Ruhi KARADAĞ: Sinemanın önlenemeyen gücü ve iktidar

İktidar, barış talebini kamuoyunda paylaşan akademisyenlere destek veren sinemacıların üstüne savcıları salarken, festival yöneticileri de imzacı sinemacılar için "gereğini düşünmeye” başladılar bile. İktidarın korkusu ve ayrımcılığı bu kez beyazperdede başrolde…

01 Ağustos 2017 Salı | PolitikART

Türkiye genelinde birçok film festivali iktidarın tüm baskılarına rağmen direnirken, kaynak ve kamu desteği bulamayan bazı festivaller de çalışmalarını tek tek duruyor.

Kürdistan’da belediyelerin başına getirilen "atanmışlar” ise bırakın festivali, heykellerin bile yaşamasına müsaade etmiyor. 

Bölgede tiyatro çalışmaları dahil tüm sanat faaliyetleri durdurulmuş durumda. Hatta kültür-sanat kurumlarının yöneticileri ve çalışanları ya işinden alıkonuluyor, sürgün ediliyor ya da cezaevine atılarak cezalandırılıyor. 

Diğer tarafta uluslararası sinema sektöründe kabul görmüş film festivalleri, İstanbul başta olmak üzere, Adana, Antalya ve Ankara organizasyonları, iktidarın ayak oyunlarına rağmen çalışmalarını sürdürüyor. 

Uzun sürededir sinema dünyasını rahatsız eden sansür olayı, kamu yardımından men edilen "fişlemiş” sinemacılar, üstü açık ya da örtülü yönetmenlerin hedef gösterilmesi, "Barış için sinemacılardan akademisyenlere destek” imzacılarının kamu fonundan men edilmeleri… Öte yanda İktidarın kendisine yakın kişi ve kurumları ödüllendirmesi... 

İktidarın kültür ve sanat karşısında aldığı bu tutumu, sinemacılar sert bir dille eleştirdi. Tabii ki anlayana… İktidar ise akademi ve sanat dünyasına karşı takındığı tavrı ve sürdürdüğü politikaları gün geçtikçe sertleştirerek ve derinleştirerek devam ettiriyor.

Akademi/Eğitim dünyasını yapılan komplolar ile sinema /kültür dünyasının başına gelenler ayını merkezden yürütülen açık ve net kirli bir savaştır. 

İktidar, akademik ve kültürel etkinliklerde "iktidarını” oluşturamayınca çaresini onları yok etmekte arıyor. Tabii ki bu yeni bir dönemin başlangıcı ve bir dönemin ise sonu oluyor…


Korku beyazperde de başrolde

İktidar, barış talebini kamuoyunda paylaşan akademisyenlere destek veren sinemacıların üstüne savcıları salarken, festival yöneticileri de imzacı sinemacılar için "gereğini düşünmeye” başladılar bile. İktidarın korkusu ve ayrımcılığı bu kez beyazperdede başrolde…

AKP’nin uyguladığı, akademik ve kültürel alandaki tasfiyeler de yeni bir kimlik arayışına dönüştürüldü! Kendi sinemasını yaratamayan iktidar, festivallerin içi boşaltılıyor. 


Kültür-sanat saraydan yönetilecek

Türkiye sinemasının dünyaya tanıtılmasında büyük katkısı olan İstanbul, Antalya ve Adana film festivalleri nereye doğru yelken açıyor? Bir bilinmezlikten bin bir bilinmezliğe giden yolun başlayıcı mı? İktidarın sinema üzerinde korkut ve kirlet oyunu daha ne kadar sürecek?

Nabi Avcı Kültür ve Turizm Bakanlığı koltuğunu, hükümetin ağır ağabeylerinden Numan Kurtulmuş’a devretti. Bu değişiklik, iktidarın bir türlü kontrol edemediği kültür-sanat çalışmalarında yeni dönemim habercisidir. Yeni bakan Kurtulmuş sarayın en etkili isimlerindendir ve sarayın artık kültür-sanat kıyımlarında da tüm becerilerini sergileyeceğinin göstergesidir

Bu operasyon kültür-sanat politikasının da saraydan yönetileceğinin göstergesidir. Bu durum sansürlerin, yasaklamaların, cezalandırmaların daha da artacağının habercisidir.

Sinema emekçilerinin, kamu fonlarından men edilmesi ve üretemez hale getirilmesi politikasının, yeni bir ayağı da başlamış oldu. Bağımsız sinemayı ayakta tutan festivalleri, dönüştürerek ve içini boşaltarak etkisizleştirmek, sinemayı bir bakıma tasfiye etmektir. Hiçleştirmektir. 

Peki, sinemaya gönül vermiş festival yöneticilerine ne olacak? İktidar onlardan da intikam alacak. Bu güne kadar film festivallerinin geçmişine bakarak tek tek fişleyecek, etkisizleştirecek, cezalandıracak. 


Uyarılar ve politik hassasiyet!

Son yıllara kadar 30’u aşkın film festivali gerçekleştiriliyordu. Oysa şimdi iktidarın ve kamu kuruluşların desteğini alan festivaller ancak çalışmalarını sürdürebiliyor. Diğer festivaller ise ayakta kalabilmek için direniyor ya da kapılarını kapatıyor.

İktidar öfkesine ve şiddetine hâkim olamadığı sürece, kültür-sanat dünyası bu olup bitenden fazlasıyla nasibini alacaktır. 

İstanbul Film Festivali bile Türkiye’nin en prestijli festivali ve arkasında güçlü bir sermaye olmasına rağmen iktidarın keskin kılıcının gölgesinden kurtulamıyor. İstanbul Kültür Sanat Vakfı tarafında organize edilen festival, Eczacıbaşı gibi Türkiye’nin önde gelen sermayesi tarafından yönetiliyor. Türkiye sineması için önemli olan festival çalışmaları, politik nedenlerle sekteye uğratılıyor. 

Diğer festivallere göre daha "politik film festivali” olarak bilinen Adana Altın Koza Film Festivali, birçok sinemacı için çok önemli. Büyükşehir Belediyesinin organize ettiği festival, özellikle Yılmaz Güney adını taşıdığı yarışma bölümü ile bağımsız sinemacılar için vazgeçilmezdir. MHP’li belediyenin öncülüğünde yürütülen festival çalışmaların da bu yıl bir ilk yaşandı. Yıllardır festivali organize eden çalışanlar, iktidar ve belediye ikilisinin gadrine uğrayarak ansızın işlerinden alı konuldu.

Sürekli, Kürt sorunundan uzak duracaksın, Ermeni meselesini görmeyeceksin ya da iktidarı eleştiren yapımlar konusunda dikkatli olacaksın uyarılarına maruz kalan festival çalışanları, bütün bunlara rağmen festival programında bu filmlere yer verdiler. Uyarılar ve politik hassasiyet, bu yeni ekibin çalışmalarını nasıl etkileyecek? Bekleyeceğiz ve göreceğiz…


Altın Portakal’da iktidar gölgesi

Son yıllarda en çok tartışmalara ev sahipliği yapan festival, Antalya Altın Portakal oldu. Önce sansürlerle adını duyurdu, sonra beceriksiz organizasyonlarıyla, sonra da belgesel film yarışmasının iptal edilmesi ile. 

İktidarın gövde gösterisine dönüşen festival, tartışmalarıyla gündem olmaya devam ediyor. Bu kez de "ulusal yarışma” bölümünü kaldırdılar. Festivalin en köklü bölümü olan "ulusal yarışma” hangi gerekçeyle kaldırılırsa kaldırılsın, Türkiye sineması büyük bir yara almıştır. Yarım yüzyıla aşkındır süren bu festival, korkulara ve politik kaygılara yenik düşürülmemelidir. Ülkenin en etkili festivali kendini yok etmemelidir. Kuşkusuz tarih bu yapılanların hesabını mutlaka soracaktır.

İktidarın kültür adamı Bakan Nabi Avcı’nın yerine gelen, sarayın daha çok politik kimliğiyle öne çıkardığı siyasi abisi Numan Kurtulmuş, daha sert bir kültür-sanat politikası uygulayacağa benziyor. 

Yeni önlemler… 

yeni korkular…

yeni yaptırımlar…

yeni cezalar...

Festivallerde seyirciyle buluşan "bağımsız filmler” bundan sonra vizyon yüzü göremeyebilir. Ödül almış film yönetmenlerinin, oyuncularının, sinema emekçilerinin kürsüdeki konuşmaları, ya da tepkileri iktidarı hep rahatsız etmiştir. 

Medyanın malum durumu ortadayken, festival nedeniyle büyük kitlelere ulaşan başarılı sinemacılar duygu ve düşüncelerini nasıl dile getirecektir? 

Sinema sektörüne yeni bir sorun daha eklenmiş oldu. Ayrıca iktidarın sinema-kültür üzerindeki hegemonyası sürdükçe bu problemler daha da artarak büyüyecektir.

İktidarın politik alanda uyguladığı set politikalar bu kez kültürel alanda, sinema dünyasında nasıl bir karşılık bulacak merak konusu. 

Sinemanın büyülü gücü iktidarın gücünü yenebilecek mi?


123

YENİ ÖZGÜR POLİTİKA