Zamanı gelen Feminizm

17 Mart 2016 Perşembe

PELŞIN TOLHILDAN

Her zaman, her çağ kendi kahramanını çağırır tarih sahnesine. Zaman kendi dilini, şiirini, ve tınısını duyup dillendirebilecek kahramanları yaratır. Zaman, ruhunu okuyabilenlerce yaratılır. Olympe de Gouges "benim zamanım gelmedi" sözlerini, düşüncelerinin anlaşılmadığı hissine kapılarak söylemiş olmalı. Peki, zamanın tarih sahnesine çıkarmak istediği ama çıkmamakta diretenler acaba hangi hisle "bizim zamanımız gelmedi" düşüncesine kapılıyorlar? Açık belirtmem gerekirse bu sorumun ve merakımın muhatabı feministler. Özellikle Türkiye’de yaşayan feministler.

Olympe de Gouges yaşadığı zaman dilimindeki birçok geriliğe karşı zihniyet düzeyinde savaştı. "Güven ve sevginin mezarı" dediği geleneksel evlilik, gayri meşru çocuklar, kadının eşitliği, özgürlüğü ve siyaset yapma hakkı, salt kadınlardan oluşan, erkeklerinkinden ayrı bir ulusal meclis tasarımı ve daha pek çok konuda görüşler belirtti, proje hazırladı, yasa tasarıları sundu. Ama yine de anlaşılamadığını düşünerek "benim zamanım gelmedi" dedi… Oysa zamanı gelen bir kadındı, zamanında gelen bir kadındı. Egemen erkek aklı onu giyotine layık bir kafa olarak tanımladı. Bir kadın için çok fazla düşündüğünü düşünmüş olmalılar… 

Kadınların ayrı bir kültür ve etik mirası temelinde farklılığına inanan kültürel feministlerden; barışçı feminist Jane Addams, dünyanın, kadınların özel ahlaki duyarlılıklarına ihtiyacı olduğu tezini savundu. Bu tez, barışçı kadınları Barış ve Özgürlük İçin Uluslararası Kadın Birliğinde, 1925’teki Kadın Barış Partisinde (WPP) bir araya getirdi. Addams, tarihsel gelişmenin bu aşamasında kadınların kamusal olaylarda rol almasının nesnel bir zorunluluk olduğuna inandı. "Dünyanın kadınların merhametli/insani bakış açısına ihtiyacı olduğu"nu dillendirdi. Kadınlarda ve özellikle annelerdeki savaşa karşı doğal nefretin uluslararası toplumsal gelişmeleri etkileyebilirse, savaş olasılığının azalabileceğini savundu. Barış yanlısı feminist kuramını geliştirenlerden Crystal Eastman, 1915’te "ortaya yeni değerler koyarak hayatın çok kutsal olduğu duygusunu yaratmak; böylece savaşın düşünülemez bir şey olması” gerektiğini yazar. Kendisine oy kullanma hakkı verilmiş kadının başlıca görevi savaşı sona erdirmektir der.  Mayıs 1915’te Lahey’deki Uluslararası Kadınlar Kongresi’ni düzenleyen kadınlar, 1. Dünya Savaşı barış konferanslarına katılmayı talep ederler. Bu konferansla eş zamanlı gerçekleşecek her olaya dahil olmak istediklerini bildirirler. "Kadınlar, çok sıklıkla kurbanı oldukları savaşa karşı protestolarını dile getirmeliler” düşüncesini savundular. 

1915'de Bern'de Clara Zetkin’le savaşa karşı uluslararası bir kadın konferansı düzenleyen Rosa Luxsemburg’un savaş karşıtı tutumlarını Alman kadın hareketi desteklemedi. Konferanstan sonra Zetkin ilk kez tutuklandı. Alman kadın hareketi ve SDP’li kadınlar Rosa’yı soğuk süngülerin ve faşist işkencecilerin karşısında da yalnız bıraktılar. O Rosa ki "…barış zamanında militarizmi yerden yere vuruyoruz. Ama gerçekten savaş başladığında gereğini yapmaktan ve yıllardır uyardığımız tehlikenin gerçeğe dönüştüğünü göstermekten kaçıyoruz. … Almanya’nın sonuçları vahim olan bir savaşı sürdürdüğü bir sırada tatil yapmak için en azından imparatorluk şansölyesi olmak lazım ama biz muhalefet partisiyiz ve bu kimliğimizle her zaman göreve hazır olmalıyız." (Annelies Laschita, Rosa Luxsemburg  / Her şeye inat tutkuyla yaşamak) diye haykırarak tüm halkı barış etrafında örgütleme görevini hakkıyla yerine getirdi. Kadınlar, yaşarken Rosa’yı öksüz bıraktılar ve de barışı! Faşizmin vahşeti toplumu biçerken çok az kesimi kayırdı.

Tam da Türkiye devleti bir akıl tutulması ile Kürtlerle savaşa tutuşmuşken, Türkiye toplumu eğitim müfredat ve programları ile yasalar ve anayasa ile sosyal yaşama verilen ince ayarlarıyla her geçen gün farklı bir uçurumun eşiğinde sallandırırken kadın hareketlerinin ve feminist akımın bu barış için mücadele geleneğini canlandırmaya ihtiyacımız var. Ancak bu zamanda maalesef biz bir türlü feministleri örgütlü bir güç olarak göremiyoruz. Karadeniz ve Ege’deki radikal, son derece umut veren ve moral kazandıran eylemlere renklerini veremiyorlar. İşçi hareketlerinde aktif olamıyorlar. Cayır cayır yakılan Kürtlerin dostluğunda güçlü değiller. Peki neredeler? Hangi zaman ve mekânı özgürleştirmek için hangi akademik teoriyi üretiyorlar? Yaşamla ölümün her gün bin bir çeşit randevusunun yaşandığı Türkiye’de feministlerin barışla ve toplumla randevularına daha fazla geç kalmamaları yaşamsal önemde. Feministleri ortak bir ses ve ortak bir renk olarak görmek istemek, bunu özlemek bir kadının en doğal hakkı. Belki Rosa "bu kimliğimizle her zaman göreve hazır olmalıyız" derken Alman Sosyal Demokrat Partililere seslendi. Ama o bilge kadının bu çağrısını bugün ilk başta duyması gereken kimliklerden biri de feministler. Çünkü feminizm kendisini ataerkil ideolojiye ve onun tüm eylemlerine muhalif bir kimlikle tanımladı. Feminist ütopyalar, bu ütopyalar gerçek olsun diye bedel vermeye hazır feministler varsa güzel ve inandırıcı olabilir. 

"Açık bir savaş, çürük bir barıştan daha iyidir" demiş Marks. Aslında bu sözdeki savaş ve barışı insanın kendisiyle savaşı ve barışı, toplumuyla savaşı ve barışı olarak da anlamlandırabiliriz. Kadınların erkeklerle, kadınların kadınlarla ve kadınların devletle savaşı ve barışı! Feministlerin de liberal sistemle savaşı ve barışı olarak okuyabiliriz! Türkiye toplumunun kendi özgürlüğü için örgütlü bir hareketi geliştiremeyişinde kendisiyle ve devleti ile yaptığı çürük barış belirleyicidir. Ve bu sonuçta kadın hareketlerinin ve feminizmin açık savaşlarla bu çürük barışları kendileri ve toplum lehine yıkamayışları belirleyicidir.

Şimdi militarizme karşı olan feministlerin barışı savunma zamanı! Şimdi kadın hareketlerinin zamanı! Tıpkı Olympe gibi hayal eden, düşünen, proje üreten ve giyotine kafa tutan kadınlar olma zamanı! Tıpkı Jane Adammas gibi "dünyanın, kadınların özel ahlaki duyarlılıklarına ihtiyacı olduğu"na yürekten inanan kadınlar olma zamanı! Tıpkı Rosa gibi en azılı savaş çığırtkanlarına inat tutkuyla yaşamı ve barışı savunan kadınlar olma zamanı! Bizim zamanımız geldi! Biz; zamana gelmek, zamanında gelmek gibi bir görevle karşı karşıyayız.



2836
YENİ ÖZGÜR POLİTİKA

Yazarın Tüm Yazıları: