Sınırlı adalet ya da hakikatlerle yüzleşmek

03 Temmuz 2017 Pazartesi

ŞERİF DERİNCE

Başlattığı „adalet yürüyüşü“ ile Kemal Kılıçdaroğlu, CHP’nin başına geçtiği günden beri ilk defa AKP iktidarının önüne „gündem kuran“ bir pozisyonda çıktı. Bu nedenle, iktidar cenahını köşeye sıkıştırmış durumda. Bizzat cumhurbaşkanından başbakanına, bakanlarından vekillerine ve bir o kadar da sosyal medya trollerine, AKP iktidarı hem Kılıçdaroğlu’na hem CHP’ye türlü türlü saldırılar yapıyor, hakaretler yağdırıyor. Komplo teorileriyle, bu eylemi 15 Temmuz darbe girişiminin sene-i devriyesine bağlayıp yeni bir darbe girişimi olarak nitelendirmekten geri durmuyorlar. Yürüyüş güzergahına hayvan dışkısı dökülmesi ve mermi bırakılması yürüyüşün iktidar tarafından nasıl algılandığını gösteriyor. Ama şimdiye kadar söylenenler ve yapılanlar yürüyüşü/eylemi durdurmak bir kenara daha da kuvvetlendirmişe benziyor. 

Öte yandan, her ne kadar gündem kurmuş olsa da, hem Kılıçdaroğlu’nun hem de CHP’nin şimdiye kadarki karnesi bu eylemin „oyun kuran“ bir noktaya evrilmeyeceğine işaret ediyor. Eleştirel bir irdeleme yapmak gerekirse, herşeyden önce Kılıçdaroğlu’nun bu eylemi, kendileri adına gecikmiş bir adım ve bundan sonrasında karşılaşabilecekleri iktidar baskısına karşı önlem alma çabası. HDP’li vekillerin tutuklanmasına yol açan dokunulmazlık oylamasına destek verdiğinde de, Kürt belediyeleri iktidar eliyle gasp edilip eşbaşkanları tutuklandığında da ağzını açıp eleştiri yapmayan, aksine bu gaspları meşru gören CHP, sıranın kedisine geleceğini hiç düşünmemişti. Cumhuriyet Gazetesi yöneticisi ve yazarları kadük suçlamalarla tutuklandığında, işin ucunun gelip CHP’ye dokunacağını söyleyenlere karşı, Kılıçdaroğlu’nun tavrı „böyle birşey olabilir mi?“ şeklindeydi. Öyle birşey oldu ve CHP’li Enis Berberoğlu tutuklandığında, sıranın kendilerine gelmiş olduğunu nihayet anladılar. Kılıçdaroğlu, bu yürüyüşle ciddi bir toplumsal muhalefet örgütleyip, bundan sonra kendisine ve partisine yönelik muhtemel tutuklama girişimlerinin önüne geçmek istiyor. 

İkinci olarak, Kılıçdaroğlu ve CHP’nin adalet anlayışı ile ilgili ciddi sorunlar var. Bir kere sadece kendisine yönelik bir haksızlık yapıldığında dile getirilen adalet talebi doğası gereği sınırlıdır ve gerçekten adalet tesis etmeyi hedeflemez. Olsa olsa „mağduriyet“ söylemi olarak bir kenarda asılı kalır. Türkiye’de türlü türlü haksızlığa, hukuksuzluğa, ayrımcılığa maruz bırakılan çok sayıda kesim var ve bu kesimlerin adalet talepleri baki. En başta da, Alevilerin adalet talebi CHP’nin önünde duruyor. Kendi Alevi kimliğini bile açık bir şekilde savunamayan Kılıçdaroğlu ve onu buna mecbur bırakan partisi CHP, Aleviler için adalet talep etmedikten sonra samimiyeti sorgulanır. Oysa, eylem başladığından beri, gerek AKP iktidarı ile gerekse de devlet ile derdi olan, devlet eliyle yapılan haksızlıklara ve hukuksuzluklara itirazı olan ve buna karşı adalet talebi olan hemen herkesimden temsilci, yürüyüşe katıldı veya desteğini açıkladı. Son derece önemli bu destekleri iyi okuyabilse, Kılıçdaroğlu ve CHP’nin tüm adaletsizliklere karşı beraber durmaya davet edildiği anlaşılır. Zira ancak bu şekilde „oyun kuran“ bir pozisyon alınabilir. Örneğin, İnsan Hakları Derneği Eşbaşkanı Öztürk Türkdoğan’ın Kılıçdaroğlu’na desteği karşısında, Kılıçdaroğlu’nun yıllardır her hafta Galatasaray meydanında ve Amed’de, devlet eliyle kaybedilen çocukları için adalet talep eden Cumartesi Anneleri’nin yanında durabilmesi gerekiyor.


Adalet Yürüyüşünün görünmez kıldıkları

Bu yürüyüşün, iç siyasette AKP’yi zorladığı bir gerçek. Ancak dış siyasette yürütülen, sonuçları çok vahim politikaların Türkiye’de büyük bir kesim tarafından görülmemesi işlevini de görüyor. Birincisi, Efrin’e saldırılar başladı ve büyük bir işgal girişimi için geriye sayım yapılıyor. Muhtemelen Rusya ve Suriye ile yapılan pazarlıkların neticelendirilmesi ve ABD’nin gözyumması bekleniyor. Sonrasında havuz medyasına sızdırılan Fırat Kılıcı adındaki işgal planı devreye sokulacak. Diğeri, Suudilerin başını çektiği körfez bloğunun Katar’a yönelik ültimatoma karşı Türkiye’nin Katar’dan çok Katarcı pozisyonu var. Bu her iki konu da Türkiye’de, büyük bir kesim için Kılıçdaroğlu’nun adalet yürüyüşünün gölgesinde kalmış durumda. Bu konularda sessiz kalmayı tercih ediyorlar. Konuştuklarında da AKP’yi desteklemekten geri durmuyorlar. Oysa her iki mesele de, AKP’nin adaletsizlik rejiminin inşası ve sürdürülmesiyle yakından ilişkili. Başka bir halkın topraklarını işgal etmeyi planlayan ve hem bunun için hem de içerideki korku, baskı ve şiddet imparatorluğunun“finansmanı için Katar’dan destek alan AKP’yi destekleyenler, içeride ve dışarıda adaletsizlik yaratan bir sistemin değirmenine su taşımanın ötesine geçemez. 


Adalet Yürüyüşü ve Kürtler

Adalet, bir dizi sürecin son aşaması. Adaletin tesis edilmesi için öncelikle adaletsizliğe yol açan koşulların, bu koşulları yaratan ve başkalarına dayatanların rolünün ifşa edilmesi, diğer bir deyişle hakikatin ortaya çıkmasını; sonra da bu hakikatle yüzleşilmesini gerektirir. Hakikat ortaya konulmadan yüzleşme olmayacağı gibi adalet de tesis edilemez. Kürtlerin, yüzyıldır devam eden hakikatlerin ortaya çıkarılması, yüzleşme ve adalet mücadelesi, gerçek ve herkes için adalet çizgisini gösteriyor.

Kılıçdaroğlu’nun başlattığı sınırlı ve sadece kendisinden olana adalet talebi, CHP’nin kendi geçmişiyle yüzleşmesinden çok uzak. Bu nedenle, ciddi bir toplumsal dönüşüme evrilmesi de imkansız. Olsa olsa AKP’yi kendisine yönelik saldırılara karşı geciktirebilir veya en iyi ihtimalle vazgeçirebilir. Adalet talebi olan tüm kesimlerin bu yürüyüşe destek vermeleri anlamlı ve doğru bir adım. Fakat, hakiki ve sürdürülebilir bir adalet arayışı, ancak Kürtlerin yüzyıldır devam eden mücadelesi ile yanyana durunca amacına ulaşabilir. Hakikat, yüzleşme ve adalet arayışının merkezinde olan Cumartesi Anneleri’nin mücadelesi, adalet talep eden tüm kesimlere her hafta“seslenmeye devam ediyor. Bu sese kulak vererek başlayabilirler.



827
YENİ ÖZGÜR POLİTİKA

Yazarın Tüm Yazıları: