Örgütlenmeler yumağı

28 Eylül 2017 Perşembe

METİN YEĞİN

Özyönetim, Türkiye’deki egemenlerin iddiasının tam aksine “Bölücü“ değil birleştiricidir, daha doğrusu Radikal katılımcı demokrasi zaten “Örgütlenmektir.“ Burada “Bir olmak“ ile “Örgütlenmek“ arasındaki fark bir kelime oyunu değildir. Çünkü birçok “örgüt“ ya da neredeyse bütün örgüt tarihleri “bir olmak“la maluldür. Buradaki “Örgütlenme“ bütün bu hakim olan tarihin aksine herkesin “Özne“ olarak içinde yer almasıdır ki bu örgütlenmenin gerçekte asli unsurudur. Çünkü eğer “Örgütlenmek“, “Bir Olmak“ yani “içinde erimek“ olsaydı o zaman ayrı ayrı olanın bir araya gelmesini yani kendisini reddetmiş olacaktı.
Örgütlenmek “Öznelerin, özne olarak“ bir araya gelmesidir. Bu yüzden “Özyönetim“ yani radikal katılımcı demokrasi tam anlamıyla “örgütlenmek“tir, bir araya getiricidir ve “hep beraber diyebilmek“ içindir. Bu nedenle, egemenlerin iddiasının tam tersine “Bölücü“ hiç değildir. Bu yüzden egemenlerin ve hatta sol liberallerin anlayamadığı, bunun sınırlarını belirlemeye çalışmalarıdır. İç içe geçen çemberlerin sınırı olmaz. Her çember bir diğerini bir başka yerde keser ve diğer çemberin bir parçası halini alır. Bu durum, kategorize edici, sınıflandırıcı burjuva bilimin hegemonyasının ve tabii ki uzun yıllar dirsek çürüttüğümüz okulların didaktik sistematiğine aykırıdır ve hatta bu sınıflamayı yıkıcıdır. Bu yüzden, başka bir formda–formu olmayan “örgütlenmeler yumağı“, Özyönetimlerin genel görünümünü teşkil eder. Bu form ya da formsuzluğun bize şaşırtıcı gelmesi, aslında şaşırtıcıdır çünkü “doğal“ olan budur. 
Burada “Örgütlenmeler Yumağı“ tabii ki bir olumlu manada başıbozukluktur. Bu nedensiz ya da sonuçsuz halini anlatmaz, doğal olanı anlatır. Ancak her şeyin bir nedeninin olması sadece olan bir şeyin arkasından bunları tespit etmemiz, fikir jimnastiğidir diyebiliriz genel olarak. Çünkü Deleuze ve Guattari’nin dediği gibi “bir buğday çuvalının dökülüp yere saçılması“ kadar neden ya da daha doğrusu tesadüfler arasından bu nedenselliği seç–beğen–al yapabiliriz. Dolayısıyla bu bir iradeye bağlı değil tam aksine birçok iradeyi, inisiyatifi harekete geçirici, demokratik özne örgütlenmesidir. Bu ileri sürdüğüm Marksist diyalektiği reddetmez tam aksine onun vulgar ve diğer nedenleri göz ardı edici perspektiflerini mahkum eder. “Kaos“un aslında nedenlerinin olması onu “Kaos“ olmaktan kurtarmayacağı gibi bu nedenlerin her biri de onu açıklamaya yetmez.
Özyönetim yani çemberler demokrasisi sadece bir bölgeye ya da bir alana yönelik bir radikal demokrasi biçimi değildir. Kırda komün, kentte kooperatif, mahalle meclisi, işgal fabrikası, ev işgalleri, sokak komiteleri ya da bir başka form ya da isimde karşımıza çıkabilir. Her Özyönetim “saf“ halde de bulunmayabilir. Özellikle kapitalizmin içinde bir doğrudan demokrasi örgütlemek, “ikili hukuk“ ile hareket etmek, karmaşık durumlar ortaya çıkartabilir ki bu sorunların doğmasının temel nedenlerinden biri halini alır. Ancak bu durum, bu düzende Özyönetim inşasından kaçınmayı değil, daha çok Özyönetim–Radikal demokrasinin yaşama geçmesinin bir nedeni olmalıdır. Sorunlar radikal demokrasinin engeli değil, onu inşa etmenin dinamiğidir hatta. Beckett’ın cennette eğer her şey varsa çok sıkıcı olacağına dair yaptığı edebi göndermesine atıfta bulunarak, radikal demokrasi inşasının –mecburi– yolunun bu olduğunu altının çizilmesi gerekir.*

* Metin Yeğin, Özyönetim: Dünyanın Sokaklarında Radikal Demokrasi, Öteki Yayınevi, 2017. 


461
YENİ ÖZGÜR POLİTİKA

Yazarın Tüm Yazıları: