Kaotik diktatörlük

10 Ağustos 2017 Perşembe

UMUR HOZATLI

Siyaset bilimince tespiti yapılmış beş diktatörlük türü var; müşvik diktatörlük, askeri diktatörlük, ideolojik diktatörlük, tek parti diktatörlüğü, karma diktatörlük. 

Müşvik diktatörlük Türkiye’de hiç görülmeyen bir tür, genellikle komünist rejimlerde görülen, ayrım yapmadan tüm halkın çıkarlarını gözetmek için uygulanan sıkı disiplin rejimlerine deniyor. Örneğin Vietnam Demokratik Cumhuriyeti ve ilk başkanı Ho Chi Minh bu kategoriden sayılıyor.

Diğer dört tür, yani askeri diktatörlük, ideolojik diktatörlük, tek parti diktatörlüğü ve karma diktatörlük Türkiye’nin bir türlü kurtulamadığı, sürekli yönetimi altında bulunduğu türler.

Şöyle gerilere gidip yüzeysel bakıldığında bile Türkiye Cumhuriyeti’nin nasıl dehşet verici bir diktatörlük tarihine sahip olduğu görülüyor.  

Nitekim 1923’ten 1950’ye kadar CHP’nin ideolojik diktatörlük ile tek parti diktatörlüğünü birleştirdiği karma bir model vardı, aslında bu modelin içinde askeri diktatörlük de vardı, zira CHP askerlerin kurduğu bir partiydi ve 1950’lere kadar “sivil askerler” tarafından yönetildi, öte yandan uygulamalarının çoğu da askeri tandanslı, militarist orjinliydi, Dersim Soykırımı başta olmak üzere diğer birçok katliam bu diktatörlüğün ürünüydü.  

Sonra 1960’tan 1970’lere kadar tek tür askeri diktatörlük dönemi yaşandı, iktidardan indirilen başbakan Adnan Menderes ve iki bakanının idamıyla sonuçlanan bu dönemin ardından ikinci askeri diktatörlük dönemi 1980’de yaşandı ve birincisinden daha kanlı bir şekilde devam etti.  

Bu arada muhtıralar, askeri ayaklanmalar ve darbe girişimleri hiç bitmedi; 1962 ve 63’te askeri ayaklanma, 1969 ve 71’de askeri darbe girişimi, 1971, 1997 ve 2007’de hükümetleri istifaya zorlayan askeri muhtıra dönemleri yaşandı. 

Kısacası Türkiye, 2000’lere kadar, tespiti yapılmış tek ve karma diktatörlük modelleriyle yönetildi ve ne yazık ki halkın ezici çoğunluğu bu yönetim biçimlerini hep benimsedi.

Şimdi ise -kanaatimce siyaset biliminin tespini henüz yapamadığı- altıncı diktatörlük türü var iktidarda.   

Şöyle ki... 

Türkiye, cumhuriyetin kuruluşuyla birlikte “Post-İslam” modeline dayalı bir sosyo-toplum ülkesi olmaya başladı, bu, Mustafa Kemal’in “Atatürk” ideolojisiyle gerçekleşen bir reform biçimiydi, 1960 ve 1980 askeri darbeleri bu reformu destekleyip güçlendirdi ama aynı zamanda kökten dincileri, cemaat örgütlenmelerini ve radikal köktencileri yok etmedi, kontrol altında tuttu, bundaki gaye “bir gün lazım olur” gayesiydi ve bu yüzden kontrollü olarak beslendiklerini dahi söyleyebiliriz.

Necmettin Erbakan bu mantalitenin 1960’lardan sonraki sürecin dönemsel karakterlerindendi ve Post-İslam modeli biraz da yine kontrol altında tutulan Erbakan ve hatta Alparslan Türkeş ile Süleyman Demirel karakterleriyle sürdürüldü. 

1990’ların sonuna gelindiğinde bu çok yönlü askeri vesayetçi, derin devletçi ve Atatürkçü kontrol mekanizmasının kırılarak Ortadoğu ile İslam dünyasının kuzey ülkesi, Doğu ile Batı dünyası arasındaki tek köprü ülke olan Türkiye’nin yeni bir modele kavuşturulması gerekiyordu, zira 2000’lerde yani yeni yüzyılda Ortadoğu ve İslam dünyasının yeniden dizaynı söz konusuydu ve Türkiye bu noktada önemli bir role sahipti. 

Yeni bir projeydi bu, anti Post-İslam yani “radikal İslami Türkiye” projesiydi ve Erbakan’ın yetiştirdiği “farklı karakter” Recep Tayyip Erdoğan bu modelin başını çekebilirdi, İsrail-İngiliz öncülüğündeki konsorsiyum bunu gördü ve Erdoğan’ı “Ortadoğu’nun lideri” gazıyla piyasaya sürerek ihtiyacı olan, istediği gibi kullanabileceği Ortadoğu ve İslam dünyası üzerinde “oynak karakter ülke ve lider” modelini gerçekleştirdi. 

Bu model üzerinde Amerika ve başkaları da hak sahibi olmak istiyordu, bu yüzden Fethullah Gülen’i Erdoğan hükümetinin gizli-paralel ortağı yaptılar. Ama bu razı gelinmez bir durumdu, Erdoğan tek adam olmak istiyordu, iyi oy alıyordu, eli güçlüydü ve kimse ikna edici itirazda bulunamıyordu, ihtiyaçları vardı. 

Sonunda Amerika ve yanındakileri Fethullah Gülen üzerinden devre dışı bıraktılar ve Erdoğan’ı, istedikleri gibi kullanabilme karşılığında azad ettiler, isteklerini yerine getirdiği sürece tek adam olabilecek, istediği yönetim şeklini oluşturabilecekti.

Nitekim öyle oldu, öyle yapıyor...

Erdoğan şimdi Türkiye’yi anti Post-İslam projesi doğrultusunda, arzu ettiği yeni bir model oluşturarak yönetmeye çalışıyor, müşvik diktatörlük dışındaki tüm diktatörlük modellerini birleştirip tutucu ve köktenci İslam yaşam ve yönetim modellerini de sentezlediği “sürekli kaos” temelli bir diktatörlük düşünüyor. Aslında bu modeli önemli ölçüde hayata geçirmiş bulunuyor. Eğer iç dinamikler yetmezse veya birileri “dur” demezse bu modeli önümüzdeki yıllarda tam olarak oturtacak ve gerici İslam temelli “kaotik diktatörlük”ün ne menem bir yönetim şekli olduğunu asıl o zaman göreceğiz.



562
YENİ ÖZGÜR POLİTİKA

Yazarın Tüm Yazıları: