Hayırlısı olsun!

esonzamanci@gmail.com | 16 Mart 2017 Perşembe

ELİF SONZAMANCI

Almanya Gündemi



Geçtiğimiz haftasonu tahayyüllerimizin ötesinde oldukça hareketli geçti. Sanırım artık benzer durumlara bağışık olduğumuzdan hayretle değil de, metanetle izledik bütün gelişmeleri. Geçtiğimiz hafta Almanya’da (aynı zamanda Avusturya, İsviçre, İsveç) AKP’lilerin iptal edilen etkinlikleri gündemi epeyce meşgul etmişti, fakat Hollanda Almanya’nın bir adım önüne geçti. Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu'nun, Hollanda'ya girişinin engellenmesi sonrası, Aile Bakanı Fatma Betül Sayan Kaya istenmeyen kişi ilan edilerek sınır dışı edildi. Bakan Kaya’nın döndükten sonra yaptığı açıklama şöyle: “Eğer ki bana Ankara’dan Sayın Cumhurbaşkanımızdan ‘Artık dönebilirsin’ denilmeseydi ben orada ölecektim”. 

Şu cümlenin de altını çizmek istiyorum: ’Çok ırkçı, faşist bir anlayışla bizi vatandaşlarımızın bulunduğu yere de geçirmediler’. Irkçı, faşist tanımlamasını psikolojide yansıtma durumu olarak ele alabiliriz. Öyle ki; insanın kendisiyle yüzleşmesi gereken olguyu, karşıdakine devretme rahatsızlığı mevzubahis mesele. AKP’li seçmenlerin Hollanda inekleri ve portakalla olan imtihanlarından bahsetmiyorum bile. Hükümetin Hollanda’ya yönelik yaptırım planlarını da bir yana bırakalım. Nazi benzetmelerinin zaten elle tutulacak bir tarafı yok. 

Diğer taraftan, herşey bu kadar uç dururken, sahneye atlayan CHP meselesi var bir de. Almanya ve Hollanda’nın tavrı üzerine CHP’den yıldırım hızı ile bir açıklama geldi. Tepki olarak yurt dışı toplantılarını iptal eden CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Hollanda’ya Türkiye’nin ‘yaptırımda bulunma hakkı’ olduğunu söyledi, hükümete ‘Hollanda'yla ilişkilerimizi lütfen askıya alın’ çağrısı yaparak, "Bu işin 'evet', 'hayır' ile bir ilgisi yok. Bu iş milli bir iştir’’ diye de tamamladı sözlerini. Milli damarları kabaran Kılıçdaroğlu diplomasi dilini ‘kınama’ rutininden çıkararak, AKP’yi yaptırım uygulamaya yönlendiriyor. Peki bunu nereye koysak. Ne gülünecek, ne de ağanacak bir hal kaldı ortada. Nitekim Hollanda 4 maddelik yaptırımın ‘o kadar da kötü olmadığını’ söyleyerek, düşülen durumun vahametini pekiştirmiş oldu. 

Erdoğan düştükleri garabet durumun farkında ve herşeye rağmen kendi lehine çevirme çabasına devam ediyor. Yaptığı bu hamlelerle evet oyunu katlayacağını düşünüyor. Fakat kabadayı gururu durumun ciddiyetini kavramasına engel. Almanya Dışişleri Bakanı Sigmar Gabriel’in Mevlüt Çavuşoğlu ile görüşmesinde, kendisi için Hannover yakınında 16 bin kişilik salon olduğunu ve oranın ihtimal dahilinde olduğunu aktarıyor Erdoğan. Zira hala gerginlikten medet umuyor. 

Almanya ve Hollanda ile yaşanılan krizin nedenleri ne olursa olsun bir takım sonuçları olacaktır elbette, fakat gelecek ilişkilerine birebir yansımayacağını düşünüyorum. Bu nedenle Avrupa’nın şu an ısrarla sürdürdüğü tutum alehimize olmadığı gibi, lehimize bir durum da değildir. Asıl önemli olan şudur: Koşullar iki taraf içinde çıkarları zedelemeyecek şekilde evrildiğinde, Erdoğan’ın antidemokratik uygulamalarına karşı, Avrupa ülkelerinin nasıl bir yöntem uygulayacağı. 

BM İnsan Hakları Yüksek Komiserliği sokağa çıkma yasaklarının uygulandığı Sur, Cizre, Nusaybin kentleri ile ilgili hazırladığı raporda, uydu görüntüleri karşısında dehşete düşüldüğü ve kıyamet benzeri bir tablo nitelemesi yapılıyor. Rapor herşeye rağmen elbette önemlidir. Fakat, yaşananlar gizli kapaklı değil, bilakis alenen canlı yayınlarda yapılmıştı. İstatistiklerdeki korkunç rakamların önüne geçmek için ‘yaptırım’ gündeme yansıyan temel bir konu değildi. Üstelik diplomatik, askeri, ekonomik ilişkilerde hatırı sayılır bir gerilim de söz konusu olmadı. 

Almanya’da gergin atmosfer devam ediyor. Başbakanlık Müsteşarı Altmaier, Türk siyasilere yönelik Hollanda'daki gibi bir yasağın ihtimal dışı olmadığını söyledi. Yani gergin atmosferin bir müddet daha devam edeceği aşikar. 

Bütün bu diplomatik çekişmelerin ortasında biz hayıra odaklanalım. Zira önümüzde yürümemiz gereken uzun bir yol var. 



740
YENİ ÖZGÜR POLİTİKA

Yazarın Tüm Yazıları: