Elleri yaşamının özeti

Onu göçe zorlayan şiddet ve işkence. Ellerinin öyküsü aslında yaşamının öyküsü. Erkek şiddetinden kaçıp yollara düşen N.K.’nin yaşamına, bu kez göçte yalnız bir kadın olmanın zorlukları ekleniyor.

11 Ağustos 2017 Cuma | Kadın


SELMA AKKAYA/PARIS 


Ellerindeki kırıklar nedeniyle parmaklarını artık masaya düz dayayamıyor. Ellerinin öyküsü aslında yaşamının öyküsü. Sesi titreyen N.K.'nın, “İşkence gördüm, koltuk değneklerimi bıraktığım gün yola çıkıp geldim” derken gözlerindeki buğu büyümeye başlıyor. Şimdi bir restoranda ara işçisi. Onu göçe zorlayan şiddet ve işkence. Kaybettikleri bedeninde toplanmış. Konuşurken gözyaşları masaya damlıyor... Onun deyimiyle dünyada kadın olmak zor, anne olmaksa daha da zor. 


Çocuk yaşında gelin

“13 yaşında okula gidiyordum. Ailem İstanbul’un sayılı ailelerdendi. Pasta-börek işi yapıyorlardı. Birçok yerde dükkanları vardı. Eşim olan adam, bizim mahallemizde tamirhanede çalışıyordu. Ailemin durumunu öğrenmiş. Oysa evli ve eşi memleketteymiş. Ama bunu çevresindekilere söylemiyormuş. Beni kafaya takıyor. Ardından beni kaçırıp Erzurum'a götürdü. Tanımadığım bir adamla daha çocukken evlenmek durumunda kaldım. Onunla evlendikten 5 ay sonra adet görmeye başladım. Sonra hamile kaldım. İki yıldan fazla orada yaşadık. O arada evliliği ortaya çıktı. Eski eşine karşılık bir tarla verdi. Onu tarlayla babasının evine geri gönderdi. Ailem bana sahip çıkmaya çalışıyordu. Daha sonra İstanbul'a geldiğimde iki kızım vardı artık. Ama ben onlarla erken büyümüştüm” diyen N.K., ‘Kızlarım’ derken yüzünde biriktirdiği çizgileri daha belirgin hale geliyor acıdan...


Yaşamadığı şey kalmadı

N.K. kadınların ortak bir sorununa da dikkat çekiyor: “Babam bir dükkan verdi, orayı işletiyordum. Eşimse serserilik peşindeydi. Her defasında beni tehdit edip ailemden para istetiyordu. O parayla başka kadınlara gidiyordu. Yetmedi, gün geldi kadınları çocuklarıyla yaşadığı eve getirmeye başladı. Ben her tepki verdikçe, kolum mu kırılmadı, ölesiye dayak mı yemedim, yaşamadığım şey kalmadı. Ayrılmak istediğimde her defasında ailemle tehdit ediyor, şiddete başvuruyordu. Kadınlar ayrılmak istediklerinde sıklıkla erkeklerin başvurduğu ilk yöntem, kadınları çocukları ve sevdikleriyle tehdit etmek oluyor."


İşkenceyle geçen yıllar!

Yıllara yayılan işkencenin büyüdüğünü söyleyen N.K., devam ediyor: "Ailemin bana verdiği araba, ev, dükkan derken çalıştığım ne varsa alıp gidiyor, başka kadınlarla yiyordu. Eve geldiğinde ise bana işin dayak kısmı düşüyordu. Aileme, kardeşlerime ve kızlarıma bir şey yapar korkusu sürekli beni durduruyordu. ‘Nereye gidebilirim ki’ diye düşünüyordum. Babamı bu yıllarda kaybettim. Bir gün yine eve geldi, tornavidayla bana saldırmaya kalkıştı. O an sanki babam yanımda ve bana “kızım bunu neden çekiyorsun” diye seslendi. Tornavida elinde başımda bekliyordu. Bir an o bana batırmadan ben bıçağı saplayayım dedim. O ya da ben ikimizden biri ölmeli dedim. Sonra tornavidayı attı ve çıktı. O gün bu iş öyle ya da böyle bitmeli. Gidip boşanmak için başvurdum. Her boşanma kararımda büyükler araya girip 'çocuklar var, yapmayın' deyip bizi bütün bunlara rağmen bir araya getirmeye çalışıyordu. Ben ‘Ya ben ya o evden gitsin’ diyordum. Buna rağmen evden gitmiyordu. Üç yıl sürdü bu süreç. Mahkeme celbi geldiğinde yine şiddet ve tehdit. Ardından şahit olarak gösterdiğim insanları tehdit ediyordu. Artık çevresindeki çetelerle bir mafyaya dönüşmüştü. Mahkeme günü getirdiğim şahitleri tehdit etti. Mahkeme önünde bana yaptığı hakaret ve tehditleri mahkeme heyeti içerden duyduğu için üç yıl sonra resmi anlamda boşanmayı başardım.” 

N.K., Türkiye'de kadınların boşanma sürecinde yargının kadınların mağduriyetini hesaba katmadan sürekli erkekler lehine kararlar aldığına da dikkat çekiyor.


Boşanmak sorunu çözmedi

“Boşandıktan sonra o evden çıkmadığı için kızlarımı ve valizimi alıp evden çıktım. İzimi kaybettirmeye çalıştım. Babamdan kalanlarla işyeri açtım. Bir gün atölyeye geldiğimde baktım ki bütün çalışanlar dışarıda. Gelip yine beni bulmuş, çalışanları tehdit ediyor. Yanına aldığı üç serseriyle beni haraca bağladı. Aylarca gelip para istedi. Beni takip ediyordu. Gidip mahkemeye başvurdum. 5 kilometre yasağı getirdiler. Ama bu onun beni bulmasını ve takip etmesini önlemedi. Yolda bir gün durakta beklerken beni zorla bir arabaya bindirmeye çalıştı. Ben direnince bıçağı attı koluma. Kolumda kanlar sızıyor. Hastaneye gittim. Korktuğum için onun yaptığını bile söyleyemedim” diyerek kolundaki bıçak izini gösteren N.K., sanki o anı yeniden yaşıyor gibi titriyor.


Uçurumdan atmak istedi!

N.K. gördüğü zulmü, hakareti şöyle anlatıyor: “Tehdit, şantaj devam etti. Ama ben direnmeye devam ediyordum. Kendi ayaklarım üzerinde çalışarak, kızlarımı büyütmeye çalışıyordum. Onlar benim her şeyimdi. Onlar zarar görmesin istiyordum. Ben yaşadım, onlar yaşamasın istiyordum. Bir gün yine işyeri için malzeme almak için arabayla gidiyordum. Takip edildiğimi hissettim. Hem önden hem arkadan bir araç beni sıkıştırmaya çalışıyordu. Araçlar üzerime geldiği noktada yolun bir tarafı uçurumdu. Beni oradan atmak istiyordu anlaşılan. Arabayı kıl payı kırdıktan sonra hatırladığım, elektrik direğine çarptığımdı. Gözlerimi hastahanede açtığımda, 17 yerimde kırık vardı. 9 ay hastahanede kaldım. Üç ay ise koltuk değnekleriyle gezdim. Koltuk değneklerimi kenara bıraktığımda, geride bir şeyleri bırakıp gitmeliyim dedim. Atölyede iş yaparken tanıdığım bir Romen aile sayesinde İtalya'ya geldim. Araştırıp İtalya'da olduğumu öğrenmiş. Kızlarım üzerinden beni tehdit etmeye devam ediyordu. “İtalya'da mafyaya öldürteceğim” diyordu. Etrafında bir dizi pislik olduğunu biliyordum. Korktum. İtalya'yı terk ederek yanında kaldığım aile vasıtasıyla Paris'e geldim." 

N.K.’nin yaşamına bu kez göçte yalnız bir kadın olmanın zorlukları ekleniyor.


Bu kez göçün zorluğu omuzlarında

“Geldim. 8 ay İtalya'da kaçak çalıştığım süreçte biriktirdiğim para dışında bir şeyim yoktu. Kalacak yer, iş, zorluklar büyüyordu. Ama yine de yaşadığım işkenceden uzaktım. Sadece beni zorlayan kızlarımdı. Onlar yanımda olsun, dünyanın en özgür insanı sayacak durumdaydım kendimi. Tanıdıklar vasıtasıyla kalacak bir yer buldum. Kağıtsız olduğum için başkasının yanında kalıyordum. Apartmanda problem olmuş, polis apartmanı basmış. O gün ne yapacağımı bilmiyordum. Geldim derneğin kapısına. Burası da bizim evimiz dedim. Tercüme bürosunda bir kadın arkadaş vardı. Dedim ‘Ben zor durumdayım, en azından parasını vereyim, bir kadın bir akşamlığına da olsa beni misafir etsin.’ Bana 'buraya üye olmayanlara böyle hizmet sunmuyoruz' dedi. Merdivenlerden inerken, gözlerimden yaşlar süzüldü. Evimiz bildiğimiz kapı bile bir kadına kapalı. Karşıda kahve vardı. Orada Elif (Elif, 2015 yılında geçirdiği trafik kazası sonucu yaşamını yitirdi) vardı. Orada çalışıyordu. Bana seslendi, neden ağladığımı sordu ve 'gel bu akşam bizde kal' dedi. O da kadındı, insandı ve bir kadının acısını, çaresizliğini anlamıştı. O tarihten sonra eylemlere gitsem de, derneğin kapısından bir daha adım atmadım” derken kurumların gelen insanı algılamada ve destek olmada yaşadığı handikaplara da işaret ediyor N.K. 


'Evladımı kaybettim'

N.K. yaşadığı acı, travma, zorluklar ve evladını yitirişini anlatırken şu cümleler dökülüyor ağzından: “Kalıcı konut, iş sorunu çok yaşadım. Türkiyelilerin yanında çalışmaktan başka çaren yok. Dil bilmiyorsun, kağıdın yok. 2 buçuk yıl boyunca oturum sorununu çözene kadar çok işyerinde ara işçisi olarak çalıştım. Zor durumda olunca patronlar da ya paranı yiyor, eksik ödeme yapıyor veya zamanında ödemiyor. Zor... 2 buçuk yıl sonra oturum aldım. İş buldukça çalışıyorum. Yaşadığım işkencelerin bedenimde yarattığı sorunlar nedeniyle sürekli tedavi görüyorum. Sosyal haklar çok sınırlı. Bu nedenle sürekli çalışmak zorundayım. Bütün bu zorlukların yanında, gün geldi bu kez kızımın hastalığının haberi geldi. Kanserdi. İki yıla yakın ameliyatlar, tedavi süreci sürdü. Yanında değildim. Arada bir gidiyor, bir süre yanında kalıyordum. Karşımda eriyordu. ‘Yanımda olsun, başka bir şey istemiyorum’ dediğim evladımı 1 buçuk yıl önce kaybettim.” 

Bu sözlerden sonra N.K.'nın titreyen sesine gözyaşları karışıyor. Göğüs kafesinden dünyanın yükü çıkıp önüne düşecek gibi, acısı kırıklardan geriye kalmış parmaklarının ucundan adeta fışkırıyor. Dünyanın en ağır yollarından geçip geldiği Paris'te hiçbir şey onu yıkmamış, bir anne olarak kızını kaybettiğinde, işte o gün yıkılmış!


Geçmiş peşini bırakmıyor

Kadınların yaşadığı şiddetin ve işkencenin somut bir örneğiydi N.K.'nın öyküsü. Buna bir de göçmenlik eklenince yaşam daha da çetrefilli hale geliyor. Paris'te özellikle gastronomi alanında çalışan göçmen kadınların düşük ücretlerine, çalışma koşullarının ağırlığa ve iş güvencesinden yoksunluğuna N.K. sadece bir küçük örnek. Yıllarca oturumu olmadığı için karın tokluğuna, restoranların üzerinde bulunan küçük bir odada kalma karşılığında çalıştırılan kadınlar ve erkekler var. Tek başına bir kadın olarak yaşamda direnmenin bütün zorluklarını göğüslemiş N.K.'nın kızını kaybetmesi ve onun sağlık sürecinde yaşadığı tehditler ve ekonomik sorunlar nedeniyle yeterince ilgilenemediğini düşünmesinden kaynaklı acısını dindiremiyor. “O benim yanımda olsaydı, dünyanın en özgür insanı olurdum. Beni eşimin yaptıkları yıkmadı ama kızımı yitirince...” diyen N.K. bütün yaşadıklarını koltuk değneklerini bırakır gibi geçmişi bırakamıyor. O izler, ömrü boyunca onunla. Can güvenliği için fotoğrafı yerine izlerini taşıdığı ellerini çekmek istediğimde, ama “Güzel gözükmüyorlar, hep izler var” diyor. Kadınların yaşadıklarıyla biriktirdiği; ellere, bedene, en ağırı da ruha birikmiş-sinmiş izleri yok etmek zor elbet. Bu aşamada yapılabilecek tek şey; tüm bunlarla yaşamı öğrenmek! N.K. bunu ağır biçimde çoktan öğrendiğinin kendisi bile farkında değil!



346

YENİ ÖZGÜR POLİTİKA