Postmodern savaşın kabusları

19 Nisan 2017 Çarşamba

AYKAN SEVER

Gecemizi gündüzümüze bulayan kabusvari gelişmelerin ardı arkası gelmiyor. Bunlardan biri geçtiğimiz hafta Esad rejimine ait hava üssünün vurulmasıyla ilgili. Trump "Çin Devlet Başkan’ı Şi Cinping ile hayatınızda görebileceğiniz en güzel pastanın tadını çıkarırken, füzelerin fırlatılmasını söyledim" demiş. Arada Trump’ın bu lafları ederken Suriye yerine Irak’ı kullanması sabuklamasını falan geçiyorum, benim asıl derdim düşmanı bile olsa birisinin insan öldürürken duyduğu zevk ve bunun dünyanın geri kalanınca normal karşılanması. Anlaşılan artık Trump’ın bu halleri ve bu saldırı nedeniyle aralarında çocukların da olduğu birilerinin ölmüş olması maalesef dünyanın aklının “zaten olması gerekenler” rafında sağlam bir yere sahip.

Süper kahramanlık muradıyla yola çıksa da yine o evrene ait olan kötülüklerin simgesi Joker olmaktan öte gidemeyeceği kesinleşen Trump, tabii öyle üç beş füzeyle yetinemezdi. Sıra gelmişti “tüm bombaların anası”na. ABD geçen hafta Pakistan’ın Nangarhar eyaletinde DAİŞ'in kullandığı tünellere yönelik 9 bin 800 kg ağırlığında bir bomba attı. Bu bombanın kaç çeteci öldürdüğünü bilemeyiz ama yakınlarda yaşayan sıradan insanların birçok şeyini öldürdüğü kesin. Trump tarafından “başarılı bir iş daha” diye umursamazlıkla sözü edilen bu bombayla, kulakları sağır olan çocukların, büyüyünce ya da şimdi hangi işi yapması sizce uygun olur, kulak-burun-boğaz mütehassıslığı mı “terörist”lik mi ne dersiniz?

Rus yönetimi ise “bombaların anası” karşısında “bombaların babası”nı icad ettiğini açıkladı. Ne güzel değil mi evcilik oynamak gibi. Hem Rus bombası daha hafif (7.8 ton) hem Amerika’nınkinden dört kat daha etkili, üstüne üstlük bir de çevre dostuymuş. Hepsini anladım da bu son kısmına hiç aklım ermedi.

Bütün bu hikayenin ortasından bir “at hırsızı”nın sökün etmesinde elbette bir gariplik var. Ama öykümüz postmodern savaş diyarlarında geçtiği için her tür olağan üstülüğü kaldırır nitelikte. Bu yüzden siz sakın ola bu büyük güçlerden biri Erdoğan rejimine “çüş!” der diye beklemeyin. 

Bir zamanlar Erdoğan ve Gülen’in sunduğu “ziyafet” masalarından ne olup bittiğini anlamak için başını kaldırma zahmetine katlanmayan, sonra buralardan sepetlenen ve şimdilerde liberal demokrat yavesini kendilerine asıp Avrupa’nın sağ siyasetçilerinin koltuk altlarına sığınma çağrısı yapanlara ise hiç aldırmayın. 

Dünyayı olumlu anlamda, bütün bu militarist vahşet ve otoriter yönelimden ancak kendi gücüne dayanarak mücadele eden, direnen sıradan insanların gayreti kurtarabilir. Bunu yapmanın yollarından biri de, egemenlerin bizlere çizdiği sınırları tanımamak, bütün dünya çapında el ele, omuz omuza olmaktan geçer. Bir “at hırsızı”nın suretine hapsolmak istemiyorsak önce buradan başlayabiliriz.



377
YENİ ÖZGÜR POLİTİKA

Yazarın Tüm Yazıları: