HDP AĞRI MİLLETVEKİLİ BERDAN ÖZTÜRK: Hukuk, kanun, hiçbir şey kalmadı, bu davaların tamamı siyasi

“ Toplamda 15 bine yakın arkadaşımız tutuklandı. Tutuklu milletvekilerimiz var, iki vekilimizin de vekilliği düşürüldü. O savcılar, hakimler, bugün Cemaat'ten içeride. Ama her ne hikmetse bu devlet, hem bunlara 'terörist' diyor hem de bunların hazırladığı iddianamelerle arkadaşlarımızı içeride tutuyor. Bu davalar tamamen siyasidir; siyasi iklime bağlıdır.”

20 Mayıs 2017 Cumartesi | Dizi

EREM KANSOY / LONDRA


HDP Ağrı milletvekili Berdan Öztürk, İngiltere’deki sendikaların çatı örgütü olan üç buçuk milyon üyeli ‘Unite the Union’un olağan kongresinin davetlisi olarak Londra’daydı. Öztürk’e Londra’da Türkiye-İngiltere ilişkileri, Türkiye’deki baskılar ve partisinin tutumuna dair sorular sorduk.

Öztürk, dün Londra’dan İstanbul’a döndü ve Atatürk Havalimanı’nda gözaltına alındı. Söyleşimizde “Türkiye’de hukuk, kanun, hiçbir şey kalmadı” demiş ve yargılamalarının tamamının siyasi olduğuna dikkat çekmişti. Bu adaletsizliğin son perdesi de onun gözaltına alınması oldu.


Unite the Union’un davetlisi olarak Londra’dasınız. Üç buçuk milyon üyeli dev sendika, geçtiğimiz dönemde Öcalan’ın özgürlüğü için yürütülen kampanyaya da destek vermişti fakat bu talep İngiliz Parlamentosu’na taşınamadı. Bununla ilgili ne yapılabilir?

Avrupa’da çok güçlü bir kamuoyu oluşturulmalı. Halk siyasiler üzerinde yeterince kamuoyu baskısı oluşturursa siyasiler de ister istemez bu konuyu parlamentoya taşımak zorunda kalacaktır. Sadece sendikalar değil, Avrupa’daki Kürtler, Türkler ve farklı çevrelerden insanların da bir araya gelerek Öcalan’ın özgürlüğünü talep etmesi lazım.

Öcalan, ortaya koyduğu planlarla sadece Türkiye ve Kürdistan için değil tüm Ortadoğu için barışı getirebilir. Demokratik Konfederalizm, bugün bakın Rojava’da hayat buldu. Ortadoğu coğrafyasına barışın ve huzurun gelmesi açısından da Önder Öcalan’ın özgürlüğü için Avrupa’daki tüm kesimler birlik olmalı, siyasilere baskı uygulamalı, konuyu parlamentolara taşımalı.


Peki İngiltere’nin atanmış başbakanı Theresa May ile Erdoğan arasındaki silah ticaretini nasıl değerlendiriyorsunuz?

Devletler arası diplomatik ilişkilere baktığımızda bunlar, tamamen çıkarlar üzerine kuruludur. İnsana ve insani değerlere önem vermiyorlar.


Buna biraz da “Avrupa’nın ikiyüzlülüğü” diyebilir miyiz?

Evet, kesinlikle. Bir örnek vermek gerekirse... Cizre’de, Sur’da, Gever’de insanlığa karşı suçlar işlendi ve AB’nin bütün devletleri bundan haberdar olmasına rağmen hiçbir adım atılmadı. TC devleti, bunları dünyaya göstere göstere yaptı. Peki AB bir tepki gösterdi mi? Hayır. Neden mi? Çünkü karşılıklı menfaat ilişkileri var.

İnsan haklarından bahseden Avrupa Birliği, uygulamada sınıfta kalıyor. İngiltere’nin silah ticareti, Türkiye’yle karşılıklı çıkar ilişkilerine dayanıyor. İngiltere, bu ticaretten büyük kazanç elde ediyor ve bunu kaybetmek istemiyor. İşte ikiyüzlülükleri de burada ortaya çıkıyor. Hem demokrasi, barış, insanları diyorlar hem de kanlı ellerle kirli pazarlıklara çıkarları için devam ediyorlar.


Türkiye’nin Suriye politikalarının uzun vadeli olmadığına tanıklık ettik. Salih Muslim, yaptığımız bir söyleşide Türkiye’yi ‘fırtınalı denizde ilerleyen kaptanı sarhoş bir gemiye’ benzetmişti. Türkiye’nin çıkmaza giren Suriye politikasını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Salih hevalin benzetmesine katılmamak elde değil, gerçekten de öyle. Türkiye, en başından beri politikalarını Kürt düşmanlığı üzerinden kurduğu için yanlış yerden başladı. Bakın, Önder Öcalan’la görüşmeler ilerlerken cumhurbaşkanı, “Rojava kırmızı çizgimiz” diyor ama karşılığında Sayın Öcalan uyarıyor, “Niye senin kırmızı çizgin olsun? Bu coğrafyada Kürtlere hareket ederseniz sadece Türkiye için değil tüm Ortadoğu için liderlik konumuna geleceksiniz, öncülük edeceksiniz” diyor. Buna rağmen cumhurbaşkanı, “Hayır, benim kırmızı çizgimdir, orada herhangi bir oluşuma izin vermeyeceğim” diyor.

Oluşum dediği, Suriye devleti tarafından kimlikleri verilmeyen, ezilen, sömürülen, işkenceye uğratılan, sürgün edilen Rojava’daki Kürtlerin kendi iradelerine sahip çıkmasıdır.

Türkiye, Kürt düşmanlığı üzerinden politika yaptığı için Ortadoğu’da çamura saplandı ve batmaya devam ediyor. Türkiye’nin derdi, “Kürt iradesine sahip çıkmasın, kimliğine sahip olmasın”dır. Türkiye, mezhepçi bir politikayla da Rojava’ya yaklaştı ve başarılı olamadı.


Peki Avrupa Birliği ve Batılı güçler sizce Ortadoğu’da bir Kürt otonomisini onaylıyor mu? Buna sıcak bakılıyor mu?

Gelinen aşamadan sonra AB’nin ve Batılı güçlerin Ortadoğu’da bir Kürt otonomisine izin vermemek gibi bir durumu söz konusu olamaz. Suriye, eski Suriye olmayacak artık. Devam eden bu iç savaş bittikten sonra barışalım, her şey de eskisi gibi olsun, bu mümkün değil. Bu yüzden daha demokratik, daha federal bir yapıda Suriye’nin kurulması, sadece Kürtler açısından değil tüm halklar açısından büyük bir kazanç olacaktır.


AB, Ortadoğu’da bir Kürt kontrol mekanizmasına sıcak bakıyor diyebilir miyiz?

Evet, bu aşamada radikal mezhepçi örgütlere karşı AB, orada bir Kürt yönetimine, demokratik bir çözüme sıcak bakıyor. Sayın Öcalan’ın projesi, tüm halklara huzuru getirecek. Batılı güçler, Ortadoğu’da karmaşanın büyümesini istemeyecektir. Bakın, mülteci krizinin altında nasıl kalkamadılar?


Özellikle Erdoğan’ın mültecilerle AB’yi tehdit etmesini buna bağlayabilir miyiz?

Tabii ki bununla bağlantılı. Gerçekten mültecileri koz olarak kullanması bile vicdansızlıktır, ahlaksızlıktır. İnsan yaşamından bahsediyoruz. Siz, “kardeşlerim” dediğiniz insanları pazarlık konusu yaparak kazanç ve güç elde etmeye çalışıyorsunuz. Çok üzücü bir durum. Bu durum bile cumhurbaşkanının insan yaşamına ne kadar değer verdiğini gözler önüne seriyor. 

AB ülkelerinin bu tehditleri dikkate alması ise bir diğer trajedi. Bu tehditlerden dolayı çoğu şeye gözlerini kapatıyorlar.


HDP milletvekilleri rehin alınıyor, gazeteciler susturulmak isteniyor, akademisyenler tutuklanıyor... AKP, köşeye sıkışmış gibi herkese saldırıyor. Neden böyle?

15 Temmuz sonrasında bir ‘karşı-darbe’ gelişti, siyasi bir darbe. OHAL ilanı ardından KHK’lerle herhangi bir yargılama olmadan binlerce insan mağdur edildi. Tutsak edildi arkadaşlarımız; bu sırada bir de referandum süreci yaşandı ve AKP kendince hazırladığı anayasa değişikliğine hukuki boyut kazandırma çabasında oldu. Çıkan ‘evet’ de meşru değil. Referandumla ilgili AGİT’in raporları gerçeği yansıtıyor.


Diaspora diktatörlüğü dünyaya duyurmalı

Diasporadaki halkımız şunun bilincinde olmalı: Geleceğimiz etkilenecek. Bugün AKP’nin yaptıkları ülkemizi ve çocuklarımızı etkileyecek. Bilinçli olmalıyız, Türkiye’de yaşananları dünyaya duyurmalıyız. Diasporadaki halkımız, bu insanlık dışı uygulamaları ve cumhurbaşkanının diktatörlüğünü gözler önüne sermelidir.


‘Terörist’ savcı, hakim, HDP’lileri tutukluyor

Türkiye’de hukuk, kanun, hiçbir şey kalmadı. Şu anda toplamda 15 bine yakın arkadaşımız tutuklandı. Tutuklu milletvekilerimiz var, iki vekilimizin de vekilliği düşürüldü. Bugün hakkımızda hazırlanan fezlekerele baktığınızda hazırlayanların Cemaat’ten dolayı, ‘terör örgütü üyesi olmak’ suçuyla içeride olduğunu görüyorsunuz. O savcılar, hakimler, bugün içerideler. Ama her ne hikmetse bu devlet, hem bunlara ‘terörist’ diyor hem de bunların hazırladığı iddianamelerle arkadaşlarımızı içeride tutuyor. Hukukun ne hale geldiğinin açık göstergesidir bu.

Anayasa Mahkemesi’nin Balbay kararı da var, bu yapılanlar hukuki değil. Siyasi iklim ne zaman değişirse o zaman eşbaşkanlarımız da, belediye eşbaşkanlarımız da, vekillerimiz de, yöneticilerimiz de serbest bırakılacak. Bu davalar tamamen siyasidir; siyasi iklime bağlıdır.



Türk devleti Kürt'ü susturmak istiyor, Avrupa da sansüre ortak oluyor

Bu süreçte en çok basın saldırıya uğradı. Demokratik toplumlarda basın, ‘dördüncü kuvvet’tir. Kamuoyunun doğru bilgi edinmesi açısından basının özgürlüğü önemlidir; basın, denetleme görevi de görür. Türkiye’de ise tüm muhalif basın kapatıldı.

Avrupa, basın özgürlüğünü savunuyor, olmazsa olmaz olduğunu söylüyor. Ama Türkiye’nin bu insanlık dışı uygulamalarına ses çıkarmıyorlar. Hatta bakın, özel şirketleriyle bu uygulamalara ortak olup Kürtlerin sesinin kısılmasını onaylıyorlar. Daha önce de bunu yaptılar. 

Bu devlet Kürtlere, “Ben sizi tanımıyorum, dilinize bile tahammülüm yok” diyor. Ve şimdi de Avrupa’da Kürtler için yayın yapan kanalları yine kapatmaya çalışıyor. Tüm halkımız buna tepki göstermeli; buna karşı herkes harekete geçmedi.

Avrupa’dan bir şirketin Türkiye’nin uygulamasına alet olması, yine Avrupa’nın ikiyüzlülüğünü gösteriyor. Avrupa bir yanda bir şeyi savunuyor ama öte yandan o savunduklarına kendisi bile inanmıyor. Avrupa’daki halklar, insanlarımız, gösterecekleri tepkilerle Avrupa’yı demokrasi çizgisine çekmeli.


kimdir?

Berdan Öztürk, 1 Mayıs 1980’de Ağrı’nın Tutak ilçesinde doğdu. Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden mezun olması ardından Londra Üniversitesi’nde Uluslararası Tahkim ve Ticaret Hukuku alanında yüksek lisans yaptı. 2011 yılında serbest avukatlığa başlayan Öztürk, Mezopotamya Yakınlarını Kaybedenlerle Dayanışma Derneği (MEYA-DER) ve İnsan Hakları Derneği çalışmalarına katıldı. Öztürk, 7 Haziran ve 1 Kasım tarihlerinde yapılan seçimlerde partisi tarafından Ağrı milletvekili adayı olarak gösterildi ve o tarihten bu yana milletvekilliği görevini sürdürüyor.


991

YENİ ÖZGÜR POLİTİKA