Perwer YAŞ: Kreuzberg'in neresindensin?

1990'larda duvarın yıkılması ve iki Almanya'nın birleşmesinden sonra Kreuzberg sadece yabancılar için değil Almanlar için de bir fenomen haline geldi. Başkente yolu düşmüş memleketin Alman taşra insanı ise "hele bir bakayım, bu yabancılar neye benziyor?" dercesine Kreuzberg'i turluyordu.

30 Ağustos 2017 Çarşamba | PolitikART

Sanırım birkaç yıl önceydi; Almanca bir internet sitesinde "Almanya'nın en güzel şehri hangisidir?" anketi yapılıyordu. Şıklar; Hamburg, Münih, Berlin, Köln... diye sıralanıyordu. Berlin şıkkının altında alt alta sıralı yorumlar dikkatimi çekti. Alman okuyucuların bir bölümü "Berlin'i niye buraya almışlar, o Türkiye'nin bir kenti" diye tartışmanın ateşini fitillemişlerdi.

"Berlin'i kimse yedirmeyiz"den tutun da, "Bir gün gelecek Berlin Almanların olacak", "Berlin çok güzel ama çok Türk var"a kadar yarı şaka-yarı ciddi yorumlar almış başını gitmişti. O gün o yorumları okurken, Berlin'in gerçekten Almanya'da başkent ve tarihi bir kent olmasının ötesinde bambaşka anlamları barındırdığını fark ettim.

Göçmenliğin, yabancılığın, mülteciliğin ağır kokusunun sindiği bir kenttir Berlin... Ne de olsa yıllardır Berlin'in gökyüzü ikiye bölünmüş, Berlin bile Berlin'e ötekileşmişti. Almanya bir kez daha savaşın yıkıntıları, büyük bir yangının sıcak külleri üzerinde kurulduğu günlerde sanki Nazi rejiminin en büyük faturası Berlin'e kesilmişti.

Doğu ve batıya bölünmüş bir ülkenin ortasında kalan Berlin, yetmezmiş gibi ikiye de parçalanmıştı. 13 Ağustos 1961 sabahı Berlinliler uyandıklarında yanı başlarında yükselen 167 kilometrelik, 3 metreye kadar yükselen bir duvarın şokunu yaşacaklardı. Berlin'in çehresinin değiştiği o günlerde, Berlin'in yeni sakinleri uzun bir gurbet için yol hazırlığı yapıyordu.

30 Ekim 1961 günü Batı Almanya'nın başkenti Bonn'daki Türk Büyükelçiliği aracılığıyla, Ankara ile imzalanan anlaşmayla Anadolu ve Kuzey Kürdistan'dan binlerce emekçinin yolu Berlin'e düşecekti. 1955'te İtalyanlar ile başlayan 'misafir işçi' deyimi, İspanyol, Yunan ve Portekizlilerden sonra artık Türkiye'den gelenler için de kullanılacaktı.

Almanya'ya gelen işçilerin bir bölümü Batı Berlin'e yerleşiyordu. 1973'de işçi alımı dolmuş, ancak yerine önce 12 Mart 1971 darbesi, sonra da 12 Eylül 1980 cuntasından kaçanlar; soluğu Almanya'da alıyordu. Bu siyasi mültecilerin bir kısmı yönünü Berlin'e çeviriyordu. Ne de olsa duvarın hemen arkasında hayal ettikleri sosyalist bir ülkenin toprakları, Sovyetlerin bayrağı yükseliyordu.

"Berlin'den Moskova'ya oradan da Pekin’e”, o dönemlerin sıkça duyulan sözüydü. Berlin'e gelen göçmenler, yabancı işçiler ve mültecilerin en büyük sorunlarından birisi, ev ve barınma sorunuydu. Batı Berlin'de kiralar ateş pahasıydı, her iki tarafta tampon bölgesi olarak görülen, soğuk savaşın ilk sıcak kurşunun patlama ihtimali olan duvara yakın mahallelerde ise ev kiraları ucuzdu.

Yaşanacak bir Üçüncü Dünya Savaşı'nın ilk kurşunlarının üzerlerinden geçmesini takmayan memleket insanı, Berlin'in yeni yüzleri ise duvar boyu; Neukölln, Kreuzberg ve Wedding semtlerinde yerleşmeye başladılar. Berlin'in ve Almanya'nın ilk gettoları işte böyle kuruluyordu. Alman düşünürler ve politikacılar "Biz işgücü çağırdık, ama insanlar geldi" şokunu yaşarken, Berlin'deki bu üç semtte demografik yapı bozulmasın diye 1980'lerde Berlin senatosu yabancıların buraya yerleşmesini sınırlayan yasalar çıkardılar.

1990'larda, duvarın yıkılması ve iki Almanya'nın birleşmesinden sonra bu semtlerin içinden Kreuzberg öne çıkmaya başladı, çünkü kentin göbeğindeydi. Kreuzberg zamanla sadece yabancılar için değil Almanlar için de bir fenomen haline geldi. Kreuzberg, Berlin'in gezi rehberlerinde önemli bir yer tutmaya başladı. Başkente yolu düşmüş memleketin Alman taşra insanı ise "hele bir bakayım, bu yabancılar neye benziyor?" dercesine Kreuzberg'i turluyordu.

60'lardan sonra başlayan "işgal" evlerinin de bolca olduğu Kreuzberg'e bir de sol ve alternatif çevrelerin verdiği rüzgar, göçmenlerin öteki yüzleriyle birleşmiş, ortaya muhalif, yabancı, öteki, kimilerine göre bir rengi olmayan ama birçok rengi de içinde barındıran bambaşka bir mahalle ortaya çıkardı. Bazen türbanlı bir teyze ile eşcinsel veya lezbiyen bir çiftin yan yana geçtiği, bazen bir "pena" grubun solcu ve muhalif gösterilerin ortasında kaldığı, ne tam yabancı ne de tam Alman olan bir mekan.

Bazen Alman'dan bile daha Almancı… Örneğin birkaç yıl önce Kreuzberg'in merkezine çadır kuran Afrikalı "illegal mülteciler" yerli Alman'dan daha çok bizim memleket insanı tarafından hor görüldü, dışlandı, hatta dövüldü. Neredeyse "Kreuzberg beyaz kalacak", "Kreuzberg'i size yedirtmeyiz" gösterileri yapacaklardı. 

Ama diğer taraftan Kreuzberg'in kendi dinamiklerine göre oluşturduğu kimliği de unutmamak gerekiyor. Kreuzberg zamanla solcuların ve yeşillerin kalesine dönüştü. Burada sağ ve muhafazakar partiler Almanya'nın hiçbir ilçesinde olmadığı kadar zayıflar. Örneğin geçtiğimiz yıl yapılan yerel seçimlerde Yeşiller yüzde 32, Sol Parti yüzde 20, sosyal demokratlar yüzde 19 oy aldı. Hükümet partisi CDU yüzde 8 ve ırkçı parti AfD yüzde 5'te kaldı. Yani Kreuzberg'in yüzde 80'ine yakın kesiminin kalbi solda atıyor.

Seçimlerden ve rakamlardan söz etmişken, 16 Nisan referandum sonuçlarında da açıkça görüldü ki Berlin'in Almanya'nın diğer metropollerinden farklı bir Türkiyeli ve Kürdistanlı renk var. Birçok kentte yüzde 70'e yakın "Evet" çıkarken, Berlin'de "evet" ve "hayır"lar başa baş kaldı. Bunda şüphesiz Berlin'in siyasi mülteci kenti olmasının faktörü var. Bunun merkezinde de Kreuzberg'in canlı sol ve demokrat dinamiği bulunuyor.

Kimi istatistiklere göre Kreuzberg'in yüzde 30 Alman. Geri kalanı ise ya yabancı ya da göçmen kökenli. İlk kuşak "misafir işçilerin" hala oturduğu Kreuzberg, son yıllarda üstüne üstlük entelektüel bir hava da aldı. Sinema filmlerinin, dizilerin aranan mekanı oldu.

 Kreuzberg'in bu dönemki yeni misafirleri ise Erdoğan rejiminin mağduru akademisyenler, yazarlar, siyasetçiler ve gazeteciler... Onlar için Kreuzberg kaos bir ülkeden kaçıştan sonra soluklandıkları, bir nebze memleket havası aldıkları, bir buluşma mekanı. 1960'ların işçileri, 12 Eylül'ün mültecileri, 1990'ların Kürdistanlı savaş mağdurları ve 2017'lerin muhalifleri... Bu yeni dalganın Berlin'e ve Kreuzberg'e ne katacağını zaman gösterecek...


387

YENİ ÖZGÜR POLİTİKA