İlişki kurmak ya da kuramamak

ozguramed@live.com | 12 Ocak 2017 Perşembe

Özgür Amed


‘Toplumsallık’ denen olgunun her şeyden önce “ilişki kurmakla” ilgili olduğunu düşünüyorum. İnsanlık tarihi de bu gerçek üzerinden şekillenir. Gerçek şu ki, insan daha doğuştan “biz” formundadır. “Ben” sonradan yaratılır ve geçiş olur. İnsan elinin boşta kalması (Homo Erectus dönemi) ile başlayan ve hızlanan araç – gereç yapımı ve işaret dilinin yaygınlık kazanması “ilişki”nin şekillenmesinde başattır.

İnsanın toplumsallığı, insanın “insan” olma tarihidir. Emek ve çalışma varsa toplumsallık da vardır. Anti – emek olan bir durumda toplumsallık aranmaz. Orada bir ihlal vardır. Mesela kapitalizm emeğe ihanet eder, anlamından çıkarır. Bu yönü ile insanın hikayesinde bir sapmadır. Yine bireycilik için de anti – toplumsallık denebilir. Çünkü bireycilik esasta ilişkisizliktir. İlişkinin kesimidir. Ana gövdeden, hakikatten kopmadır. Akışkan ve enerjik olan biz halinden, donuk – mat ben haline geçmedir. Bu donuk ben’in zamanla fetiş haline getirilmesi ile işler çığırından çıkar ve topluma düşman olma süreci başlar. Liberalizmin bugün verdiği en büyük savaşı bu hattadır. Biz’i parçalayıp ben’lere ayırmak. Ben’in daha güçlü olduğunu iddia etmek, toplumsallığın beynini dağıtıp bireylerin sahte dünyasını inşa etmek…

Bireycilik, benmerkezcilik, kendine görecilik vb. tüm türevler birbirinden çıkma olup, birer yanılsamadır. İnsan yanılsamanın sahte ışıkları altında ancak yanlışa varır. 

İlişki derinleştikçe insan anlamlaşır, potansiyeli açığa çıkar. Evrendeki her maddenin, ahengin birer ilişki sonucu olduğunu unutmamak gerek. Evrenin aklı vardır ve bu akıl varlaşmak isterken etrafı ile ilişkileniyor. İnsan da duygusal – analitik zekası ve bilinci ile bu ilişkideki önemli bir halkadır. Kendini bilme çabası, oluşturması onun ilişki düzeyini, yani toplumsallığını belirler.

Tercih etmek, bir bilinç işidir ve bilinç de, bir noktada, ilişki arayışıdır. Bilinç varsa, sorumluluk doğar. Çünkü “anlam” dünyası devreye girer. Anlam vermezsen sorumluluk açığa çıkmıyor. Anlam vererek pratize edilen şey kutsaldır. Kutsal olan korunur. Kutsal olanın duygu ve düşüncesi de büyük olur.

Hasılı, varmak istediğim nokta şu: Son süreçte yaşanan tarihsel – toplumsal – sosyal gelişmeler ortada. Hydra bataklığına dönüşmüş bir yerde yaşam mücadelesi veriliyor. Amansız bir varoluş savaşı ve verilen büyük bedeller.

Bilgenin anlamlı tespiti ile “yerlerde sürünen Kürt gerçekliği” ve böyle bir gerçeklik ortasında arayışlar, sorumlulukların varlığı…

Birliğe, bilince ihtiyaç var. 

Anlam vermeye ihtiyaç var.

Bir ilişki ağının toplamı olan “örgütselliğe“ ihtiyaç var.

Eğer ulusal kongre toplanamıyor, Kürt kurumları hakikatı haykırmıyor, siyasal partileri birlik oluşturamıyorsa ortada ciddi bir ilişkisizlik var demektir.

Eğer yaşananların anlamı kavranamıyorsa, tarih küçük çıkarlara tercih ediliyorsa, kişinin kendisi –zihni- vicdanı ve totalde özgürlüğü ile sorunu vardır.

İlişkisizlik örgütsüzlüğü doğurur. Yani birbirinin yüzüne, sözüne bakılmaması toplumsallığı öldürüyor. Oysa bu dönem bambaşka bir ruh istiyor. Kürt Özgürlük Hareketi’nin ulaştığı siyasal – felsefik düzey, muazzam bir ilişkinin davetidir, gerekliliğidir.

Dönemin ruhu ilişki kurmayı gerektiriyor. İlişki kuramamak ihanete götürür. İhanet de ilişkisizliktir. En başta kendinden, sonra gerçekliğinden kopma ile başlar ve yayılır.

Her şeyin lime lime edilmeye çalışıldığı, “soylu” ırkçılığın tavan yaptığı bir zamanın güncesinde, daha çok birbirine dokunmak, ilişki kurmak yani toplumsal olmak gerekir diye düşünüyorum….



1328
YENİ ÖZGÜR POLİTİKA

Yazarın Tüm Yazıları: