından katledilen filistinli bir çocuğu, yıllarca devşirme aracı olarak kullanmaktan geri kalmayan mevcut iktidarın tepesindeki zatın talimatıyla Kürdistan seferine gönderilen ve her türlü barbarlıktan muaf tutulan eli kanlı-silahlı güruh, durmadan çocuklarımızı öldürerek insanlık suçu işlemekte, halkımıza dünyanın en büyük acılarını yaşatmakta. Uykularındayken, polisin panzerle girdiği odalarında ezilerek ölen Furkan ve Muhammet'in parçalanmış bedenlerine ulaşmaya çalışan annelerine de silah çekilebilmekte.

Çok geçmişe gitmeden Referandum sürecinden bu yana gözlerimizin önünde devlet güçlerince işlenen cinayetlere bakalım;

Amed Newroz’unda polis tarafından kurşunlanarak katledilen Kemal Kurkut,

Gazi mahallesinde araç durmadı gerekçesiyle polisin uzun namlulu silahlarla yakın mesafeden ateş ederek öldürdüğü 18 yaşındaki Barış Kerem ve 17 yaşındaki Oğuzhan Erkul,

Silopi’de gece yarısı polisin panzerle evlerine girmesiyle üzerlerine yıkılan duvarın altında kalarak öldürülen 6 yaşındaki Furkan ve 7 yaşındaki Muhammed kardeşler, 

Küçükçekmece’de ev baskını sırasında polisler tarafından öldürülen ve önce ’üst düzey yönetici’ sonra ‘tesadüfen oldu’ denilen 18 yaşındaki Sıla Abalay,

Batman Gercüş’ün Aynkef beldesinde bir korucunun gece yarısı 14 ve 16 yaşlarındaki 2 çocuğu devletin vermiş olduğu silahla ağır yaralaması.

Devletin en kirli ideolojik aygıtlarından birine dönüşmüş olan medya kuruluşları, devlet tarafından işlenen çocuk cinayetleri söz konusu olduğu zaman dahi yandaşlıkta yarışmaktan geç kalmadılar. Devlete ve onun çocuk katili kolluk kuvvetlerine en ufak bir eleştiriyi ima etmeyi bırakın, bu suçu aklamak adına işlenen cinayetleri münferit olaymış gibi çocukları “masum/kurban” yaptılar ya da 18 yaşındaki bir gençten ‘örgütün en üst düzey yöneticisi’ diye bahsederek “şeytanlaştırarak” sundular. Ortada bir fail yokmuşçasına öldürülen bedenleri ‘öldü’ diyerek sunmaktan hiç çekinmediler. Yandaş medya  “ölmek” ve “öldürmek” arasındaki ayrımı bilmeyecek kadar aptal değil ama çarpıtacak kadar alçalmıştır artık.

Devletin cinayetlerini aklayan ve ortak olan tek aygıtı medya değil elbette. Devletin bir ildeki en üst düzey temsili olan valisi, Silopi’de katledilen Furkan ve Muhammed kardeşlerin faillerine dair hiçbir açıklama yapmazken bu cinayeti ‘kader’ olarak tanımlamaktan da çekinmiyor. Aynı valilik, yaralı çocuklarımızı panzerlerle sürükleyip öldüren, insanlarımızı bodrumlarda diri diri yakan, sokak ortadında katledilen kadınların çıplak bedenini teşhir eden polisleri de aklayan bir kurum.

Hiçbir dönem olmadığı kadar iktidarın hizmetine giren, kararlarıyla bütün insani değerleri ataklar altına alan ve katil devleti aklama mekanizmasına dönüşen yargının da 10 yılda 76 çocuğun faillerinin korunmasında ve cezasız kalmasında oynadığı rol onu da bu cinayetlerin ortağı yapmaktadır. Hükümet ise referandum sürecinden bu yana işlenen cinayetlere dair hiçbir açıklamada bulunmayarak bu cinayetlerin sorumlusu ve azmettiricisidir. Çünkü devlet dersinde öldürülen çocuklarla ilgili haber puntosunu yazan parmak ile tetiği çeken parmak bu ülkede hep aynı elin parmaklarıydı!

Failsiz ve bir kişinin işlediği münferit kazalar gibi yansıtılan bu cinayetler, kesinlikle bir kişinin değil devlet ve aygıtlarının kolektif şiddetinin en kanlı sonucudur ve tepeden tırnağa politiktir. 

Peki toplumun bir parçası olan bizler bu kolektif şiddetinin neresinde duruyoruz? Gözlerimizin önünde yakın bir zamanda art arda işlenen bu cinayetlere bu denli sessizlik neden? İnsani bir değer olan adalet arayışımızı ve ona erişmek için verdiğimiz mücadeleyi ne zaman yitirdik? Ankara Garı Katliamından sonra bir duvara yazılan yazıda ‘bizi bombalar değil sizin sessizliğiniz öldürdü’ serzenişi bu gün Silopi sokaklarında iki çocuğun sesinde yankılanmaktadır. 

Gözlerimizin önünde işlenen cinayetlerin ‘meşruluğu’ sessizliğimizde yatıyor. Kürt çocuklarının ölümü karşısındaki sessizlik, toplumun ahlaki erozyonu ve yıkımını beraberinde getirir.




1436
YENİ ÖZGÜR POLİTİKA

Yazarın Tüm Yazıları: