‘Kerametimiz için direneceğiz!’

Ölmek korkutmuyor. Ölmek değil, köle gibi yaşamak korkutuyor. Yoksa bir ananın çocuğunu toprağa verirken kulakları sağır eden zılgıtlarını nasıl izah edebiliriz ki “Ben evsiz, çocuksuz da yaşarım ama ülkesiz ve kerametsiz yaşayamam” diyen analarla dolu Efrîn sokakları…

12 Şubat 2018 Pazartesi | Toplum-Yaşam


Doğru zamanda, doğru yerde olmanın vermiş olduğu huzur ve gönül rahatlığı ile Efrîn sokaklarını adımlarken ayağımı yerden kesecek ve ruhumu atmosferden koparacak her şeye karşı olduğumu fark ediyorum. Arabaya binmeye karşı, kapalı bir mekâna girmeye karşı… Direnişin türküleştiği bir yerde olmanın insanda yaratığı bir efsun var, insan hiçbir şeyi kaçırmak istemiyor, her özgür soluktan pay almak istiyor ve sanırsam sende ne varsa adamaya hazır hale geliyorsun. Bu güzel insanların içinde olmak gerek, onları hissetmek gerek, diyorsun. Bütün vahşi yönelimlere karşın bırakıp gitmedikleri bu güzelim toprakları adım adım arşınlamak gerek diyorsun kendi kendine… 

Ve Efrîn Sadece bir zeytin cenneti değil, ilmek ilmek işlenen, her karış toprağına insan eli değmiş, bir emek memleketidir. Belki de bu yüzden insanlar işgalci Türk devletinin ve çetelerinin zulmüne karşı bu kadar erdemlice direniyor. Efrîn’in 7 ilçesi ve 365 köyü sanki sözleşmişler gibi aynı sözleri söylüyor. “Kerametimiz için direneceğiz” Efrîn de “Keramet” sözcüğü çok söylenen bir sözcük. “Keramet” insani erdemlere, toprak sevgisine, toplumsal akıl ve ahlaka tekabül ediyor buralarda. Bu sözcüğün gerçek anlamı sorgulanmaz, sadece toplumun bu sözcüğe yüklediği anlama inanılır. Bu hayatta kendine yer bulmuş en değerli sözcüklerden biridir keramet... Ve bu sözcükten hiçbir şey anlamayan işgalci Türk devleti Efrîn’i işgal etmeye çalışıyor. Dünya’nın kapitalist ilişkilerine batmış devletleri ise bu ironi karşısında sadece sırıtıyor, ruh hastası Recep Tayyip Erdoğan’ın Efrîn’de işlediği bütün insani suçları bir aksiyon filmini izler gibi izliyor, çünkü bugün dengeler bunu buyuruyor! Yarını düşünmekte bir keramettir oysa… 

 Sokaklar demiştik, sokaklar, toplumun inancını, değer yargılarını, tedirginliğini ele veren mekânlar... Efrîn sokaklarında yürürken annelerin çocuklarına oyuncak aldığını, evinin bir köşesini süslemek için biblolar aldığını görmek beni çok duygulandırıyor. Her gün tank ve top seslerinin duyulduğu, uçakların şehre bomba yağdırdığı bir zamanda oyuncak almanın nasıl ele alınması gerektiğini çözemiyorum önce, sorsam ürkütürüm diye sormuyorum. Ama sonradan anlıyorum ki ancak böyle bir şeyi insana güven duygusu yaptırır. Efrîn halkı, hem kendine hem de savaş cephesinde kıyasıya dövüşen çocuklarına güveniyor. Bu güven duygusu o kadar güçlü ki bedel vermek yıldırmıyor. Bedel vermekten kaçmanın utanç verici bir yılgınlığa sebep olacağını herkes peşinen biliyor. Ölmek korkutmuyor. Ölmek değil, köle gibi yaşamak korkutuyor. Yoksa bir ananın çocuğunu toprağa verirken kulakları sağır eden zılgıtlarını nasıl izah edebiliriz ki “Ben evsiz, çocuksuz da yaşarım ama ülkesiz ve kerametsiz yaşayamam” diyen analarla dolu Efrîn sokakları… 



Güvenmenin tanrısal tesiri bir güvercinin gagasına iliştirilmiş zeytin dalı gibi yürekten yüreğe dolaşıyor. Bu güvercin çok yakında dünyanın umursamaz dallarına da konacak ama dünya o zaman güvercinin zeytin dalına çok geç kalmış olacak… Çünkü zeytin dalı insanlık tarihinde ilk kez bu kadar kirletilmeye çalışıldı… Ve kanımca zeytin dalı şu an umursamaz dünyaya küsmüş durumda. 

20 günü aşan ve şimdiden ‘Çağın Direnişi’ olarak adlandırılan Efrîn direnişi henüz ne dost ne de düşman tarafından doğru anlaşılmış değil. Öyle ki Recep Tayip Erdoğan’ın yıllardır kendi zihniyeti ile terbiye ettiği, insani duygulardan boşalttığı katil sürüsü cihatçı guruplara Efrîn’i ganimet diye peşkeş çekmesi de henüz tüm yönleri ile anlaşılmamıştır. Türk devleti tüm Efrîn halkını öldürmeyi ve yerlerine Suriye göçmenleri dediği çetelerini yerleştirmeyi aklına koymuş. Bu asla gerçekleşmeyecek bir düş olarak kalacak, Efrîn’in direnişçi ruhu bunu insana söyletiyor. Ama önemli olan söylemek değil, eylemektir, eylemi bütün dünyaya yaymaktır, Efrîn’i yalnız bırakmamaktır. Doğru gündem belirlemektir. Türk devletinin terörist gayeleri yerine, tavuk çalan çeteler maskara konusu olup gündem yapılmaktadır mesela. Kimse Kilis’te özel olarak açılan pazarda Efrîn köylerinden ganimet diye alınan onlarca traktör, tonlarca zeytinyağı ve sınır köylerinden alınan Efrîn’lilerin eşyalarının satılığa çıkarıldığını konuşmamaktadır. Bu talancılığı ifşa etme, soykırım karşısında tek yürek olma konusunda zayıf kalınmaktadır. Direnişi alkışlamak yetmiyor, direnişe katılmak gerekiyor. Yüzbinlerce insanın evine, köyüne aralıksız olarak tank, havan, obüs topları değdiğinde ve yüzlerce insan yaralanıp can verdiğinde seyirci kalmak dostun işi değildir. 

Bu yazıyı kaleme aldığım şu anlarda camide ezan okunuyor ve aynı zamanda sözde Müslüman Türk devletinin savaş uçakları Efrîn şehir merkezi çevresini bombalıyor... Çocukların çığlıkları kulakları sağır edecek düzeyde. Ve doğal olan, normal olan, insani olan çocukların yaptığıdır. 

Doğal olmayan dünyadır. Anormal olan yaşlı, çocuk, kadın ayrımı yapmaksızın bir halka karşı soykırım amaçlı savaş yürütmektir. İnsani olmayan bütün dünyanın gözü önünde katliam yapmaktır. Ve bilinsin isterim ki; şu an Efrîn, bütün insanlık adına bir direniş destanına imza atıyor!


1169

YENİ ÖZGÜR POLİTİKA