Çakas: Suçlanan Kürtlüktür

Yurt Dışı Haberleri —

Mehmet Çakas

Mehmet Çakas

  • Almanya'nın Hannover kentinde bir yılı aşkın süredir tutuklu bulunan Kürt siyasetçi Mehmet Çakas savunmasını yaptı. Mahkeme 10 Nisan'da Çakas hakkında nihai kararını açıklayacak.
  • Son savunmasını yapan Çakas, asıl suçlananın Kürt Özgürlük Hareketi olduğuna dikkat çekerek, Kürt ulusunun neredeyse tüm ulusal demokratik hak talepleri; inkarcı ve yok sayıcı terör yaftasına sıkıştırılıyor. Daha adil ve tarafsız bir tutum bekliyoruz” dedi.

REWŞAN DENİZ / CELLE

Celle Yüksek Bölge Mahkemesi, Kürt siyasetçi Mehmet Çakas’ı Kurdistan İşçi Partisi'ne (PKK) üye olmaktan yargılıyor. Almanya’nın Celle kentinde görülen son duruşmada yazılı savunma veren Çakas’ın için karar 10 Nisan'da açıklanacak. 43 sayfalık son savunmasında tekrar Alman adli makamlarının kendisine yönelttiği her hangi bir suç sayılacak fiil olmadığına dikkat çeken siyasetçi Çakas; “İddianame benim Almanya'da yasadışı davranıp davranmamış olmamdan ziyade, Kürt Hareketi’ne odaklanıyor. Suçlanan ben değil, Modern Kürt Hareketi’dir” dedi.

Almanya'nın isteği üzerine siyasi faaliyetleri nedeniyle İtalya'da tutuklanan, daha sonra Almanya'ya teslim edilen ve 129/b maddesinden yargılanan Çakas, Kürtlerin meşru müdafaa hakkına ve devletler tarafından oluşturulan ‘terör yaftasına’ dikkat çekti. Çakas, suçlandığı iddianamenin bazı muğlak ifadelere, kime ait olduğu belli olmayan telefon kayıtlarına dayandığını ve bu kayıtların önyargılı yorumlandığını belirtti.

Kürt Hareketi yargılanıyor!

Hakkında hazırlanan iddianamelerde Kürt Özgürlük Hareketi’nin suç sayılması nedeniyle kendilerinin de suçlu gösterildiğinin altını çizen Çakas, hakikatin bunun tam tersi olduğunu vurguladı. Çakas şöyle devam etti: “İddianame benim Almanya'da yasadışı davranıp davranmamış olmamdan ziyade, Kürt Hareketi’ne odaklanıyor. Suçlanan ben değil, Modern Kürt Hareketi’dir. Kürt Hareketi’ne yakıştırılan, ahlaki ve hukuki olmaktan ziyade, ekonomik-politik nedenlere dayanan ‘terör yaftası’ nedeniyle milyonlarca masum Kürt gibi ben de terörle suçlanıyorum. Bu nedenledir ki, kendimi savunabilmemin tek yolu, yüzyıldır varlığı tartışma konusu yapılan halkımı ve halkımın kendini savunma hakkını, savunmaktır. Zaten öz itibari ile yargılanmama sebep olan sorun da tam olarak buradan kaynaklanmaktadır: Kendini savunabilmek ya da kendini savunamamak!”

Meşruluk yasalardan alınmaz!

Çakas, tarihi referanslara dikkat çekerek, Kürt sorunun esas olarak Kürtlerin ulus olarak inkar edilip yasadışına itilmeleri sonucu oluştuğunu söyledi. Çakas, “Yüzyıl önce bölgenin politik-hukuki statüsü belirlenirken, ulus olarak yasal bir statü tanınmayan Kürtleri, inkarcı yasalara göre değerlendirmek, traji-komik bir durumdur. Tüm halklar gibi Kürtler de kendilerini savunma hakkının meşruluğunu egemen devletlerin toplum mühendisliği ile yazdığı yasalardan değil, tarihten ve insanlığın gelişimine yaptıkları katkılardan alırlar. Bir halkın varlığını koruma savaşının, isyanının meşruluğu tartışılabilir ama yasal olup olmadığının tartışılması saçmadır. İç savaşın, savunma direnişinin meşruluğu tartışılırken yasallık referans alınamaz” diye konuştu.

 

 

Özsavunma en temel hayati kuraldır

Kürt Özgürlük Hareketi’nin "meşru müdafaa" hakkını diğer topluluklara kıyaslayarak, geniş bir şekilde açıklayan Çakas şöyle konuştu: “Tarihsel ve sosyal bir gerçeklik olarak, dağa ve aşirete dayalı yaşam, biz Kürtler için zorunlu öz-savunma ihtiyacından dolayı kalıcı bir hal arz etmiştir.  Acımasız Asur İmparatorluğu’ndan IŞİD'e kadar, tüm istila, işgal durumları bizlere sunu göstermiştir ki, Orta Doğu’da tartışılmaz olan bir temel hayati kural vardır: Özsavunmasını öz gücüne dayanarak yapamayanlar yok olmaya mahkumdurlar. Kürtlerin, diğer tüm halklar gibi, kendilerini savunma ve özgürlüklerini sağlama hakları vardır. Bu hak birçok evrensel hukuk antlaşmasında da yazılıdır. Kendi kaderlerini tayin etme hakları tanınmayan Kürtlerin yüzyıldır uğradıkları inkar ve imha saldırılarına karşı özsavunma yapmaları neden terörizm sayılsın?”

Sihirli kamuflaj terör

Kürt sorununun demokratik ve siyasal çözümü önündeki en büyük ve tıkayıcı engelin Kürt Özgürlük Hareketi’ne yapıştırılan ‘terör yaftası’ olduğuna dikkat çeken Çakas, bu ‘yaftanın’ aynı zamanda ne kadar kirli ve kanlı çıkar ilişkisi varsa hepsinin üzerini örten sihirli bir kamuflaj olduğunu belirtti. Çakas savunmasının devamında, “Terör, kullanım değeri yüksek olan politik ve hukuki bir sopa haline getirilince, herkes bu sihirli yaftadan kendi çıkarları oranında yararlanmaya başladı. Kuskusuz bundan en fazla yararlanan devlet Erdoğan’ın Türkiyesidir. Kürtleri terörist olmakla yargılayan Avrupa devletleri, öte yandan, ‘Kuzey Doğu Suriye'nin tüm alt ve üst yapısını hedefleyeceğiz’ diyen ve hemen sonrasında dediğini yaparak, Rojava’yı bombalayan, kadınlar ve çocuklar dahil, onlarca sivili dünyanın gözü önünde öldüren ve yaptıklarını kameralar karsısında üstlenen Türk Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Avrupa başkentlerinde; törenlerle karşılanıp özenle ağırlanabiliyor” dedi.

Suikast kumpası

Çakas, Amerika ve AB’nin Kürt hareketinin demokratik çözüm arayışına dönük tutumuna ve ‘terör’ kavramıyla ilişkisine de değinerek, “Kürt Hareketi ve Türk devleti arasında yaşanan çatışmalı durum ilk on yılında Avrupa toplumunda ve kısmen devletlerinde çoğunlukla bir iç savaş olarak görülüyordu ve Türk devletinin Kürt halkına dönük faşist uygulamalarına karşı da önemli itirazlar vardı. İsveç Başbakanı Olaf Palme karanlık bir suikast sonucu öldürüldü. Kürt halkına ve mücadelesine sempatisini açıkça belirten Palme; Kürtler tarafından da sevilen ender Batı liderlerinden biriydi. İsveç’teki kimi Kürtler üzerinden bu karanlık suikast Kürt hareketine mal edilerek ‘terör yaftasına’ zemin yaratılmak istendi. Türk devleti için de Kürt hareketini tüm dünyaya kötüleyip hedef haline getirmek ve kendi kanlı saldırılarını meşrulaştırmak için de terör kavramı ideal bir yaftaydı. Bu süreçte, ABD ve Almanya’nın etkili baskısı sonucu Kürt Hareketi giderek kriminal bir yapı olarak gösterilip yasadışına itildi.”

Kürt meselesi daha da ağırlaştı

Savunmasında, 30’uncu yılını geride bırakan PKK yasağına ilişkin de konuşan Çakas, “Dönemin İçişleri Bakanı Manfred Kanther tarafından hazırlanıp sunulan bir kararname ile Kürt Hareketi Almanya'daki ‘zararlı’ faaliyetlerinden ötürü yasaklandı. 26 Kasım 1993’te ise Almanya’nın aldığı bu yasaklama kararı Kürt Özgürlük Hareketi'nin Avrupa'da kriminalize edilmesinin başlangıcı oldu. Bu talihsiz yasaklama kararı sadece Kürt hareketini değil Türk devletinin soykırım saldırılarına karşı çıkan Almanya’daki tüm Kürtleri ve Kürt kurumlarını da ağır bir itham altında bıraktı. Bu karar ve ardından atılan güvenlikçi adımların, Avrupa'da yaşayan tüm Kürtler açısından yol açtığı olumsuz sonuçlar zannedildiğinden çok daha fazladır. AB’nin de Kürt Hareketi’ni kendi terör listesine alarak tümden dıştalayıp yasadışına itmesiyle, Kürt meselesi daha da ağırlaştı. Bu Kürtler için yüzyıl önce 1923’te Lozan Antlaşması’nda yok sayılmalarına eş değer bir hakarettir. Nasıl ki Lozan Antlaşması ile Kürtler yok sayılarak imhalarının önü açılmışsa, bu yafta da Kurdistan’ı egemenliği altında bulunduran egemen devletlere ‘Kürtleri yok edebilirsin’ demiştir.”

Suçlamalar hukuki değil

Kendisinin de yargılandığı 129b maddesinin, bahsettiği tarihsel gelişmelerin bir ürünü olarak Kürt kişi ve kurumlara karşı kullanıldığına dikkat çeken Çakas, “Avrupa devletlerinden özellikle Almanya’dan daha adil ve tarafsız bir tutum bekliyoruz. Bekliyoruz çünkü hukukları, anayasaları ve her fırsatta dillendirdikleri demokratik değerleri bunu gerektiriyor. Asıl suçlular rahat ve serbestken bizler suçlanmakta, yargılanmakta ve de kendimizi savunmak durumunda kalmaktayız.Toplumsal ve tarihsel realiteye dayanmayan, devletlerin ekonomik-politik çıkarları ve hesaplarına göre tanımlanıp belirlenen suçlamalar hakkaniyetli olmadığı gibi hukuki de değildir. Mahkemeler, hükümetlerin politik kararlarına tabi olmamalıdır” dedi.

Çıkan sonuç önemli

Çakas savunmasını şöyle tamamladı: Alman toplumun önemli bir bileşeni olacak olan Kürtlerin, Alman güvenlik birimleri ve polis teşkilatı ile böyle karşı karşıya getirilmesini, bundan hukuksal, ekonomik ve sosyal olarak büyük zarar gören Alman toplumu da sorgulamalıdır. Lehime olması gereken, lehime olacağına inandığım karar, sadece benim açımdan değil, Almanya’da yasayan ve bu toplumun bir parçası olarak, maruz kaldıkları kriminalizasyon politikalarından kurtularak, kendi değerleri ve öz kurumları temelinde onurlu olarak Almanya toplumuna entegre olmak isteyen tüm Kürtler için de küçük ama önemli bir adım olacaktır.”

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2024 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.