Zamansız bir aşk hikâyesi

Damien Chazelle; Whiplash’ten farklı ama tutkunun yine en üst seviyede olduğu bir hikâye ile karşımızda. Nostaljik ama şimdiki zamanla da bağını koparmayan, modern zamanlar masalı tadında bir film Aşıklar Şehri… Oscar’ın habercisi sayılan Altın Küre Ödüllerinde başrollerini Emma Stone ve Ryan Gosling’in paylaştığı film 6 dalda ödül kazandı.

10 Ocak 2017 Salı | Kültür-Sanat

S. Asuman Demir


Whiplash ile sinema dünyasına deyim yerindeyse “bomba” gibi giren Damien Chazelle, 31 yaşında ve ikinci filmini çeken bir yönetmene göre hayli iddialı bir film olan La La Land/ Aşıklar Şehri ile dönüş yaptı. Venedik Film Festivali’nde gösterildiğinden bu yana izleyen herkesin favorisi haline gelen Aşıklar Şehri, müzikale saygı duruşunda, eskiye özlem duyan ama geleceği de elinden bırakmayan bir film. Altın Küre’de 6 dalda ödülleri topladı, şimdi ise Oscar’ın en güçlü adayı.

Bir önceki filmi Whiplash’te de bir müzik hikâyesi anlatan Chazelle bu defa çok daha farklı sularda yüzüyor. Whiplash’te, otorite ve tutku arasındaki çekişmeyi hayli sert bir şekilde anlatan yönetmen, bu defa Los Angeles’ın ve Hollywood’un romantik kaldırımlarını arşınlıyor.

Chazelle’nin mevsimlere böldüğü film, görkemli bir açılışla başlıyor. Sıkışmış bir trafik ve aniden ortaya çıkıveren dansçılarla birlikte muazzam bir gösteri yapıyor. Bu görkemli açılıştan sonra film, en büyük hayali oyuncu olmak isteyen Mia (Emma Stone) ve cazın yok olmaması için çabalayan idealist bir piyanist Sebastian (Ryan Gosling) üzerinden şekilleniyor. Mia ve Sebastian tüm tesadüfleri zorlayacak bir şekilde tanışıyor. Bu anlamda Chazelle, klişeleri kullanmaktan bir an bile tereddüt etmiyor. Hatta göstere göstere yapıyor bunu. Müziğin, dansın ve nostaljinin bir araya geldiği bu modern aşk müzikali, bilmediğimiz bir şeyi değil, aşina olduklarımızı anlatıyor. Unutulmaya yüz tutan bir türü yeniden canlandırmaya çalışır bir havada yapıyor bunu.

Yönetmen yer yer senaryoyu zayıf tutsa da bunu pek önemsemiyor. Âşıklar Şehri, tamamen kendini müzikale teslim etmeyen; ama sinemasal yanı da çok ortaya saçıp dökmeyen bir film.

Los Angeles’ta bir türlü istedikleri başarıyı elde edemeyen iki aşığın çabalaması, yükselişi ve aşkı, nostalji ile bugün arasında bir bağ kuruyor. Hollywood stüdyolarını arşınlarken 50’ler, 60’lar rüzgârları estiren Aşıklar Şehri bir anda bir cep telefonu melodisiyle günümüze bağlanabiliyor. 


Hayalperestler hakkında bir film

Chazelle’nin zamanlar arasında yaptığı geçişler bir nevi “zamansızlık” görevi görüyor. Ne eskide ne de yenide, daha ziyada var olanı yaşatabilme çabası görülüyor.

Mia’nın ve Sebastian’ın hayallerini ve gerçekleşmelerini de bu açıdan ele alıyor; eski ve yeni dengesi kurarak. Başlarda oyuncu ve bir star olmak isteyen bir Mia’da günümüzü ve aslında biraz da nostaljiyi anlatan Damien Chazelle, Sebastian ile daha tutucu ve eskiye sıkı sıkıya bağlı yanını ortaya koyuyor. Ama zaman içinde roller değişiyor. Hayaller ve gerçeklerin kesişmediği, Sebastian’ın caz tutkusunu ve geçmişe olan tutuculuğunu kırmasıyla farklı bir yöne eviriliyor bu zaman olgusu. 

 “Hayalperestler hakkında bir film yapmak benim için önemliydi. Bu filmde büyük hayallere sahip iki insanı ve bu hayallerin onları birbirine ve ardından farklı yönlerine sürüklemesini anlatıyor” diyen Damien Chazelle; Whiplash’ten farklı ama tutkunun yine en üst seviyede olduğu bir hikâye ile karşımızda. Müzikali bile sevmeyen birçok kişiyle yakınlık kuracak tattaki bu film, şimdiden bir hayli insanın gönlüne taht kurdu bile...

La La Land/ Aşıklar Şehri

Yönetmen: Damien Chazelle

Oyuncular: Ryan Gosling, Emma Stone, John Legend, J.K. Simmons.


La La Land’a  6 ödül


Oscar’ın habercisi sayılan Altın Küre Ödülleri sahiplerini buldu. Geceye damgasını vuran film ise Aşıklar Şehri yani La La Land oldu. Başrollerini Emma Stone ve Ryan Gosling’in paylaştığı ‘La La Land’ 6 dalda ödül kazandı.

Sinema dünyasının en prestijli ödüllerinden biri olarak gösterilen ve Oscar ödüllerinin de müjdecisi olarak kabul edilen Altın Küre Ödülleri sahiplerini buldu. 

Streep’e yaşam boyu onur ödülü

Törende Oscar ödüllü kadın sinema oyuncusu Meryl Streep’e ‘Altın Küre Cecil B. DeMille’ adlı yaşam boyu onur ödülü verildi. Meryl, gecedeki konuşmasında, isim vermeden Başkan Donald Trump’ı kampanyasındaki tutumundan dolayı eleştirdi. “ABD toplumunda şu anda en çok aşağılanan üç şey; Hollywood, yabancılar ve basın” sözleriyle başlayan Meryl, “Ülkemizdeki en saygın koltuğa oturması istenen kişinin, engelli bir muhabiri taklit etiği andı bu. Ayrıcalık, güç ve mücadele kapasitesi açısından üstün biri. Bunu gördüğümde kalbim kırıldı ve aklımdan çıkaramadım, çünkü bu bir film değildi, gerçek hayattı” şeklinde konuştu.



399

YENİ ÖZGÜR POLİTİKA