‘Acımızla incinmesin kimse’

guleryildiz@gmail.com | 17 Mayıs 2017 Çarşamba

GÜLER YILDIZ


Kitap okumak, başka bir dünyanın mümkün olduğunu anlatır bize. Hayallerimizde geniş olmamızı, bilginin doyuramayacağı karın olmadığını, hayatın tüm elementleriyle büyük bir annenin iyeliği altında olduğunu... Daha birçok söz eklenebilir bunların kuyruğuna. Ama kitap okumak her şeydir...

Ve bazen de hiçbir yazarın bu kadar naif söylemediği, ama aradığı bazı cümleler vardır, olmadık bir yerde çıkar karşınıza. Kalakalırsınız o an! Altını çizip, en temizinden deftere geçirip, her gördüğünüzde anımsadığınız paragrafın dışında bir şeydir yaşadığınız. Hiçbir paragrafın bu kadar pratik olacağına da inanmıyorum.

Önceki gün Hawar Haber Ajansı’ndan (ANHA) Rojava’ya dair haberleri okurken çıktı karşıma. Baktım, kime ait bu cümle. Nasıl bir hayat tokluğundan geliyordu özne, şöyle yaşını başını almış, hayatın binbir zorluğuna katlanmış, elemiş, süzmüş ve süzülmüş... Hayır, yok öyle biri. Gencecik bir adam, kendisine uzatılan mikrofona konuşuyor bu kadar rahat. Soruyor muhabir, “herhangi bir çağrınız var mı?” diye, “Kişi olarak kimseye hiçbir çağrım yok, çünkü eğer 3 yıl sonra halen sesimizi kimse duymamışsa, bundan sonra da kimse acımızla incinmesin!”

Offf...

“Acımızla incinmesin kimse”...

Bu kadar zarif nasıl dövülebilir insanlık, bu kadar kibar nasıl tükürülür hayatın suratına; bu incelik, karşılaştıkları kabalığın ve kabalık ötesi vahşetin kulaklara doldurduğu sesten hangi arada süzüldü imbikten de bu kadar duru, yalın ve çıplak üç kelime olarak geldi girdi aramıza...

Bazen ahh, der insan, yetiremeyince acıya bazen offf der, duyuramayınca kendini bir yere... Ferhan Şengali sadece bu üç kelimeyi ediyor işte. Üç yıl önce başlayan vahşetin üç yıl sonraya bıraktığı özet şu üç kelimeden ibaret:

“Acımızla incinmesin kimse...”

Hiçbir sınır, hiçbir inanç ve hiçbir korku tanımayanların yarattığı vahşetin ortasından sağ çıkabilen ama kendi varlık halinin şükürlük bir derecesi kalmadığını gören, başlarına gelen felaketin tüm dünyanın seyri dahilinde olduğunu bilen ve insanlığı üç kelimede bir zor sınava sokup, “zaten kaldınız bu sınavda, ama belki çabalarsınız diye deniyorum” diyen bir genç öğretmen, Ferhan Şengali...

Karanlığın Yüreği’nde özeti vardı bu durumun:

“Elinizde gerçekten karlı bir şeyler olduğunu onlara gösterdiğinizde, yeteneğinizi takdir etmekte hiçbir sınır tanımazlar.” Bu sözlerin sahibi Kurtz, karanlığın yüreğini yemekten geliyordu...

Ferhan da çok iyi biliyor ki, bu hayata Êzîdîler’in güçlü olduğunu sanan bazılarını “memnun edici” bir katkısı yok, varlıklarından ve öznelliklerinin dışında. Onları dert edecek, koruyacak, sarıp sarmalayacak kendiliğinden bir inanma yok. Eğer bereketli topraklar üzerinde, değerli madenler üzerinde inşa olan bir toplumsa, ahh, daha vahşet yaşanmadan tedbir alınır, incinecekleri acıya tanık olmak istemezlerdi. Ya da tam tersi, yağmaya açık bir kalp gibi her daim yenmeye iştah yaratacaklardı. Orada, üç yıl önce aslında her ikisi de oldu. ‘Tarihte her şey simgelerle ifadesini bulur’du ve Êzîdî halkı da simgesel notu varlık-yokluk savaşı içinde düşmüşlerdi tarihe. Ama o tarihin alıcısı, okuyucusu bugünden lazım. Ferhan’ın sitemi -ki sitem bile denemeyecek kadar başka bir şey taşıyor o sözler- “ötekilik” vurgusunda. Tarihte simgesi en güçlü etmen kimliktir. Amin Maalouf, Ölümcül Kimlikler’de “büyüklük ve çöküş, zafer ve bozgun, mutluluk, refah sefalet... Ve hepsinden fazla, kimlik” der: “Bir değişimin kabul edilmesi için, onun zamanın havasına uygun olması yetmez. Simgeler düzeyinde incitici olmaması, değişikliğe sürüklediğiniz insanlarda kendilerini inkar ettikleri izlenimini uyandırmaması gerekir.”

Êzîdîler kimlik mücadelesi içinde yenilen veya beklendiği gibi değişen taraf olmadı, olmayacak da. Çünkü onlar biricik. Gezegen köyünün endemikleri... Ne kadar çok koparılırsa dallarından, kalan incelikler can suyu olarak yürüyor köklere. Bu, kirlilikle karnını doyurmuş ve başkasının acısından değil incinmek, süzülecek tarafları kalmamış, karanlığın yüreğine dönüşmüş toplumlar için de kabul edilemez bir yenilgi... Ferhan’ın sözleri bir tükürükten çok daha fazlası, değdiği yerde iz bırakan bir Kabil lekesi.

Öğreniyoruz ki, birisinin acısına değmek istiyorsanız eğer, incinmeniz lazım. Ve incindiğinizi acısı olanın hissetmesi...



431
YENİ ÖZGÜR POLİTİKA

Yazarın Tüm Yazıları: