Karayılan: Cevap böyle verilir

PKK Merkez Komite Üyesi Murat Karayılan, Türk ordusunun Botan, Serhad ve Tendürek’teki operasyonlarında büyük hezimete uğradıklarını söyledi ve ekledi: ‘’Amed eylemi ile aslında gerilla büyük bir cevap da verdi. Türk İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, 120 polisini orada kaybetti. İşte cevap böyle verilir.’’

05 Eylül 2017 Salı | Dizi

Türk Özel Savaş - 2


Türk Özel savaş rejiminin Kürt Özgürlük Hareketi’ni ‘bitireceğiz politikası’ 2000’li yıllar ve AKP iktidarı ile daha tehlikeli bir hal aldı. Özel savaş, AKP hükümeti tarafından farklı bölümleri olan stratejik bir proje olarak uygulandı. Kimi zaman “Kürt sorunu benim sorunumdur” çıkışlarıyla, kimi zaman ise Sri Lanka modeli ile soykırım tehditlerine tanık olduk. 1984’te Kenan Evren, 72 saat de “bitireceğiz” derken, 2017’de Erdoğan rejimi adına konuşan Süleyman Soylu, ‘bahara kadar bitireceğiz’ dedi. KCK ve PKK yöneticileri AKP’nin Kürt Özgürlük Hareketi’ne yönelik politikalarını değerlendirdiler.


NATO destekli operasyon

PKK Merkez Komite Üyesi Murat Karayılan, Türk özel savaş rejiminin temel meselesinin ‘’PKK’yi doğru okuyamamaktan’’ kaynaklı olduğunu belirtiyor.

Karayılan 2000’li yıllarda PKK’ye yönelik NATO destekli Türkiye’nin politikalarını şöyle değerlendirdi:

‘’Demirel ve Tansu Çiler, NATO’dan büyük destek almışlardı. NATO Ortadoğu’daki duruşumuzdan endişe duyuyordu. Hareketin tasfiyesi için gereken onay alınmıştı. O yüzden Tansu Çiler, “ha bitti ha bitecek!” dedi, fakat kendileri bitti. Uluslararası müdahale devreye girdi; Önder Apo esir alınarak Türkiye’ye teslim edildi. Bunun ardında Ecevit’e “bunların sonu geldi” denildi. Bütün bu yaklaşımlarda, iki olgu öne çıkıyordu; birincis, farklı gösterme, küçük görme ikincisi ise doğru okumama tutumudur. 

Mesela, Önderliğin esir düşmesiyle PKK’nin sonun geldiğini düşündüler. PKK’yi doğru okuyamadılar. Öyle sanıldı ki; Önderlik bir yerde tecrit altına alınırsa hareket çöker. Yani Önderliğin güçlü bir lider olduğu gerçek. Ama bunu ideolojisiyle yürütüyor. Bu ideolojinin yarattığı binlerce kadro var, belli bir bilinçlenme var. Bunların yanında yaratılan bir Kürt halkı vardır. Bir inanç, bu temelde bir toplumsal direniş hareketi söz konusudur. Bunu görememelerinden kaynaklı “bitti artık” dediler. 

Uluslararası güçler de öyle sandı. Hareketimize dönük yürütülen psikolojik savaşın amacı; “hareketten bir şey beklemeyin, bitti bitecek, bu bir plandır, inanmayın” dediler. Hâlbuki koskoca bir gerçeklik, toplumsal bir gerçeklik vardır. 


PKK’nin dayandığı gerçekleri yok edemezler

AKP dönemi biraz farklı bir dönemdir. Aslında 2000’lere geldiğinde yani Kürt sorununun toplumsal bir gerçeğe dayalı bir sorun olduğu anlaşılmış bir sorundu. Bu hem uluslararası hem de Türkiye zeminin de bunu söylemek mümkündür. Aslında AKP’de başta aynı minvalde yaklaşımlar gösterdi. Sanki bu sorunu faklı yol yöntemlerle çözecekmiş gibi davrandı. Oysa gerçeğin öyle olmadığı anlaşıldı. PKK’nin dayandığı bir hakikat vardır; her şeyden önce bir toplum hakikati söz konusudur.  PKK bu toplumu temsil etmektedir. Bugün dağdaki bir çoban ile herhangi şehirdeki bir esnafın istemlerini PKK dillendirmektedir. Toplumsal istenç burada var. PKK’nin dayandığı gerçeklik bir de budur. Bir diğeri de Önderliğin mücadele tarzıdır. Geliştirdiği ideoloji, felsefe bu temelde yarattığı toplumsal dinamikler mücadeleci ruh, yani bu gerçeklik, PKK’ye karşı tüm yürütülen saldırıları cevaplamaya yeten bir dinamiği ortaya çıkarmaktadır. 

PKK’nin bugün dayandığı gerçekler topla, havanla, uçakla kaldırılacak gerçekler değildir. Dayandığı gerçeklikler hakikati temsil ediyor, toplumsal hakikati temsil ediyor. Derinliği var; inançlı, kararlı on binlerce insanın bu doğrultu da mücadele azmi var. Tüm bunlar şiddetle saldırıyla ortadan kaldırılacak şeyler değildir.


Erdoğan’ın Başkanlık sevdası

Aslında bunu devlet yetkilileri de biliyorlar. Bana göre en çok iyi bilen de Erdoğan’dır. Şimdi diyeceksiniz ki, o zaman niye halen savaşıyor? 2013 Newroz’unda çok önemli bir bildirge yayımladı. Bu bildirgenin özeti; barış Kürt-Türk ittifakına dönük bir antlaşmaydı. Böylelikle Ortadoğu’da yaşanan savaş ve çatışma ya da müdahale eden adeta modern bir ülke olabilen barışçıl, demokratik normlarını geliştiren, önemli bir rol oynayan bir Türkiye’yi hedefleyen bir perspektifti. AKP’liler hayır da demediler. O yüzden ateşkes süreci iki buçuk yıl sürdü. Ama sonra Erdoğan baktı ki; Kürt sorunu ne kadar bir hakikat olsa da fakat bu sorunu çözmeye kalkışırsa kendi kafasında düşündüğü sistemini rejimin kuramayacak. Onun düşündüğü şey başkanlıktı, Türkiye’yi tek başına yönetmekti. Yani diktatöryel bir yaklaşım söz konusuydu. Ama Kürt sorunu çözümü ise Türkiye’yi demokratikleştireceği için Erdoğan bunu gördü.

Özellikle başkanlık sistemi gündeme girerken, demokratik çevrelerin, güçlerin buna onay vermeyeceğini anladıktan sonra daha fazla tutumunu netleştirdi. Dolayısıyla demokratik dönüşümü sağlayacak Kürt meselesinin demokratik yöntemlerle çözümü değil bastırılmasını, aynen kendisinden öncekileri gibi güvenlikçi politikalara yönelerek şiddetle savaşmayı kendi bireysel iktidarı için doğru gördü. Erdoğan burada Türkiye’nin menfaatlerini düşünmedi; o yüzden demokrasi güçleri ile değil, MHP ile birleşerek yeni bir konseptle saldırdı.


Savaşı Erdoğan başlattı

Bazen konuşurken sanki savaşı biz başlatmışız gibi yansıtıyorlar tabi bu da büyük bir yalan. Böyle bir şey yok, savaşı Erdoğan başlattı. Şimdi savaşla çözebileceklerine inanabiliyorlar mı ben sanmıyorum. Ama kendi iktidarını pekiştirmek için savaşa ihtiyaç duyuyorlar. Kan temelinde kurmak istiyor iktidarını, esası budur. Bu yüzden de faşist bir parti olan MHP ile birleştirip böyle bir yaklaşım kurulmuştur. 

Esasında 2015’te gelişen savaş durumu Türkiye’nin demokratikleşmesi ile ilgili bir tercih meselesiydi. Bu anlamda Erdoğan tercih yaptı. Bunun için de Kürtlere ve PKK’ye karşı savaşı esas alan bir siyaseti uygun gördüler. Fakat başarılı olamadılar.


Amed eylemi ile gerilla büyük cevap verdi

Bu yüzden faşist rejim başarısız oldukça yalana sarılmaktadır. Yalan ile kitlelerde farklı algılar yaratılmak isteniliyor. Hep böyle süreçlerle kendi rejimlerini pekiştirmek istediler. “Nisan ayına kadar PKK bitecek” bunu söylediler, aslında bunu sürekli de söyleyen bir bakandır. O gün bu bakan yine diyor ki; “PKK beni hedefliyor” yani bunu anlamaları lazım; PKK bireyleri hedeflemiyor. Bizler sömürgeci devlet zihniyetini hedef alıyoruz. Faşizmi hedef alıyoruz. En çok o yalan söylediği için belki de onun adını çokça söylüyoruz. Bahardan bu yana bitireceklerini söylediler, fakat yine bahardan bu yana gelişen mücadeleyi de görmüyorlar. 

Amed eylemi ile aslında gerilla büyük bir cevap da verdi. O yine aynı bakan 120 polisini orada kaybetti. İşte cevap böyle verilir. Gelişen mücadele süreci ortadadır. O kadar operasyon yaptılar; peki ne elde ettiler. Botan’da hakeza darbe yediler. Serhad’ta, Tendürek’te iki kapsamlı operasyon yaptılar, ikisinde de tarihin en büyük hezimetine uğradılar. Şimdi bunu topluma bir başarı gibi gösteriyorlar. “Kazanıyoruz, elde ediyoruz!” yalanını yayıyorlar. O zaman başta tüm demokrasi kesimleri, Türkiye toplumu bunlara inanmayarak mücadele etmelidir. Çünkü içinde hiç doğru yoktur. 

Geçtiğimiz günlerde, Erdoğan dokuz bine yakın kişinin kaybından bahsediyor; şimdi savaştır, kayıplarımız var fakat bu kadar da değil ki. Her hafta açıklama yapıyor; peki iyi de son iki yılda verdiğiniz rakamlar on binleri geçti yani. Bu kadar cenaze nerede? Yani gerilla yüzbinlerle mi hareket ediyor. Hepsi yalan! Topluma saygısızlıktır bu. Psikolojik savaşın bir ölçüsü varsa bile bunlar bu ölçüyü de bırakmadı. Yani halkımız da bunu bilmeli mücadele devam ediyor.  


 HABER MERKEZİ




Bahoz Erdal: Erdoğan’ın sonu Saddam gibi olacak


Halk Savunma Merkezi Karargahı Komutanlarından Bahoz Erdal AKP’nin demagoji yaptığını belirtti ve ekledi: Erdoğan’ın sonu Saddam’ınki gibi olacak. Kürt halkının ve Kürdistan gerillasının mücadelesinin AKP’nin sonunu getireceğini vurgulayan Bahoz Erdal şunları söyledi:

‘’40 yıllık mücadele tarihimiz ispatlamıştır ki; Kürdistan gerillasını imha etme iddiasıyla hangi hükümet başa gelmişse ve ne çapta boyutlarda vahşet uygulamışsa, sonuçta en büyük yenilgiye uğrayanlar onlar olmuştur, onlar imha olmuşlardır. Şimdi AKP de aynı akıbete uğrayacaktır. Şimdi demagoji ve yalanı kendilerine meslek edinen AKP yöneticilerine şu soruyu sormak lazım; madem 10 binden fazla gerillayı tasfiye etmişseniz, madem PKK zayıflamışsa, madem gerilla katılımları sıfıra inmişse; o zaman, neden hala her gün onlarca kez onlarca savaş uçaklarınız kalkıyr? Acaba neden şu an 250 binden fazla askerinizi Kürdistan’da konuşlandırmış pozisyondasınız? Tüm ağır silahlarınız neden şu an Kürdistan’da? Madem başarılısınız, ‘PKK zayıflamış, çaresizlik içinde’ o zaman neden her gün PKK’ye karşı size biraz yardım etsinler diye bölge ve uluslararası devletlerinin kapısında dileniyorsunuz? Hani başarılıydınız, hani PKK’ye darbe vuruyordunuz, hani PKK yeniliyordu; hani hiçbir devlete karşı başınızı eğmiyordunuz, kendinizi mecbur kılmıyordunuz? Bu yalan ve sahtecilik nedir o zaman? Şimdi bölge devletlerinin kapıları önünde yaptığınız dilencilik nedir?


Saddam gibi olacak

Bize karşı uluslararası devletlerin desteğini alabilmek için Türkiye’nin her şeyini satmaya hazır, her şeyi kabul etmeye hazırsınız. Bu da şunu gösteriyor; AKP yalan söylüyor. Bizi, Kürdistan gerillasını yok edecek olan AKP değil; AKP’nin yok oluşu Kürdistan devriminin, Kürdistan gerillasının eliyle gerçekleşecektir. Ve Erdoğan bunu hissediyor, biliyor; bunun için korkuyor. Bu kadar saldırması bundan dolayıdır. Akıbeti Saddam’ın akıbetinden farklı olmayacaktır. Halkımızın ve Kürdistan gerillasının mücadelesi AKP’nin sonunu getirecektir. Ve şimdi Türk, Kürt, Arap fark etmeksizin, AKP’nin zulmü, Erdoğan diktatörlüğünden çeken herkesin umudu Kürdistan gerillası ve mücadelemiz olacaktır. Sadece Kürt halkının değil, Türkiye halklarının umudu da artık sadece Kürdistan devrimindedir. AKP, Türkiye halklarına, demokratlarına şu mesajı vermek istemektedir; ‘bakın umut bağlayacağınız yer de artık zayıflamış durumdadır. O zaman önünüzde sadece bir yol kalmaktadır; bana itaat etmelisiniz, diktatörlüğümü kabul etmeniz gerekiyor. Önünüzde başka yol bulunmamaktadır.’ Bu aslında sadece Kürt halkına yönelik değil Türkiye toplumunada dönük psikolojik bir operasyondur.’’





Yeni Osmanlılar


 KCK Yürütme Konseyi Üyesi Kasım Engin, Erdoğan’nın rejimini yeni Osmanlı devleti olarak gördüğüne dikkat çekti ve ekledi: ‘Osmanlı tarihi bir özel savaş ve iktidar savaşları tarihiydi. 


KCK Yürütme Konseyi Üyesi Kasım Engin Erdoğan’nın rejimini yeni Osmanlı devleti olarak gördüğüne dikkat çekiyor. Öncelikle AKP’nin dayandığı zemine bakmakta yarar olduğuna işaret eden Kasım Engin şöyle konuştu:

‘’Osmanlı tarihinde özel savaş gerçekten çok ciddi bir şekilde yürütülmüştür. İnsanlar kazıklara geçirilmiştir ve diri diri yakılmışlardır. Bugün de birçok kez görüldüğü gibi Cizre’de ve Sur’da insanlar diri diri yakılmıştır. Yine siyaset eylemi adına insanlar idam edilmiştir; sularda boğulmuşlardır, kuyulara konulup gömülmüşlerdir ve katledilmişlerdir. Daha öncesiyle Osmanlı tarihinde devşirme olarak bilinen yeniçeri sistemi, bu yeniçeriler başka halklardan devşirilen insanlardı. Yunanistan, Bulgaristan ve Arnavutluk gibi birçok yerlere gidilir, gayri müslim olan toplumlara karşı saldırı yürütülür; anne babaları katledilir, tüm mal varlıklarına el konulur, gasp edilir, ondan sonra çocuklar alıp getirilir, Osmanlı’nın denetiminde eğitilir ve birer silah haline getirilerek tekrar kendi toprakları üzerine saldırılır. Bundan daha ötesi var mı? 

Buna yeniçeri sistemi deniyordu. Bu müthiş bir özel savaş politikasıdır. Kırgızlarda mangurt olayından söz ediliyor. Devşirmeler de mangurtlardan az değildir. Daha da çarpıcı bir örnek, Osmanlı’da padişahlarının kendi kardeşlerini; kimisi oğlunu, babasını, yeğenini, dayısını ve amcasını katletme biçimindedir. Bunlar düz bir mantıkla ele alındığında eleştirilebilir. Bunlar Osmanlı’da sadece tek tük yaşanmış olaylar değildir, sistematiktir. Hatta şeyhülislamların fetvaları ile kardeş katli vacip sayılmıştır. Bir Osmanlı padişahı 18 tane kardeşini katledebiliyorsa, bunun altında yatan nedenleri vardır. Nedeni şudur: Bu iktidar nasıl ayakta kalacak, bunların hepsi iktidarın parçalanmaması içindir. Onun için Osmanlı altı yüzyıl ayakta kalmıştır. O çokça, sıkça övünülen durum biraz da böyle gerçekleşmiştir. Bu yönlü Osmanlı’da hile çoktur ve bu gerçeklikle bağı vardır. 





AKP özel savaş rejimidir


 YJA STAR Merkez Karargah Komutanı Zozan Çewlik, ‘’AKP ve MHP’nin topyekûn savaşı sadece Kürtlere karşı değil, tüm muhalif kesimlere karşı bir savaştır. Toplumu teslim almak istiyorlar’’ dedi.


YJA STAR Merkez Karargah Komutanı Zozan Çewlik AKP’nin bir özel savaş rejimi olduğuna dikkat çekiyor. AKP ve MHP’nin topyekûn savaş kararı aldığını ve bu temelde yoğun bir savaş yürüttüğünü ifade eden Çewlik, özellikle psikolojik savaşla toplumun teslim alınmak istendiğini ifade etti. Sadece Kürtlere karşı değil, tüm muhalif kesimlere karşı bir savaşın yürütüldüğünü vurgulayan Çewlik, Türk devletinin psikolojik savaş boyutunu şöyle değerlendirdi:

‘’AKP zaten bir özel savaş rejimidir. Sadece Kürtlere karşı geliştirilen bir savaş değil, tüm kesimlere karşı yürütülmektedir. Son iki yıldır AKP’nin bu konsepti bugün çok açıktan yapıyor. Bugüne kadar gelmiş geçmiş en faşist rejim olduğunu da bir kere daha göstermiştir. Kendi iktidarını korumak için inkâr etmediği, imha etmediği ve gözden çıkarmadığı hiçbir şey kalmamıştır. Toplumu köleleştirmek için her türlü baskıyı uyguluyor. Bu sadece bizim için bir tehlike olmayıp, tüm Türkiye’de yaşayan halklar için tehlike arz etmektedir. Buna karşı bir duyarlılığın gelişmesi önemlidir. Özelde de yürüttüğü özel savaş, psikolojik savaşla toplumda bir algı operasyonu geliştiriyor. Yani topyekûn halkın değerlerine saldırarak kendi iktidarını ayakta tutmak istiyor.


Her şeyiyle saldırıyorlar

Topyekûn bir savaş yürütmektedir fakat bu savaşın gerçekliklerini topluma, halka, doğrusuyla hakikatiyle yansıtmakta dikkat edelim. Doğruları çarpıtan, bunu bir özel savaş haline getirerek adeta yalan yanlış haberlerle bir saldırı içerisindedir. Dikkat edelim, 90’larda PKK karşısında en fazla savaşın yürüdüğü dönemlerden biridir. Doğan Güreş ve Tansu Çiller’in tüm yöntemlerle PKK’yi bitirdik temelinde yürüttüğü kıran kırana bir savaş vardı. Kürdistan’da yakılmadık köy bırakmadılar. İşgal etmedikleri dağ kalmadı. Faili meçhuller hat safhadaydı. PKK bu tür süreçleri büyük direnişlerle boşa çıkartmıştır. Büyük konseptleri yenilgiye uğratmıştır. Ve bu sözleri söyleyenleri de tarihe gömmüşlerdir. Tam tersi PKK bu süreçlerde zayıflamamıştır. Aksine güçlenmiştir. “PKK’yi bitirdik” dedikleri anda PKK hamle yapmıştır.’’



1221

YENİ ÖZGÜR POLİTİKA