Tuğçe M. YILMAZ: Asi kızlara uykudan önce hikâyeler

Şimdiler Çok Satanlar’da bir kitap var, uzaktan kalın kapaklı bir masal kitabı gibi duruyor. Zaten kitabın ismi de “Asi Kızlara Uykudan Önce Hikâyeler”. Ancak içeriği öyle değil.

01 Ağustos 2017 Salı | PolitikART

Şimdiler Çok Satanlar’da bir kitap var, uzaktan kalın kapaklı bir masal kitabı gibi duruyor. Zaten kitabın ismi de “Asi Kızlara Uykudan Önce Hikâyeler”. Ancak içeriği öyle değil. Onlarca kadının ilham verici hikâyesi yer alıyor kitapta. Tanıtım bülteni de şöyle başlıyor: “Denizlerin derinliğinden ormanların kuytusuna, savaş meydanlarından şaşaalı saraylara, hastanelerden gökyüzünün sonsuz maviliğine, dünyanın ve zamanın her köşesinden kendilerine dayatılan kurallara ve geleneklere isyan etme gücü bulan kadınların hikâyeleri bunlar. Prenslerini bekleyen değil, kaderlerini ellerine alan prenseslerin hikâyeleri... Asi Kızlara Uykudan Önce Hikâyeler; yüz asi kadının, Sally Nixon, Cristina Portolano, Sarah Wilkins, Barbara Dziadosz gibi dünyanın dört bir yanından altmış asi kadın tarafından çizilen olağanüstü illüstrasyonlarla renklenmiş hayatları... Bildiğimiz dünyanın bilmediğimiz gerçekleri... Ödüllü yazarlar Elena Favilli ve Francesca Cavallo, olağanüstü yüz kadının maceralarından derledikleri masalsı gerçeklerle, okuyucuları keyifli bir yolculuğa çıkarıyor.”.

Kitapta kimler mi var? Kimler yok ki. Bronte Kardeşler’den, Frida Kahlo’ya; Hypatia’dan Mirabal Kardeşler’e; Rosa Parks’tan Virginia Woolf’a birbirinden yetenekli, birbirinden zeki yüz kadın... Dünyanın dört bir yanından altmış kadın sanatçı da bu yüz kadının hikâyesini illüstrasyonlarıyla renklendirmiş. Şimdilerde kadın hareketlerinin ve feministlerin mücadelesiyle/kazanımlarıyla kendine güvenen ve bir işin peşinden gitmek için başkalarını dinlemeyen kadınların hikâyelerini biliyoruz, görüyoruz. Peki bu Harriet Tubman’ın döneminde nasıldı? 1800’li yıllardan bahsediyorum. Tubman on yaşında bile değilken beyaz köle sahiplerinden kaçtı. Sahibi olan aile onu satışa çıkarmıştı. Tubman gündüz saklandı, geceleri ise yürüyebildiği kadar yürüdü. Pennsylvania sınırını geçerken, hayatında ilk defa özgür olduğunu fark etti. Siyahi esirleri kurtarmak için on dokuz kez Güney’e gitti, yüzlerce köleyi kurtardı. ABD İç Savaşı sırasında Kuzey güçlerine katıldı, sekiz yüz kölenin kurtarılmasına ve Güney güçlerinin askeri üslerine binlerce dolarlık hasar verilmesine neden olan Combahee Nehri baskınını organize edip yönetti. Tubman hiçbir zaman yakalanmadı ve tek bir kişiyi bile terk etmedi, kaybetmedi. Özgürlüğüne kavuştuğunda ise şunları söyledi: “Artık özgür olduğuma göre, aynı kişi olup olmadığımı görmek için ellerime baktım. Her şey öyle muhteşem görünüyordu ki, kendimi cennette hissettim.”

Kitapta yer alan kadınların deneyimleri son derece değerli ve ilham verici. Önemli buluşlar yapmalarına, korku duvarlarını aşmalarına, büyük bir dehaya sahip olmalarına rağmen sürekli küçümsenen, bazen kötücül bir cadı olarak addedilip yakılmak istenen, bazen unutulan, bazen de neredeyse tarihten silinmeye çalışılan kadınların hikâyeleri bunlar. Kitabın girişinde ise bu kitabı okuyacak “asi kızlara” minik bir not var.

“Dünyanın asi kızlarına: Daha fazlasını hayal et, daha fazlasını iste, daha çok mücadele et ve kuşku duyduğun zamanlarda unutma: Sen haklısın”.

Küçük bir eleştiri: Kitapta Margaret Thatcher gibi birkaç isime de yer verilmiş. “Demir Leydi”nin Britanya tarihindeki ilk kadın başbakan olmasına epey övgü var. Emeğin ve halkın tüm insancıl birikimlerini yok eden post-kolonyalist bir lidere bu kadar övgü kendi deneyimim açısından rahatsız ediciydi ve bu değerli çalışmada Thatcherlar’ın yeri yoktu kanımca. Ama biz gidelim yine 1700’lere, astronom Wang Zhenyi’ye kulak verelim: “Kız çocukları da kahraman olabilir!”


Asi Kızlara Uykudan Önce Hikâyeler

Elena Favilli – Francesca Cavallo

Hep Kitap Yayınları, 2017




Paris, Texas ne yana düşer ?

Paris, Texas… Sinema tarihinin belki de en güzel yol filmlerinden biri dersek abartmış olmayız. Çarpıcı bir hikayesi olan film, 1984 yapımı. Hemen çok eski deyip burun kıvırmayın. İzleyin, pişman olmayacaksınız. Üstelik filmin koltuğunda da ünlü Alman yönetmen Wim Wenders oturuyor.

"Der Himmel über Berlin (Berlin Üzerindeki Gökyüzü)" ve "Buena Vista Social Club" gibi filmleri ile dikkat çeken Wenders, Avrupa sinemasının en önemli temsilcilerinden biri.

Gelelim filmin hikayesine; Travis adında bir adam ıssız yollarda aşkını arıyor. Travis, iç dünyasında kendine göre bir yol çizmiş ve orada ilerlemeye devam ederken, bir gün yolu kesilir ve ne olduğunu anlamadığı başka bir dünyanın içerisine girer. Bildiğimiz yol filmlerine başka bir boyut getiren Wenders, yolun nereye çıkacağını merak ettiriyor. 


Travis neden yollara düşüyor?

Travis, sessiz bir adam. Sırlarını sadece yollarla paylaşıyor. Kırmızı şapkasıyla, çoğu insanın arabayla bile zor katlandığı yollara ayaklarıyla meydan okuyor.

Olağanüstü karakter çalışması, yerleşik hayatı ve konformizme yönelik sert eleştirileriyle filmi 20. yüzyılın baş yapıtlarından biri niteliğinde.  

Ağır bir tempo ile başlayan filmin sade bir anlatımı var. 

Dünya sinemasının en güzel kadın oyuncularından Nastassja Kinski ile Harry Dean Stanton hüzünlü öyküsü ve ortada kalan çocuklarına bir ağıt niteliğinde olan film, hayatın bir insanı neye götüreceğinin de bir özeti.

Yabancılaşma, sevgisizlik ve yalnızlık üzerine kurulan Paris, Texas, kapitalizme çok ciddi bir eleştiri.


132

YENİ ÖZGÜR POLİTİKA