Türkiye bir tercihe zorlanacak

06 Ocak 2017 Cuma

CAFER TAR

AKP’nin basına kapalı bir toplantısında o zaman başbakan olan Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın „Hizbullah’ın İran için yaptıklarını bizim için de İŞİD ve El Nusra Cephesi yapabilir!“ dediği iddia ediliyor. 

„Bu alıntı bire bir doğru mudur, böyle bir söz gerçekten söylenmiş midir, tam olarak yukardaki gibi mi ifade edilmiştir?“ bunu bilmiyoruz! 

Ancak Türkiye’nin Suriye’de iç savaş başladıktan bu yapılara karşı takındığı tutumu incelediğimizde; „Türkiye’nin çok uzun bir süre bu iki karanlık örgütü tolere ettiği; kapalı kapılar ardından desteklediğini; bir süre sonra IŞİD’le arasında mesafe koymak zorunda kalsa bile; El Nusra’yı son ana kadar korumaya, desteklemeye devam ettiğini söyleyebiliriz.

Şu son on yılın bize gösterdiği en önemli şeylerden bir tanesi „Ortalama Türk/Müslüman okumuşlarının gerçeklik algısının muazzam zayıf olduğudur!“ 

Hem kendilerini hem de çevrelerini tarif ederken tamamen yanlış, gerçeklikten uzak; tarih ve toplum algıları üzerinden hareket ediyorlar.

Eski başbakan Ahmet Davutoğlu’nun „aklıyla/gazıyla“ „Sünni/Müslüman“ dünyanın liderliğine soyunan Cumhurbaşkanı Erdoğan için İran hem bir rakip hem de bir modeldi.

Özellikle „Hizbullah“, „Haşdi Şabi“ gibi örgütlerin İran’a bağlılıkları hem Türkiye’yi Ortadoğu’da sınırlandırıyor hem de bir model olarak Türkiye’nin yeni sahiplerinin ilgisini çekiyordu. 

Haşdi Şabi, Hizbullah gibi yapılar üzerinden İran kendisi doğrudan müdahil olmadan sahada önemli avantajlar elde ediyordu. Bu durum İran’ı bütün bölgesel düzenlemelerin doğal muhatabı haline getiriyor; İran olmadan hiç bir bölgesel problem bırakın çözülmeyi, neredeyse müzakere dahi edilemez hale geliyordu. 

Yani, eski başbakan Ahmet Davutoğlu’nun stratejik derinlik dediği „jeopolitiğe“ tarihi ve duygusallığı da dahil etme durumu İran ve etrafındaki „Şii Dünyası“ için kendiliğinden oluşmuştu.

Bu da İran’a bölgesel meselelerde muazzam bir üstünlük sağlıyordu!

„Ahmet Davutoğlu aklı“ uzun bir süre bunu örmeye çalıştı; ancak orada ciddi bir sorun vardı.

Türkiye ve İran bambaşka tarihsel arka planları olan ülkelerdi; Sünni Müslüman dünyadaki Türkiye algısı; Şii dünyasındaki İran algısının tamamen zıddıdır.

Şii dünyası için İran; yüzyıllar boyunca Sünni Osmanlı esareti altında yaşayan Şiilerin umudu, özlemi olarak öne çıkarken, bir çok Şii bu nokta kendilerini yaşadıkları ülkeden çok İran’a bağlı hissederken; aynı şey Sünni/Müslüman dünyada Türkiye için asla söz konusu değildir.

Türkiye Sünni/Müslüman dünyanın özlemi, umudu değildir; tam tersine birçok Arap aydını için; bugün yaşanan acıların ve geri kalmışlığın gerçek nedenidir. 

Türkiye ve Cumhurbaşkanı Erdoğan Ahmet Davutoğlu aklıyla baltayı taşa vurmuştur. Geçeklikten uzak bu yaklaşım bizzat Erdoğan ve Türkiye’yi uçurumun kenarına getirmiştir.

Sünni İslamın liderliği hayaliyle bölgesel denklemlere İran’ın Hizbullahına özenerek IŞİD ve El Nusra benzeri yapılar üzerinden dahil olmak isteyen Türkiye’nin bizzat kendisi benzeri cihadi yapıların operasyon alanına dönüşmüştür. 

Türkiye artık bir tercih yapmak zorundadır. Ya yeniden Kürtlerle demokratik bir medeniyet kurmanın yollarını bulmaya çalışacak ya da IŞİD, El Nusra gibi yapılar artık dışsal değil; kalıcı içsel yapılara dönüşecektir.

Türkiye artık Kürtlerle, cihadi yapıları vuruşturarak yol alamaz; bunlardan birini tercih edecektir. Ya „Demokratik Türkiye, Özgür Kürdistan“ olacak, ya da Türkiye her geçen gün daha fazla IŞİD, El Nusra bataklığına saplanacaktır.a



1812
YENİ ÖZGÜR POLİTİKA

Yazarın Tüm Yazıları: