Türk parası diz çöktü

Kürt savaşının derinleşmesi ve OHAL rejimi Ankara’yı iflasın eşiğine getirdi. Birçok para birimi dolar karşısındaki pozisyonunu korurken Türk Lirası tarihinin en büyük değer kaybını yaşıyor. TL’nin çöküşü Erdoğan iktidarının içine girdiği siyasal krizin ekonomiye yansıması olarak yorumlanıyor.

12 Ocak 2017 Perşembe | Haber


Yeni rekorlarla önceki gün 3.80’i aştıktan sonra akşam Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın (TCMB) müdahalesiyle 3.78’e kadar düşen dolar, dün sabah 3.89’un üzerine çıkarak rekor tazeledi. Euro da 4.10’u gördü.

Türkiye ekonomisi, 90’lar ve 2000’li yılların başında Türk Lirası’nın aşırı değer kaybetmesinin ardından birkaç yıl süren ekonomik krizler yaşamıştı. Şu anda ise Türkiye’de hem siyasal hem de ekonomik güven bunalımı yaşanıyor.

DW Türkçe’ye konuşan iş dünyası temsilcileri, Türk Lirası’ndaki değer kaybının sürmesi halinde yeni yatırımlar ve büyümede ciddi sıkıntıların baş gösterebileceğine dikkat çekiyor. Türkiye ekonomisi açıklanan son verilere göre, 2016’nın üçüncü çeyreğinde 7 yıl aradan sonra ilk kez küçülmüştü.

Merkez müdahale etti

Kürt savaşı, OHAL ve KHK’ler devam ederken anayasa değişikliğinde referandum ihtimalinin baskın çıkmasının yan sıra uluslararası kredi derecelendirme kuruluşu Moody’s’in Türkiye’deki güvenlik sorunlarının makroekonomik baskıları artırdığı ve Türk bankalarının varlık kalitesinin bozulmaya başladığına ilişkin raporu, doları tarihi zirveye çıkardı. Son birkaç günde yaşanan kur artışlarıyla euro da tarihinde ilk kez 4 TL seviyesini aştı. 

Piyasalardaki dalgalanma sonrasında Merkez Bankası, döviz kurlarındaki yükselişi frenlemek için hamle yaptı. Yabancı para zorunlu karşılık oranları tüm vade dilimlerinde 50 baz puan indiren Merkez Bankası, bu değişiklik ile finansal sisteme yaklaşık 1,5 milyar dolarlık ek likidite sağlanacağını açıkladı. Merkez Bankası’nın piyasaya müdahalesinin ardından dolar ve euro bir miktar gerilese de dün sabah itibariyle yeniden tırmanışa geçip kendi rekorunu egale etti. Dolar, dün sabah 3.89’un üzerine çıkarak rekor tazeledi. Euro da 4.10’u gördü.

AKP komplolarla uyutuyor

Türk Lirası’nın değer kaybı, hükümet ve Saray’da da yankı buldu. Ancak AKP’nin ekonomi kurmaylarında Türk Lirası’ndaki değer kaybının ‘art niyetli bir operasyon’ olduğu görüşü hakim. Başbakan Yardımcısı Nurettin Canikli, Moody’s’in Türk bankalarına yönelik değerlendirmesine ilişkin “Hiçbir rasyonel hiçbir temele dayanmamaktadır. Rasyonel değilse o zaman subjektiftir, adeta bir saldırıdır” değerlendirmesi yaparken, Cumhurbaşkanı Başdanışmanı Cemil Ertem de AA’ya yaptığı değerlendirmede, “Döviz talebi çok sığ, spekülatif amaçlı ve yurt dışı kaynaklı. TL’yi hızlı bir şekilde değersizleştirme operasyonu yapılıyor” görüşünü dile getirdi. AKP’li Akit gazetesi yazar Abdurrahman Dilipak ise daha da ileri giderek Emniyet ve MİT’i müdahaleye çağırdı. AKP’nin bir başka gazetesi olan Diriliş Postası’nın başındaki Erem Şentürk de çözüm olarak faizin haram olduğunu söyledi.

Özel sektör tedirgin

Döviz kurundaki rekor artış, ihracatının yüzde 50’sini AB pazarına gerçekleştiren Türkiye özel sektörü tarafından tedirginlikle karşılanıyor. Üretiminin büyük kısmını enerji ve ara malı ithalatı ile karşılayan iş dünyası açısından nerede duracağı bilinmeyen döviz kurları, yeni yatırımların önündeki en büyük engel.

Türkiye ekonomisinde otomotivden sonraki en büyük ihracatı yapan sektör olan hazır giyim ihracatçılarını temsil eden İstanbul Hazır Giyim ve Konfeksiyon İhracatçıları Birliği Başkanı Hikmet Tanrıverdi, döviz borcu olan Türk şirketlerinin bu dönemde çok ağır mali kayıplar verdiğine dikkat çekiyor.

Zam ve enflasyon

Borçlarını ödemekte zorlanan şirketlerin kredi notlarının düştüğünü, para kaynaklarının kesildiğini anlatan Tanrıverdi, “Türkiye’de döviz hareketliliği hem toplumda hem iş dünyasında hemen ‘kriz’ algısı yaratıyor. Bu nedenle yeni yatırımlar erteleniyor, tüketim kısılıyor. Kimse önünü görmeden bir şey yapmak istemiyor” diye konuşuyor. Tanrıverdi, kurların böyle devam etmesi halinde, ithalata bağımlı olan şirketlerin ürünlerine zam yapmasının ve enflasyonun artmasının kaçınılmaz olduğunu söylüyor.

Mülkiyet gaspının baskısı

Yalnızca finansal değil, siyasi risklerin de artıyor oluşu, Türkiye’de iş dünyasının bir başka sıkıntısı. 2016’da gerçekleştirdiği yaklaşık 7 milyar dolarlık cirosu ile Türkiye’nin önde gelen otomotiv ve alüminyum üreticilerinden olan Kibar Holding’in Yönetim Kurulu Başkanı Ali Kibar, kur artışında son çıkarılan Kanun Hükmünde Kararnamelerde şirketlere yönelik mevzuat düzenlemelerinin etkisi olduğu görüşünde.

OHAL döneminde çıkarılan kararnamelerle şirketlere el konulması ve kayyum atanması gibi olayların iş dünyasında dikkatle takip edildiğini ifade eden Kibar, “OHAL sona erdiğinde bu el koyma ve kayyumların ne olacağı konusunda bir belirsizlik var. Burada netlik olmaması şirketleri sıkıntıya sokuyor. Meclis’te görüşülmeye başlanan Anayasa değişikliği de bir başka önemli nokta. Acilen bir güven ortamı yaratılmasına ihtiyacımız var” şeklinde konuşuyor.  

Anayasa değişiklik süreci kritik

Türkiye ekonomisi için 2017’deki en önemli konu finansal istikrar ve bunu sağlayacak ekonomi politikaları olacak. Çünkü Türk Lirası’ndaki değer kayıpları kısa vadede ihracata olumlu yansıyacak olsa da orta vadede enflasyon, küçülme ve işsizlik gibi olumsuz sonuçlara kapı aralayabilir.

Döviz kurlarının geldiği seviyelerin hem fiyat hem de finansal istikrar açısından kritik boyutlara ulaştığına işaret eden Odeabank Ekonomik Araştırma ve Stratejik Planlama Müdürü Şakir Turan’a göre, Merkez Bankası’nın yeteri kadar faiz artışına gitmesi orta vadede kurun ateşini düşürebilir. Ancak kurlardaki yükselişi frenleyecek adımlar atılmadığı takdirde hem enflasyonda çift haneli seviyelerin görülebileceğin, hem de büyümenin birkaç çeyrek art arda kesintiye uğrayabileceğini dile getiren Turan, ülkedeki siyasi gelişmelerin ekonomi üzerine etkilerine de dikkat çekiyor.

Turan, şöyle konuşuyor: “Anayasa değişiklik süreci politik belirsizliği artırırsa, önümüzdeki aylarda yatırım ve tüketim kararları üzerinde olumsuz etki yapabilir. Dolayısıyla, politik cephede yaşanabilecek olumsuzluklar bu yönüyle doğrudan, döviz kurlarındaki yükselişi tetikleyerek de dolaylı yönden ekonomik görünüm üzerindeki belirsizlikleri artırabilir.”

Üst üste uyarılar


Dünya Bankası, Türkiye’nin büyüme beklentisini düşürerek siyasal belirsizliğe vurgu yaptı.

Dünya Bankası, “Küresel Ekonomik Beklentiler” (GEP) raporunun Ocak 2017 sayısını yayımladı. Raporda, Türkiye’nin bu yıl yüzde 3, 2018’de yüzde 3,5 ve 2019’da yüzde 3,7 büyüyeceği tahmininde bulunuldu. Kuruluş, Türkiye ekonomisinin zorluklarla dolu 2016’da ise yüzde 2,5 genişlediğini öngördü.

Dünya Bankası’nın Türkiye’ye ilişkin büyüme beklentileri haziran ayında yayınlanan bir önceki GEP raporunda, 2016 ve 2017 için yüzde 3,5 ve 2018 için yüzde 3,6 olarak belirlenmişti.

Siyasi belirsizlik hakim

GEP raporunda, Türkiye’ye ilişkin şu değerlendirmelere yer verildi: “Türkiye’de ekonomik aktiviteler 2016’nın üçüncü çeyreğinde, başarısız darbe girişiminin ticari koşulları kötüleştirmesiyle 2009’dan bu yana ilk kez daraldı. Temel senaryoda başarısız darbe giriştiminin ardından yaşanan keskin daralmanın kademeli olarak geçmesi bekleniyor fakat gelecek beklentilere yönelik belirsizlik yüksek ve görünüme yönelik riskler aşağı yönlü. Eğer jeopolitik ve ulusal gerilimler, gerekli reformların hayata geçirilmesini geciktirir ve yatırımları önlerse, uzun vadeli büyüme beklentileri olumsuz etkilenebilir.

Türkiye’de büyümenin 2017’de yüzde 3’e çıkması ve 2018-2019 yıllarında iyileşen güvenle ortalama 3,6’ya ulaşması tahmin ediliyor. Ancak, ekonomik görünüme yönelik riskler, siyasi belirsizlik ve finansal piyasalardaki volatilitenin (dalgalanma derecesi) etkisiyle Haziran ayına kıyasla yükseldi.”

Morgan Stanley de düşürdü

ABD’nin yatırım bankası Morgan Stanley de Türkiye büyüme tahminini düşürdü. Morgan Stanley 2016-2018 yıllarına ilişkin Türkiye büyüme tahminlerini aşağı revize etti.

Morgan Stanley, 2016 yılı için Türkiye büyüme tahminini yüzde 2.7’den yüzde 2.2’ye, 2017 için yüzde 2.6’dan yüzde 2.3’e, 2018 için yüzde 2.4’ten yüzde 3.2’ye revize etti.

Türkiye ve Etiyopya


Uluslararası kredi derecelendirme kuruluşu Fitch Ratings’in dün yayınladığı Makro-İhtiyati Risk Monitörü raporuna göre, 2016 yılında reel kredi büyümesi 2009 yılındaki global finansal krizden bu yana görülen en düşük seviyede gerçekleşti.

Fitch’in tahminlerine göre, global medyan reel kredi büyümesi 2016’da 2015 yılındaki yüzde 5,5’ten yüzde 2,9’a geriledi. Mayıs 2016’da yayınlanan raporda büyüme yüzde 3,7 tahmin edilmişti.

Fitch raporuna göre, makro ihtiyati risk azaldı. 2016 yılında makro ihtiyati risk göstergesi (MPI) sistemik riske karşı yüksek kırılganlığa işaret eden MPI 3 seviyesinde olan gelişmekte olan ülkelerin sayısı 5’ten 3’e geriledi. Etiyopya, Türkiye ve Venezuela MPI 3 seviyesinde kaldılar. Bolivya ve Çin için gösterge değerleri MPI 3’ten MPI 1’e geriledi.



Cari açık Kasım’da yükseldi

Merkez Bankası verilerine göre, cari işlemler açığı, 2016’nın kasım ayında bir önceki yılın aynı ayına göre 32 milyon dolar artarak 2 milyar 268 milyon dolar olarak gerçekleşti. 12 aylık cari işlemler açığı ise 33 milyar 651 milyon dolara yükseldi.

Türkiye ekonomisinin kara deliği olarak adlandırılan cari açık yükselmeye devam ediyor. Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası (TCMB), Kasım ayına ilişkin Ödemeler Dengesi verilerini açıkladı. Cari işlemler açığı, 2015 yılının kasım ayına göre 32 milyon dolar artarak 2 milyar 268 milyon dolar oldu.

Ocak-Kasım döneminde 28 milyar 584 milyon dolar cari açık oluşurken, on iki aylık cari işlemler açığı 33 milyar 651 milyon dolar olarak gerçekleşti. OVP’ye göre cari açığın 2016 yılını GSYH’ye oran olarak yüzde 4.3’a denk gelen 31.3 milyar dolar ile tamamlaması bekleniyor.

Bu arada bir önceki ayda 1.68 milyar dolar olarak açıklanan veri ise 1.66 milyar dolara revize edildi. 

Kara para girişi

Kaynağı belli olmayan para girişi olarak nitelendirilen Net Hata Noksan kalemi, Kasım’da 2.73 milyar dolar, Ocak-Kasım döneminde ise 9.63 milyar dolar oldu.

Merkez Bankası açıklamasında şu bilgiler verildi: “Ödemeler dengesi tablosundaki dış ticaret açığı 2015 yılının aynı ayına göre 199 milyon dolar azalarak 2.888 milyon ABD dolarına düşerken, hizmetler dengesi fazlası 292 milyon ABD doları azalarak 1.002 milyon ABD dolarına gerilemiştir.

Parasal olmayan altın kaleminde, Kasım 2015’te 131 milyon ABD doları net ithalat gerçekleşmişken, bu yılın aynı ayında 141 milyon ABD doları net ihracat kaydedilmiştir.

Hizmetler dengesi altında seyahat gelirleri 2015 yılının aynı ayına göre 209 milyon ABD doları azalarak 1.295 milyon ABD dolarına, seyahat giderleri de 113 milyon ABD doları azalarak 340 milyon ABD dolarına gerilemiştir.

Birincil gelir dengesi açığı, Kasım 2015 ayına göre 176 milyon ABD doları azalarak 476 milyon ABD dolarına düşmüştür.

Birincil gelir dengesi kalemi altında yatırım geliri kaleminden kaynaklanan net çıkışlar, 203 milyon ABD doları azalarak 407 milyon ABD doları olmuştur.

Doğrudan yatırımlardan kaynaklanan net girişler (net yükümlülük artışı), 2015 yılının aynı ayına göre 250 milyon ABD doları artarak 444 milyon ABD doları tutarında gerçekleşmiştir.

Yabancı yatırımcı kaçıyor

Portföy yatırımları 2.693 milyon ABD doları tutarında net çıkış kaydetmiştir. Alt kalemler itibarıyla incelendiğinde, yurtdışı yerleşiklerin hisse senedi piyasasında 504 milyon ABD doları ve devlet iç borçlanma senetleri piyasasında 1.814 milyon ABD doları net satım yaptıkları görülmektedir.

Yurtdışında ihraç edilen tahvil ve bonolarla ilgili olarak, bankalar 513 milyon ABD doları net geri ödemede bulunurken, diğer sektörler 500 milyon ABD doları tutarında net borçlanma gerçekleştirmiştir.

Diğer yatırımlar kaleminde 1.004 milyon ABD doları tutarında net giriş (net yükümlülük artışı) gerçekleşmiştir.

Diğer yatırımlar altında, yurtiçi bankaların yurtdışı muhabirlerindeki efektif ve mevduat varlıkları 784 milyon ABD doları ve yurtdışı bankaların yurtiçi bankalardaki mevduatları ise 1.224 milyon ABD doları tutarında net artış kaydetmiştir.

Yurtdışından sağlanan kredilerle ilgili olarak, bankalar ve diğer sektörler, sırasıyla 125 milyon ABD doları ve 669 milyon ABD doları net kullanım gerçekleştirmiştir. Resmi rezervler 788 milyon ABD doları azalmıştır.”


İşsizlik fonunda patlama


Türkiye’deki ekonomik krizin kısa sürede atlatılamayacağını belirten Doç. Dr. Metin Altıok, resmi işsizlik hesaplarında yer verilmeyen 666 bin civarında iş aramaktan ümidini kesmiş emekçi kitlesinin bulunduğunu belirterek, işsizlik sigortası başvurularında patlama yaşandığını kaydetti.

Türkiye ekonomisinde son dönemde yaşanan gerileme ile birlikte iyiden iyiye hissedilen ekonomik kriz, krizin topluma yansımaları ile asgari ücrete yapılan 104 TL’lik zammı, Doç. Dr. Metin Altıok değerlendirdi. 

Türkiye ekonomisinin inşaat üzerinden şekillendiğini ve üretim sürecinden uzaklaştırıldığını kaydeden Altıok, “Kamu kesiminin imalat sanayi, madencilik ve tarım gibi üretken kesimlerden çekilmesine karşın bu alanlardaki özel kesim yatırımlarında bir artış olmazken, konut yatırımlarının özel kesim yatırımları içinde birinci sırayı korumayı sürdürmüş olması ve ekonomik büyümenin inşaat sektörü üzerinden gerçekleştirilmesi spekülatif yatırımları hızlandırmış üretim sürecinden uzaklaşılmıştır. Böylece, devletin sanayi yatırımlarından çekildiği özel sektörün de bu alanda yatırım yapmayarak kaynaklarını devlete borç verdiği bir ‘sanayisizleşme’ süreci başlamıştır. Bu süreç içinde ‘rantiye ekonomisi’ güçlenirken, devletin borçlanma faizleri genel faiz düzeyini belirler duruma gelmiş, yükselen faiz oranları nedeniyle artan kredi maliyetleri özel kesim yatırımlarını olumsuz etkileyerek ‘sanayisizleşme’ sürecini pekiştirmiş ve istihdamsız büyümenin temellerini oluşturmuştur” dedi. 

Türkiye’de yaşanan ekonomik krizin kısa sürede atlatılamayacağının altını çizen Altıok, krizin bir diğer göstergesinin işsizlik olduğuna dikkat çekti. Altıok, işsizlik verilerini şu şekilde karşılaştırdı: “TÜİK tarafından açıklanan dar tanımlı (standart) işsizlik oranı bir önceki yılın Eylül ayına göre, 1 puan artarak yüzde 11,3’e yükselmiştir. TÜİK verilerine göre, 3 milyon 523 bin civarında işsiz vardır. Ancak bu rakama 666 bin civarında iş aramaktan ümidini kesmiş çalışmaya hazır olan bir emekçi kitlenin de eklenmesi gerekir. Çünkü bu kitleye resmi işsizlik hesaplamalarında yer verilmemektedir. Eylül 2015’te 12,4 olan tarım dışı işsizlik oranı 1,3 puan artarak 13,7’ye yükseldi. Eylül 2015’te 5 milyon 863 bin olan geniş tanımlı işsiz sayısı Eylül 2016’da 6 milyon 373 bine yükseldi. Geniş tanımlı işsiz sayısında 510 bin kişi arttı. Geniş tanımlı işsizlik oranı 19,1 olarak gerçekleşti. Kadın işsizliğindeki artış sürüyor. Kadın işsizliği 2,2 puan artarak 15,5’e yükseldi. Tarım dışı kadın işsizliği 18,3 iken 2,8 puan artarak 21,1’e yükseldi. En yüksek artış kadın işsizliğinde görülmektedir. Eylül 2016 döneminde genç (15-24 yaş arası) işsizliği bir önceki yılın aynı dönemine göre 1,4 puan artarak yüzde 19,9’a yükseldi. Toplam istihdamda 408 bin kişi artarken, işsiz sayısındaki artış 426 bin oldu. Tarımsal istihdamda 168 bin, imalat sanayisinde ise 98 bin kişilik azalma yaşandı.”

Sigortalı işçi sayısı artışı yavaşlarken, işsizlik sigortası başvurularında patlama yaşandığını kaydeden Altıok, Türkiye ekonomisinde önemli bir işsizlik sorunu olduğunu söyledi. Altıok, işsizliklerin büyük bir çoğunluğunun ise genç ve yükseköğretim mezunu emekçilerden oluştuğunu ifade etti.

İşsizlik ve yoksulluk artacak

Asgari ücrete yapılan zammın yüzde 8 olduğunu anımsatan Altıok, asgari ücretin düşük tutulması ile kamu çalışanlarının işten çıkarılma sürecinin hızlandırılacağı ve yerine düşük ücretle çalışan işçilerin istihdam edileceğini belirtti. Asgari ücrete TÜİK’in resmi enflasyon öngörüsü olan yüzde 8,59’un bile altında bir artış olduğunu dile getiren Altıok, “Sendikaların enflasyon tahmini yüzde 20-25 arasında öngörüldüğü bir ekonomide, bunun toplumun büyük çoğunluğunu oluşturan emekçi sınıfın satın alma gücünün düşmesi, gelir dağılımının daha da bozulması ve emekçi sınıfların yoksulluğa, açlığa mahkum olmasına neden olacaktır.Bunun piyasaya yansıması da, kapitalist sınıfın ürettiği mallara olan talebin azalmasını getirmekten ziyade reel ücretleri düşürdüğü için maliyet unsuru olarak iş görecek ve maliyetleri aşağıya çekerek sermaye birikimini genişletecek kâr oranlarını arttıracaktır” şeklinde konuştu. 

Asgari ücretin reel olarak düşük belirlenmesiyle hali hazırda çalışan emekçilerin üzerinde bir baskı yaratarak ücretlerin arttırılması yönündeki baskıları, sendikal talepleri ve örgütlenmeyi zayıflatacağını kaydeden Altıok, asgari ücretin üzerinde çalışan işçilerin devletin kıdem tazminatı fonu üzerindeki yasal düzenlemeleri kabul etmesiyle işten çıkarma ve yerlerine düşük ücretle çalışacak işçi istihdamının hızlandırılacağını söyledi.

“Bu durum ülkede işsizliğin yükselmesine ve yoksulluğun daha da artmasını getirecektir” diyen Altıok, “Bu yüzden asgari ücret zammının düşük belirlenmesi, kapitalizmin eksik tüketim krizi diye adlandırılan talep sorunu ile karşı karşıya kalır mı sorunsalından çok Marx’ın kapitalizmin düşen kâr oranlarına karşı duran etmenleri harekete geçirirken ücret maliyetlerin düşürülmesiyle arttırılacak artı değer kitlesinin kâr oranlarını yükselteceği üzerinden okumanın daha doğru olacağını düşünüyorum. Üstelik devletin de sermaye sınıfı lehine emek maliyetlerini düşürücü düzenlemeleri içerecek iş yasalarını ve asgari ücret belirleme işlevini yerine getirdiğini görmek gerekiyor” tespitinde bulundu. 


1001

YENİ ÖZGÜR POLİTİKA