Paris davası yeni bir aşamadadır

02 Ocak 2017 Pazartesi

FERDA ÇETİN


Tetikçinin ölmesi ile birlikte Sakine Cansız, Fidan Doğan ve Leyla Saylemez davasının akibeti tartışılıyor. 

Davayı soruşturmakla görevli savcılar Laurence Levert, Jeanne Duye ve Christophe Teisser, 409/13/2 no.lu uluslararası istinabe yazısı ile Türk makamlarından talep ettikleri adli yardım konularının tamamına yakını, Fransız istihbaratı ve polisinin elindeki bilgilerdir. Dolayısıyla bu bilgilerin Türkiye’den talep edilmesi anlaşılmaz bir durumdur.

 Ömer Güney’in 0090 538 27 45 849 numaralı telefon üzerinden, 29 Kasım 2012 - 25 Aralık 2012 tarihleri arasında, Türkiye’de görüştüğü, Türkiye’de kayıtlı 16 ayrı telefon dışındaki tüm konuşmalar Fransa’da yapılmıştır ve teknolojik olarak Fransa’nın denetimi ve kontrolü altındadır. Şöyle ki; 

1- Ömer Güney’in irtibat içinde olduğu 905331637955 ve 90 2127090343 numaralı iki telefon sahibinin, 30 Ağustos 2012 - 20 Ocak 2013 tarihleri arasında Fransa toprakları içinde oldukları tespit edilmişti. Nitekim basına yansıyan ses kayıtlarındaki iki kişinin, Paris’i ve Villiers le Bel çevresini çok iyi tanıdıkları ve Ömer Güney’i cinayet için motive ettikleri açıkça görülmektedir.

Fransa makamları kendi toprakları içindeki telefon konuşma kayıtlarını, kendisi ile bilgi paylaşmayan Türkiye’den talep etmiştir. 

2- Fransız makamları, Ömer Güney’e ait 0033 658 46 62 20 no.lu telefonun, 11 Aralık 2012 tarihine kadar en çok kullandığı cep telefonu olduğunu, bu hattan 13 ayrı Türk telefon numarasının arandığını da tespit edebilmiş. Fakat aynı makamlar konuşulan bu telefonların kime ait olduğunu öğrenemedikleri(!) gibi, bu telefonlardan yapılan hiçbir konuşmayı da tespit edememiş. Davaya bakan savcılar, Fransa’da kayıtlı bir telefonun, Fransa uyduları üzerinden Türkiye ile yaptığı telefon konuşmalarının bilgisini Türk devletinden talep etmiştir. 

3- Ömer Güney’in Fransa’da kullandığı diğer bir numara 33 669 64 75 91 no.lu telefondur. Güney, bu numaradan, Türkiye’den sadece tek bir kişi ile, 90 538 275 63 02 numaralı telefonun sahibiyle görüşmüş. Fransız makamları bu bilgiye ulaştığı halde bu numara sahibinin kim olduğu ve Güney’le ne konuştukları konusunda dava dosyasına tek bir cümle bildirilmemiş. Paris İstinaf Mahkemesi, kendi istihbaratı ve polisinin elindeki bu bilgiyi de Türkiye’den istemiş. Oysa Fransa’da kayıtlı bir telefon numarası doğal olarak Fransa’ya ait uydular üzerinden Türkiye’deki numaralarla konuşabilir. Bu konuşmaların takibi ve kayıt altına alınması Türkiye’nin değil, Fransa’nın tasarrufu ve denetimi altındadır. O halde Fransız savcılar bu bilgiyi niçin Türkiye’den talep etmiştir?

Bu şüpheli gidişattan çok önceleri, Selma Akkaya’nın 11 Ekim 2013 tarihli Yeni Özgür Politika’da yaptığı, “Böyle Tesadüf Paris’te olur” başlıklı haberi, Fransız istihbaratının bu davayı akamete uğratma rolünü deşifre ediyordu.

23 Eylül 2013 günü, yargıç Jeanne Duye’nin evine “hırsız” girmiş; olağanüstü bir biçimde korunan anti-terör hakimin evinden hiç bir şey alınmamış, sadece Paris’te katledilen üç Kürt kadının dosyasına ait bilgilerin yer aldığı bilgisayar “çalınmıştı. Fransız istihbaratı bu “hırsızlık” olayına ilişkin ciddi bir soruşturma yapmadı, olayın üstü örtüldü.

Kısaca ve özet olarak, Paris davası iddianamesinden açıkça görülmektedir ki, soruşturmayı sürdüren savcılar Fransa istihbaratı ve polisinden, Fransa telekomünikasyon görevlilerinden istemeleri gereken bilgileri, uluslararası istinabe yolu ile Türk devletinden talep etmiştir. 

Tasarrufları ve kontrol altındaki bilgileri paylaşmayan istihbarat, polis ve telekomünikasyon görevlileri açık bir suç işlemektedirler. 

Bu büyük skandalı organize eden kişiler ve ilgili kurumlar hakkında ailelerin ve dava avukatlarının yeni bir dava açma hakkı doğmuştur.



2215
YENİ ÖZGÜR POLİTİKA

Yazarın Tüm Yazıları: