El Bab üzerindeki emperyal hesaplar

16 Şubat 2017 Perşembe

NAZMİ GÜR


Türkiye, Davutoğlu’nun bıraktığı dış politika enkazı altında El-Bab'ta yolunu bulmaya çalışıyor. Çok zorlandığı ortada. Fırat Kalkanı Operasyonunun gerekçelerini kendi kamuoyuna bile inandırıcı bir şekilde anlatamıyor. Kayıplar giderek artıyor. ÖSO kayıplarının şimdiye kadar telafuz edilmemesi ise son derece dikkat çekici. Bir de Musul var. Orada da aynı hesaplar! Oysa,  El Bab’a giderken Musul’daki hesapları suya düşebilir. İçeride toptancı bir mantıkla (hak-hukuk hak getire) ez-yönet politikası güdüyor. Sınırlı sayıda dost ülke, Katar-Suudi Arabistan gibi- dışarıda da derin bir yalnızlığı yaşıyor. 16 Nisan’da referandum var ve muktedirler hiçte rahat değil.

Söylemde şahin kesilenler, sahada verilen kayıpların izahını yapamıyor. El Bab'ın, baştan itibaren çıkmaz yol olduğunu onlarda biliyor. Ancak, rol kapma, pozisyon alma adı altında Rusya üzerinden Suriye rejimi ile Astana'da resmen masaya oturuyorlar. Oysa, Astana Suriye’deki iç savaşın bitirilmesi için esas platform değil. Cenevre için bir basamak. Fakat ödenen ve ödenecek ağır bedellere rağmen Türkiye, Kürtler masada olmasın diye her türlü tavizi de veriyor. Dertleri Suriye Kürtlerinin siyasi ve hukuki bir statü elde etmemeleri. Bütün hesaplarını bunun üzerine kurguluyorlar. Ama nafile çabalar bunlar…

El Bab ısrarı güncel politikaya ilişkin değil. Bir işgal hareketi ve kalıcı olmanın hesapları yapılıyor. El Bab’ıda içine alacak bir güvenlikli bölge oluşturmak istiyorlar. 4-5 bin km2’lik bir bölge. Beklentileri; 

El Bab ikinci Hatay olur mu? Güvenlikli bölgeden kasıt ise Suriye Türkmenleri ve Sünni Araplardan oluşan bir bölge oluşturup nüfuzunu burada kalıcılaştırmak. Böylece Kürtleri de bölmüş olurlar. Yeni Suriye’de de böylece söz sahibi olacaklarını hesaplıyorlar. El Bab operasyonu Rusya’nın çizdiği sınırlar içinde gerçekleşiyor. Daha fazlasını istemek daha fazla taviz vermekle mümkün olabilir. Sadece Rusya’ya mı? Elbette hayır. Suriye’de Rejime verilecek bedeller de olacak. Hükümet sözcüsü El Bab ile operasyonunda sona ereceğini belirtirken Cumhurbaşkanı Minbic ve Rakka'dan söz ediyor. 4-5 bin Km2’lik bir alanın kontrolünden söz ediyor. Bu da Suriye’nin kuzeyine bir ordu ile girme anlamı taşıyor. Yoksa ÖSO ile tüm bu alanı kontrol edip Güvenlikli Bölge olarak ilan edemezler. Bunun için, BM Güvenlik Konseyi kararı gerekir. ABD ve Rusya ile uzlaşmak, bu arada Esad rejimini ve İran’ı da ikna etmek gerekiyor. Arap dünyasınıda unutmamak gerek. 

Dolayısı ile Türkiye’nin yeni Suriye politikası Davutoğlu dış politika hezimetinin sonuçlarını ortadan kaldırmaz. Olsa olsa biraz daha Suriye bataklığına saplanma anlamına gelir. İki yanlış nasıl bir doğru ederki?

Davutoğlu’nun bu Neo-Osmanlıcı emperyal hayali bu kez başka bir yöntemle El Bab’ta yeniden ısıtılıyor. Yeni dedikleri bu! Rusya’nın çizdiği strateji elbette buna izin vermez. 

Astana mekanizması tümü ile Rusya’nın inisiyatifi ile yürütülüyor. Rusya Astana'da masaya yeni bir Suriye için bir anayasa taslağı sundular. Kürtlerin Kantonlar ve Kuzey Suriye Federasyonu önerilerinden sonra bu taslak, uluslararası camianın sunduğu en somut öneri! Moskova'da, Kürtler'de kendi önerilerini bir dosya halinde Rusya'ya resmen ilettiler. Görüldü ki Kürtlerin bu önerisi Suriye iç savaşını bitirecek ve yeni demokratik federal bir Suriye vaat ediyor. Muhalifler Rusya’nın sunduğu taslağa karşı itirazlarını hemen yükselttiler. Kürtlerin hem Astana görüşmelerine hem de Cenevre'ye davet edilmelerine karşı çıktılar. Rejim sözcüleride benzer görüşler dile getirdi. Kürtler olmasın diyen muhaliflerin kimin sözcüleri oldukları ise bir sır değil.

Halep’te rejimin yeniden kontrolü sağlaması ve İdlib’e transfer edilen silahlı gruplar arasında başlayan iç çatışmalar tam da Rusya’nın öngörülerini doğrulayan kanıtlar. Bu nedenle El Bab yakınken Türkiye’nin Suriye'den çekilmesi en doğru tutum olacaktır. Emperyal hevesler uğruna ve Kürt fobisi üzerine inşaa edilen bu dış politika çökmeye mahkumdur. 

Hem içerde hem de dışarıda Kürtleri tehdit sıralamasının başına koymak tarihi bir yanılgıdır. 

Bu yaklaşım, ortak vatanda birlikte yaşama arzusunu ortadan kaldırır.

Kürtlerin varlığını tehdit olarak gören bu zihniyete halklarımız 16 Nisan'da, referandumda; özgürlük, adalet, eşitlik ve demokrasi için HAYIR diyecek.



1640
YENİ ÖZGÜR POLİTİKA

Yazarın Tüm Yazıları: