MİRHEM YİĞİT
: Hesar, Hasankeyf ve CEGERXWÎN

İnsanlar vardır, halkları, insanlık ve ardılları için gurur, umut, özgüven ve inanç kaynağı olurlar. İyi insanlar, değerli aydınlar, yaşamını bilim ve iyiliğin hizmetine koyanlar aradan ne kadar zaman geçerse geçsin unutulmazlar. Onyıllar geçse de daha fazla halklaşır ve evrenselleşirler.

21 Ekim 2012 Pazar | PolitikART

Kürdistan da böylesi onurlu, ardından iz bırakan ün ve söz sahibi insanlara beşiklik etmiştir. Ülkemizde özellikle de Batı ve Kuzey Kürdistan'da, uzaktan-yakından Cegerxwîn'in ismini duymayan, onu tanımayan kimse yoktur. Birçok kişi hatırlayacaktır, 22 Ekim 1984 Seydayê Cegerxwîn'in vefat tarihidir. Bu vesile ile biz de bir kaç paragrafla da olsa O'nu analım. Bu çerçevede köyü Hesar, Hasankeyf bölgesi ve O'nun kişiliği ve şiiri üzerine etkide bulunan bazı faktörleri ele alalım.
Hesar, ölümsüz Kürt aydını Cegerxwîn'in doğduğu köydür. Hesar, Kercos (Gercüş) ve Hasankeyf ilçeleri arasında yer alır. Mêrdîn bölgesinde Hesar köyü, bölgedeki ilçeler kadar tanınır. Hesar da ününü Cegerxwîn'in orada gözlerini dünyaya açmasına borçlu. Hesar'ın popüler olmasının birincil nedeni şüphesiz Cegerxwîn. Ama başka bir sebep daha var.
Mêrdîn'den bölge illerine ve Batı Kürdistan'a kadar tarlalarda çalışan emektarların ellerindeki orak ve kaynaklar Hesar'da yapılır. Hesarlı hattatlar, orak ustaları meşhurdur. Yukarıda adı geçen bölgelerde hasat mevsiminde hangi tarafa gitsen, hangi çadıra uğrasan, hangi tarladaki çalışanlara selam versen Hesarî orak ve kaynakların hasatçıların elinde olduğunu görürdün.
Meşhur hasatçıları anmadan geçmek olmaz. Teknolojik gelişimden önce insan gücüne dayanan hasat mevsiminde Hemo Pale ve Ahmet Semri bölgenin orakçıları olarak ünleriyle hasatçılık tarihine geçmişler. Sabahın köründe başlarlar tarladaki ürünü biçmeye. Topladıkları buğday bağlarını sarıp başlarını kaldırmadan arkalarına atarlardı. Bu bağlar toplanır, eve götürülür evde öğütülür, hamur haline getirilir, tandırda pişirilip tekrar hasatçıların çalıştığı tarlaya getirilir. Denilir ki, buğdayı biçip bağlar haline getiren hasatçılar tarladan giden buğday yine tarlaya mis gibi tandır ekmeği olarak dönünceye kadar biçme işini aynı tempoda ve hiç ara vermeden çalışırlarmış. Sabah biçtikleri buğdayın ekmeğe dönüşmüş haline yapılan katıklarla ilk ve belki de tek molalarını veren hasatçıların elinde Hesarî orak ve kaynaklar vardır. Uçsuz bucaksız buğday tarlalarının önünde sıraya dizilen hasatçılar, üstün bir emek ile o uçsuz bucaksız tarlaları bir kaç günde dize getirirdi. Şüphesiz ki bölge insanının doğaya karşı kendi yaşamını idame etme adına verdiği savaşta kuşandığı silahları bu Hesarî aletlerdi.

Ünlü bir merkez olarak Hasankeyf

Hesar köyü Hasankeyf'in sınırları içine düşer ve hem tarihi hem de sosyolojik olarak buranın bir parçasıdır. Hasankeyf de kültürel, tarihi ve edebi olarak Mezopotamya'nın en ünlü ve zengin merkezlerinden biridir. Bu merkezin insanlık tarihine hizmet ve katkıları sınırsızdır. Birçok kültür ve etnisite birer pınar misali buradan fışkırmış ve büyük bir akarsuyunun debisi içinde birbirine karışarak, birbirini daha da güçlendirerek Mezopotamya ve Ortadoğu'nun dört bir yanına yayılmıştır. Günümüzün halk ve toplumlarının bir çoğunun ataları birbirini Mezopotamya'dan yani Hasankeyf gibi merkezlerden tanıyorlardır. Buralarda içiçe girmiş her biri güzel bir bahçenin bir rengi ve çiçeği misali yerini almıştır bu kadim toprakların tarihinde.
Hasankeyf'in tarihi eserleri, hisar, kale, saray, köprü ve tüm tarihi kalıntılarında birçok toplumun izlerini görmek mümkün. Bu tarihi eserlerin yaratılmasında Kürtlerin, Asuri-Süryanilerin, Keldani ve Ermenilerin ve daha birçok etnisitenin emeği ve teri vardır. Şüphesiz ki Hasankeyf, Kürdistan'ın en eski kentlerinden biridir. 
Hasankeyf Roma ve Bizanslıların döneminden bu yana, Mervani ve Eyübiler döneminde idari bir merkez olarak önemli bir rol oynamıştır. Cegerxwîn de bu bölgede bu kültür, tarih ve renklerin mozaiği içinde dünyaya açar gözlerini. Cegerxwîn ağacı, Hasankeyf ve Mezopotamya'nın bu gerçeğinin ışığında kök salar, dallanır budaklanır. Cegerxwîn'in kişiliği ve aydınlığı Hasankeyf ve Mezopotamya'dır. Onlardan mayalanmış, onlardan beslenmiş...

Göçmen aileler daha seçici

Yine Cegerxwîn'in kişiliğinde önemli bir etkisi bulunan bir faktör de ailenin yapısı ve özellikleridir. Cegerxwîn'in dedeleri daha kuzeyden gelmişler. Osman Sabri'nin dediğine göre Cegerxwîn'in ailesi bir kaç jenerasyon önce Gurdile'den Hesar köyüne geç etmişler. Sosyoloji bilimi de doğruluyor ki değişik sebeplerden ötürü göç etmek zorunda kalan, topraklarından kopan aileler, içinde yaşadıkları topluma göre daha hassas ve seçiciler. Böylesi aileler yaşadıklarından ötürü güçlü bir geçmiş ve toplum içinde konuşma kabiliyetine sahipler. Hoşsohbetler. Yaşadıkları olayların anlatımı bile onları dinleyen, onlarla tanışan insanlar üzerinde kalıcı etki bırakır, değer ve kutsallığından bir şey kaybetmez. Bu objektif zemin üzerinde de dengbêj, sanatçı, şair, yazar, rejisör ve sanatın birçok dalından önemli kişilikler ortaya çıkıyor. Ünlü yazar Yaşar Kemal'in ailesi, Rus-Osmanlı savaşı yüzünden Wan'dan Adana'ya göç etmiş. Yılmaz Güney de aynı şekildedir. Anne tarafı Mûş'tan, baba tarafı Siwêreg'ten gelme. İkisi de, biri savaştan kaçarak, diğeri yoksulluktan kaçarak Yenice Ovası'na göçerler. Elia Kazan gibi rejisörler, George Orwell, Dido Sotiryo, Salman Rüşdi ve birçok yazarın öyküleri bunlardan farklı değildir.
Yine Cegerxwîn kişiliğinin oluşmasında önemli bir etkide bulunan yaşadığı koşullar olmuştur. Yaşadığı yoksulluk, Kürdistan'ı gezmesi, Kürdistan'ın bütün lehçeleriyle, renkleriyle tanışması, yani bir bütünen Kürt halkını tanıması olmuştur.
Bu yıllarda Hesarlı gencin gözleri açılır. Dil, bilgi birikimi ve lügatı gelişir, sağlamlaşır. Kürt alim ve aydınlarını tanır. Melayê Cizîrî, Feqiyê Teyran ve Ehmedê Xanî'den haberdar olur. Nalî, Hecî Qadirê Koyî gibi Kürt edebiyatının duayenlerine aşina olur. Bunların yanı sıra komşu halkların, ülkelerin, Türk, Fars, Araplar ve Ermeni gibi halkların yaşam biçimi, yönetim sistemleri ve kültürel, sosyolojik yapıları hakkında da birikim sahibi olur.
Birçok değişik yerde ve Kürt aliminin yanında eğitim alması, farklı bölgelerde, farklı ailelerde yaşaması, medrese medrese ve cami cami dolaşması, ailenin kökeni, yapısı, geçmişi, yaşadığı yoksulluk ve birçok şey daha Cegerxwîn'in çok güçlü ve renkli bir bakış açısı sahibi olmasına, yenilikçi, açık ve çok yönlü bir kişilik haline gelmesine büyük katkılar sunarlar. Daha 25'li yaşlarda büyük bir aydınlanmayı kişiliğinde başlatır. Medrese öğrencisi olarak Kürdistan'ın her köşesinde, her ailesinde kalabilme, yemeğini tedarik etme imkanı gençliğinin baharındaki Cegerxwîn'in çok hızlı ve sağlam bir şekilde ulusal bilince sahip olmasını, büyük bir yurtseverlik duygusu yaşamasını sağlar. Ailesi, babası, annesi, veya kardeşleri değil onu besleyen, büyüten, barındıran ve aydın bir kişilik haline gelmesini sağlayan, alim ve aydın mertebesine yükselten esas güç Kürdistan'dır, Kürt halkıdır. Geldiği konum için Cegerxwîn'in minnet borcu olduğunu hissettiği olgular şüphesiz halkı ve ülkesidir. Kürdistan'ın bağrında tel örgü ve mayınlarla sınırlar çizildiğinde Cegerxwîn ilim irfan öğrenmeye çalışan azimli bir medrese öğrencisidir. Kürtlerin yaşadığı zulüm ve baskıları görmektedir. Sömürülmenin, köleleştirilmenin tüm çirkinliğini bilince çıkarır. Zalimlerin, sömürgecilerin zulmünü iliklerine kadar hisseder. Parçalanmış bir coğrafyanın acısını, ağır izlerini bir bir gözlemler. Sınırın ortasından geçtiği ve serxet û binxet olarak ikiye ayrılan köylerin, şehirlerin, aile ve aşiretlerin kendi toprakları üzerinde kaçak, mahkum, firari ve göçmen duruma geldiklerini tüm gerçekliğiyle görür, yaşar.
Bütün bunlar Seyda'yı düşündürür, kaygılandırır ve içinde fırtınalar kopmasına neden olur. Yaşananlar karşısında dönemin birçok alim ve aydınından önce ve daha çok genç yaşta Cegerxwîn büyük bir yoğunlaşma yaşar, kafa yorar. Yaşanılan bunca ağır yükün altında 1923-1924 yıllarında ilk şiirlerini yazmaya başlar. Daha parçalanmadan önce Kürdistan'ın her bölgesine gidebildiği için medrese öğrencisi olarak bir kuş kadar özgür hissediyordu kendisini. Ancak Kürdistan'ın bağrında çizilen sınırlar Cegerxwîn'i kafese konulmuş bir kuşun durumuna koydu. Parçalanmış bir coğrafyanın şairi olarak yazmaya başlar. Kırgın, öfkelidir. İçi yandığından sürekli ağlamaklıdır. İlk şiirlerini de talan edilen, parçalanan ve sömürülen bir coğrafya ve bu coğrafyanın ezilmiş insanlarına adar. Kah, 'Pemboyê me, belê em tazî ne' (Pamuk bizim ancak üryanız) der, kah, 'Ka Kurdistana min ka' (Nerede Kürdistanım nerede) diyerek serzenişini şiire döker.
Seyda'nın içinde fırtınalar kopar. Yaşadığı topraklarda ve insanlar üzerinde sürdürülen kirli politikalar kabus gibi çöker üzerine. Bunca yükün altından medrese öğrencisi Feqê Şehmus olarak adım attığı ilim irfan dünyasından bir ermiş olarak, yani Cegerxwîn olarak şahlanır. Ülkesinin acısını, yaralarının içten en dayanılmaz haliyle hissedilmesinin ifadesi oluyor aslında Cegerxwîn ismi. Kanayan toprakların içi kanayan şairi olmanın sembolüdür Cegerxwîn ismi. 
En kötüsü de meydanda kimse yoktur. Bu topraklara, bu halka sahiplik edecek, öncülük yapacak, sürdürülen sömürü, zulüm ve katliamlara karşı koyacak tek ses, tek nefes yoktur. Ne Kürt beyleri varlık gösterir, ne Kürt uleması sesini çıkarabilir.
Aydınlar! Cegerxwîn'in deyimiyle o dönemde yaşananların karşısında kendine aydınım diyenlerin en ufak bir tepkisi, varlığı söz konusu olmamıştır.
Seydayê Cegerxwîn kendini tanımaya başladığı ilk günden gözlerini yaşama kapattığı güne kadar hiç ara vermeden, ikirciklik yaşamadan Kürt halkı ve tüm ezilenlerin sesi olmayı başardı. Kendi halkı ve ülkesi üzerine büyük bir aşkla yazdı. Şiirleri Kürt halkının çığlığı olarak yankılandı her yerde. Durmadan yorulmadan yazdı şiirlerini, şiirle haykırdı, şiirle aydınlattı.
Cegerxwîn'in şiirlerin tümünde Kürt, Kürdistan, özgürlük, bağımsızlık, sömürüye, köleliğe duyulan kin ve nefret, başkaldırı, isyan vardır.
Cegerxwîn'in oğlu Keyo için yazdığı şiir şimdiye kadar anlatmaya çalıştıklarımızın bir özeti niteliğindedir:

Li dinyayê temaşe ke kurê min
Tu dê paşê binasî, xweş bibênî
Tu daxwaza dilê min qet nizanî
Heta perdê ji ber xwe hilneyênî
Hemû kes dilbijokê kerş û toz e
Nikare gewherê paqij derênî
Mirovên zana û hêja li cem me
Wekî cewher di sergo de hilênî
Gelek jar û perîşan û belengaz
Heta dimrî, tenê navek dimênî
Cegerxwîn destê rastî girt û kêşa
Dixwazî ko ji pişt perdê derênî.


Kürtçeden çeviri: Aziz OĞUR


1178

YENİ ÖZGÜR POLİTİKA