İrfan DAYIOĞLU: Paris’te Kürtler

Fransa’daki Kürt sayısı 1970’lerde 100’ü bulmazken bugün 250 bini geçiyor. Bunların 70-80 bini Paris ve çevresindeki banliyölerde yaşıyor. Paris’te yaşayan Kürtlerin bir kısmı Fransa vatandaşı, yüzde 80’i ise mülteci veya göçmen işçi statüsünde.

25 Ekim 2017 Çarşamba | PolitikART

Paris’te Kürtler konusuna değinmeden önce Avrupa’daki Kürt varlığının tarihine kısa değinmekte fayda var sanırım. Avrupa’daki Kürt topluluklarının kökeni 19. yüzyılın sonlarına kadar dayandırılabilir. Örneğin başlangıçta 1898’de Kahire’de kurulmuş olan ilk Kürt gazetesi ”Kurdistan”, çeşitli baskılar sonucu Cenevre’ye, daha sonra da Birleşik Krallık’a taşınmıştır.

Bununla birlikte Avrupa’daki Kürt varlığı küçük sayılarda kalmış, 20. yüzyılın ilk dönemlerinde de etkin bir sayıya ulaşmamıştır. Zamanla Avrupa’daki sayıları artan Kürt topluluğu özellikle 20. yüzyılın ikinci yarısında bölgede etkin bir azınlık haline gelmiştir. Örneğin 1948’den itibaren bir süre Paris’te Bulletin du Centre d’Études Kurdes isimli bir yayınları bile olmuştur.

1960’lardaki Avrupa ekonomisinin büyümesiyle birlikte başta Almanya olmak üzere birçok Avrupa ülkesine binlerce Kürt işçi olarak gitmiş ve yerleşmiştir. Avrupa’daki Kürtlerin sayısı Ortadoğu’da çeşitli sebeplere dayanan, birbiriyle bağlantılı veya bağlantısız birçok şiddet olayı, savaş ve yıkım sebebiyle 1980’lerle birlikte giderek artmıştır. Zaman içinde Avrupa’daki Kürt diasporası birçok kültürel ve siyasi faaliyette bulunmuş, örneğin çeşitli TV kanalları kurmuş, büyük konserler gibi sanatsal etkinlikler tertiplemiş ve Avrupa siyasi arenasında yer almıştır. 

Şimdi gelelim Fransa’ya; özel olarak Paris’e. 1960’lardan itibaren Avrupa’ya gelen göçmen Kürt işçilerin bir kısmı da Fransa’ya gelmiştir. Bu insanların büyük çoğunluğu araba fabrikalarında işçi olarak çalışmıştır. Ancak ‪12 Mart‬ 1971’le birlikte  az sayıda insan yurt dışına çıkmışken, Türkiye’de gerçekleşen 12 Eylül 1980 darbesinden sonra bütün Avrupa’ya olduğu gibi Fransa’ya ve Paris’e de sayısı binleri bulan insan akın etmiştir.

Kuzey Kürdistan Kürtleri 1980 darbesinden sonra politik sebeplerden dolayı Fransa’ya ve özel olarak da Paris’e yoğun olarak yerleşmişlerdir. 12 Eylül’den sonra gelen Kürtlerin ilk grupları içinde büyük çoğunluğu Dersim kökenli olmak üzere, Maraş’ın Elbistan ve Pazarcık ilçeleri ve Elâzığ’ın Karakoçan ilçesinden göç eden Alevilerdendir.

1990’ların ortalarından itibaren göç edenlerse özellikle Ağrı, Muş, Bingöl, Ardahan, Kars başta olmak üzere Müslüman Kürtlerin yoğun yaşadığı ve Kürt Özgürlük Hareketi ile TC Ordusu arasında savaşın yoğun yaşandığı alanlardan olmuştur. 1970’lerde Fransa’daki Kürt sayısı 100’ü bulmazken bugün 250 bini geçiyor. Bunların üçte biri, yani 70-80 bini Paris ve çevresindeki banliyölerde yaşamaktadır. Yine Paris’te yaşayan Kürtlerin yüzde 80’inin mülteci olarak buralara yerleştiğini söyleyebiliriz. Bunların bir kesimi Fransız vatandaşı olurken, büyük bir kesimi de mülteci statüsünden göçmen işçi statüsüne dönüş yapmıştır.

PKK’yle Türk devleti arasında süren barış görüşmeleri sürecinde durma noktasına gelen mültecilik şimdilerde artarak devam etmektedir. Kürt sorunu demokratik ve eşitlik temelinde çözülmediği sürece bu göç devam edecektir. Geri dönüş ise olanaklı görünmüyor.

Fransız Mülteci ve Vatansızları Koruma Ofisi (OFPRA) verilerine göre 1993-2012 yılları arasında Fransa’ya en fazla iltica başvurusu Türkiye’den yapıldı. İltica başvurularının büyük bölümünün Kürt kökenlilerden geldiği, ancak çoğunluğuna olumlu yanıt verilmediği belirtiliyor.

Fransa’ya 1993-2012 yılları arasında yaklaşık 54 bin Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı iltica başvurusunda bulundu. Bu dönemde başvuranların yaklaşık 12 bini ”siyasi mülteci” statüsüyle Fransız devletinin koruması altına alındı. Mülteci ve Vatansız Kişileri Koruma Bürosu OFPRA, sadece 2012 yılında 2 bin 164 Türkiye Cumhuriyeti vatandaşından iltica başvuru aldığını açıkladı. Ancak incelenen bin 771 dosyadan sadece yüzde 4,4’üne, yani 78’ine olumlu yanıt verildi, diğer başvurular ise reddedildi.

OFPRA, Türkiye kaynaklı başvuruların niteliğinin yıllardır değişmediğini, ezici çoğunluğu ”PKK savaşçılarına destek verdiğini söyleyen veya bununla itham edilenler ya da Kürt partileri içinde militanlık yaptıkları için kaygı dile getirenlerin” oluşturduğunu not etti. 

Türkiye kaynaklı iltica başvurusu sayısı ile Türkiye kökenli mevcut ilticacı arasındaki fark, Türkiye’den gelenlerin ilticacı statüsünden vazgeçmelerinden de kaynaklanıyor. Fransız vatandaşlığına geçme veya Türkiye’ye geri dönüş nedeniyle sadece 2012 yılında siyasi mülteci statüsündekilerin yüzde 33’ünün bu statüden vazgeçtikleri belirtiliyor.

Fransa hala Türkiye’yi ”demokrasisi sağlam olmayan, temel hak ve özgürlüklere yeterince saygı duyulmayan ülkeler” listesinde tutuyor. Ermenistan, Bosna-Hersek, Gana, Moldova, Moğolistan, Senegal, Tanzanya ve Ukrayna gibi devletler geçtiğimiz yıllarda bu listeden çıkarılmış ve bu ülkelerin vatandaşları tarafından yapılan iltica başvurularının ezici çoğunluğu reddedilmeye başlanmıştı.


Kürtlerin Paris’e kitlesel yerleşmesi 

Özellikle ‪1981‬ yılında Mitterand’ın iktidara gelmesiyle birlikte çıkardığı af yasası ile bu ülkede bulunan kağıtsızlara oturum hakkı tanımıştı. O süreçte Türkiye’den gelenlerin yanı sıra başta Almanya olmak üzere Avrupa’nın birçok yerinde iltica istemleri kabul edilmemiş olan Kürtler Fransa’ya akın etti. O dönem Paris’te Yahudi tekstilcilere fason iş yapan konfeksiyon atölyeleri yeni yeni kuruluyordu. Bir tanıdık bulan, kendini bu atölyelerde çalışıyormuş göstererek göçmen işçi statüsünde oturum alıyordu.



Daha sonra gelenler ise doğrudan iltica ediyordu. 1980 faşist darbesinden sonra Avrupa’ya gelen siyasi mültecilerin önemli bir kesimi de Ortadoğu’ya çıkmıştı. Başlangıçta Filistin kamplarında kalıp eğitim gören ve yeniden ülkeye dönmek amacıyla gidilen alan, sonraki yıllarda Avrupa’ya çıkışın bir başka alternatif kapısı oldu. Kürt Özgürlük Hareketi dışındaki diğer Türkiyeli örgütlerin lider kadroları 1983’lerden itibaren yavaş yavaş Ortadoğu sahasını terk edip Avrupa’ya geldi. Bunların önemli bir kesimi de Paris’e yerleşti. 

Gelenler ilk önce göçmen işçi dernekleri oluşturdu. Ardından konfeksiyon başta olmak üzere çeşitli işlerde çalışmaya başladılar. Paris dünyanın en pahalı şehirlerinden biriydi ve devletin verdiği ekonomik yardım hem 1 yılla sınırlıydı hem de ihtiyaçları karşılamaktan çok uzaktı. Ev bulmaksa neredeyse imkansızdı. Kürtler derneklerine gelip gidiyor, işlemlerini yaptırmak için yardım istiyorlardı. O dönem burada öğrencilik yapanlar dışında Fransızca bilen kimse yoktu. Çeviri, iltica için ifade yazmak yüklü para gerektiriyordu. Ancak derneği olanlar bu işi biraz daha hesaplı yapıyordu. İnsanlar mesleksiz, parasız, biçareydi.

Bu durumda tek iş kolu olarak tekstil sektörü vardı. Bir tanıdık bulan, mesleği olmasa da ara işler yapmak adına çok cüzi paralarla konfeksiyon atölyelerinde günde 12-14 saat çalışmaya başladı. Başlangıçta herkes geçici bir süreliğine geldiğini düşünüyor ve kısa bir süre sonra yeniden mücadeleye katılmak üzere geri döneceğine inanıyordu. Ancak Kürtler dışında hiç kimse mücadele amacıyla dönüş yaptığı görülmedi.  İnsanlar geçim derdine düşmüştü. Kürtler de elbette geçim derdindeydi. Ancak siyasi mülteci Kürtler 1983-84 yıllarından sonra yönlerini dağlara dönecekti. Paris’te tanıdığım, birlikte yaşadığım, aynı evleri paylaştığım onlarca Kürt genci Özgürlük Mücadelesine katılmak için buraları terk ederek saflara katılacaktı. Bu katılım hala da sürmektedir. 

Bugün genelde gıda sektöründe çalışan Kürtler, 1980’lerin ikinci yarısına kadar tekstil sektöründe de yer aldı. Özellikle Fransa’da 1989’a kadar tekstille uğraşan Kürt göçmenler, bu sektörün Kuzey Afrika ülkeleri ve Çin tarafından istila edilmesi üzerine başka alanlara yöneldi. Bugün Fransa’da dönerci restaurantlar ve inşaat alanında çalışıyorlar. Paris ve çevresinde Kürtler tarafından işletilen 2 binin üzerinde dönerci, kebapçı bulunuyor. Yine iki binin üzerinde inşaat şirketi Kürt girişimciler tarafından işletiliyor. Fakat birkaçı hariç hemen hepsi taşeron. 

Son yıllarda Kürtler bir de gıda sektöründe içecek, hazır döner ve gıda dağıtımı yapıyor. Yine Paris ve çevresinde sayıları yüzleri geçen gıda marketleri açmış bulunuyorlar. 

1980’lerle birlikte Paris’e göç eden Kuzey Kürdistan Kürtlerinin burada doğan çocukları ana dillerini yeterince bilmiyor. Ebeveynlerin evde Kürtçe konuşması sonucu biraz Kürtçe öğrenmiş olsalar da, Kürt kimliği gençler arasında alt kimlik olarak kalmış bulunuyor.  



Kürdistanlılar Paris’te örgütleniyor

1960’larda işçi olarak Avrupa’ya ilk adımı atan Türkler ve Kürtler, o dönemde “gurbetçi” çatısı altında toplandılar. Her bölgeden insanımız Avrupa’ya gelmişti. 1970’lerde Türkiye’de yaşanan siyasi hareketlilik Avrupa’ya da sıçradı. Sol kimliği ağır basan örgütlenmeler, gurbetçiler içinde taraftar bulmaya başladı. Ülkede olduğu gibi Avrupa’da da 12 Mart 1971 muhtırasıyla ertesinde başlayan Kürt kimliğinin şekillenmesi, 12 Eylül 1980 darbesiyle zirveye çıktı.

Bu tarihten itibaren Paris’te de Kürt kimliği ön plana çıktı. Türk mahalleleri yanına Kürt mahalleleri, Türk dernekleri yanına Kürt dernekleri kurulmaya başlandı. Kürt Özgürlük Hareketinin ‪1984‬ yılında başlattığı siyasi ve silahlı mücadele, ülkenin dört bir yanında olduğu gibi Avrupa’da da karşılık buldu. İran-Irak savaşı, ardından Körfez Savaşı sonucu Irak ve İran’dan gelen Kürtler, Türkiye’den gelenlere katıldı. 1984-1989 arası hem Kürtlerin hem de Türk solunun yurtdışında yoğun biçimde örgütlendiği yıllar oldu. Paris’te ilk Kürt Derneği, Kürdistan Yurtsever İşçiler Derneği adıyla ‪1981‬ sonlarında kuruldu. Lokali Paris’in ünlü Kürt-Türk mahallesi olarak bilinen Strasbourg Saint Denis semtinde idi. Bu dönemde Türkiyeli İşçiler Derneği vardı. ‪1984‬’lerle birlikte Paris’te birçok Türk ve Kürt göçmen Derneği daha kurulacaktı. 

Yine Paris Kürt Enstitüsü 24 Şubat 1983 yılında kurulmuştur. 1982’de başlayan enstitü çalışmalarına dönemin Kürt aydınlarından olan Yılmaz Güney, Cegerxwîn, İsmet Şerif Vanlı ve Nurettin Zaza gibi isimler de destek verdi. Paris Kürt Enstitüsü’nün önemli isimlerinden birisi de enstitü kurucusu ve başkanı Kendal Nezan’dır.

Çok zengin bir kütüphaneye de sahip olan Paris Kürt Enstitüsü, yakın bir zamanda dijital bir kütüphane kurmuştur. Kürt Dijital Kütüphanesi, Paris Kürt Enstitüsü’nün 10 Aralık 2010 tarihinde çevrimiçi olarak kamuya açılan kütüphanesidir. İlk Kürt dijital kütüphanesi olma özelliği taşıyan bu kütüphane, Kürtler ve Kürdistan hakkında onlarca farklı konuda yazılı belgelerden oluşmaktadır.

‪15 Ağustos 1984 Kürt diriliş adımından sonra özellikle 1989-1996 yılları arasında dünyanın her yerine olduğu gibi Paris’e de büyük bir göç dalgası yaşandı. O dönem hemen her gün bir gemi dolusu Kürt, Avrupa kapılarına dayanıyordu. Bu iltica dalgasına elbette Kürt olmadığı halde kendini Kürt olarak tanıtan insanlar da katılmaktaydı. ‬

1999’da Kürt Halk Önderi Öcalan’ın uluslararası bir komployla Türkiye’ye kaçırılıp hapsedilmesinden sonra birçok ülkede olduğu gibi Fransa’da da mülteci yasalarının ağırlaştırılmasıyla bu göç dalgası giderek azaldı. Başlangıçta tek başına gelip Paris’e yerleşen Kürtler, 2000’li yıllarla birlikte ailelerini de yanlarına getirip Paris’e kalıcı olarak yerleşti.

Genel olarak Kürtler ve özelde de Kürdistan Özgürlük Hareketi taraftarı Kürtler, Fransa’nın değişik şehirlerinde olduğu gibi Paris’te de en iyi örgütlenmiş azınlık olarak bilinmektedir.

İşçi dernekleri yanında akademik çalışmalar yapan Paris Kürt Enstitüsü gibi kurumlar da var. Geçmişte Paris’te tek bir dernek varken, bugün Paris ve çevresinde yedi Kürt Demokratik Toplum Merkezi bulunmaktadır. Bunlara ek olarak kadın, kültür sanat ve gençlik dernekleri ile diplomatik faaliyet yürüten kurumlar da oluşmuş durumda. Paris’te başlayan Kürt örgütlülüğü giderek belli başlı Fransa şehirlerine yayıldı. Kürtlerin yoğunlaştığı hemen her şehirde dernekler açıldı. Yine aynı dönemde Kürdistanlılar inanç örgütlülükleri de oluşturdu. Aleviler, Müslümanlar, Êzîdîler ayrı ayrı sivil örgütlülüklerini başta Paris birçok kente kurumlaşarak geliştirdi.

Paris Kürtleri buraya ilk geldiğinden itibaren Kürt Özgürlük Hareketini destekledi, on binlerin katıldığı yüzlerce eylem yaptı, Kürt gençleri yönlerini dağa çevirerek mücadeleye katılım sağladı. Bu destek bugün de sürmektedir. 



Bütün bu sivil örgütlülüğe rağmen bu örgütlenmelerin dışında kalan Paris’teki yeni nesil Kürtler, bugün çok ciddi bir kimlik sorunuyla karşı karşıya. Birinci ve ikinci nesil genelde yaşadıkları ülkenin dilini öğrenmiyor. Kapalı bir toplum yapısı söz konusu. İnsanlar iş saatleri dışında kalan vakitlerinde ya düğüne ya taziyeye gidiyor. Uzun saatler boyunda çalıştıkları için çocuklarına ayıracak zamanları yok gibi. Yeni nesil okulda dil öğreniyor, sokakta farklı bir yaşam tarzı ediniyor, evine döndüğünde ise bambaşka bir dünya ile karşı karşıya kalıyor. Üç farklı kültür arasında kalıyor çocuklar. Bağ kurulamazsa aileden tamamen uzak duruyorlar.




Fransa Kürtlere baskı yapıyor


Bir taraftan Kürtleri mülteci olarak kabul eden Fransa devleti öte yandan Kürt Özgürlük Mücadelesi taraftarlarına yönelik dönem dönem büyük operasyonlar düzenleyecek ve adeta Kürt Özgürlük Hareketini, tutuklama yoluyla elinde tuttuğu Kürt siyasetçileriyle adeta rehin alarak dizayn etmeye çalışacaktı. 



“Bu dönemin ilk büyük operasyonu 1993 yılında gerçekleşti. Bu aynı zamanda Türk rejiminin Kürtlere karşı kirli savaşı en üst boyutlara çıkardığı bir dönemdi. 21 Kasım 1993’de Fransız polisi ülke genelinde 17 Kürt derneği ile Kürtlere ait çok sayıda eve baskın düzenleyerek 110 kişiyi gözaltına aldı. Bunlardan bazıları tutuklandı ve 6 ay hapiste tutuldu. Bu operasyonun ardından bütün Kürt derneklerinin faaliyeti yasaklanırken, PKK’nin sözcüsü olduğu iddiasıyla Kürdistan Enformasyon Merkezi de basılarak çalışmaları durduruldu. Aynı yıl PKK Fransa’da ilk kez yasaklı örgütler arasına alındı. Böylece Avrupa’da PKK’yi fiilen yasaklayan ilk ülke ünvanını da Fransa aldı. PKK davası ise 2001 yılına kadar sürdü ve tüm yargılananlar beraat etti.

Kürtlerin ilk televizyon kanalı olan Med TV, 1999’da İngilizler tarafından yasaklandıktan sonra aynı yıl kurulan Medya TV, 2004 yılında Fransız makamlar tarafından susturuldu.

İkinci büyük operasyon 5 ve 6 Şubat 2007 tarihlerinde yargıç Thierry Fragnoli ve Jean-Louis Bruguière’in başlattığı soruşturma kapsamında gerçekleşti. Fransa ve Belçika’da Kürt siyasetçilere yönelik operasyonlarda, aralarında Rıza Altun, Nedim Seven ve Canan Kurtyılmaz’ın da bulunduğu çok sayıda kişi gözaltına alındı. ‪9 Şubat‬’ta tutuklanan 14 Kürt siyasetçisinden 8’i ‪23 Şubat‬’ta serbest bırakılırken, ‪27 Şubat‬’ta İstinaf Mahkemesi’ne çıkarılan 4 Kürt siyasetçisi daha sonra serbest bırakıldı.



Bu dava 2011 yılında ‪20 Haziran‬ ile Temmuz sonu arasında görüldü. Karar ise ‪2 Kasım‬’da açıklandı. Paris Ceza Mahkemesi, yargılanan 17 Kürt’e 1 yıldan 5 yıla kadar varan tecilli hapis cezaları verirken, 18’inci kişiyi ise beraat ettirdi. Mahkeme ayrıca tüzel kişi olarak yargılanan Paris’teki Ahmet Kaya Kürt Kültür Merkezi’nin kapatılmasına karar verdi.”(Maksime Azadi, ANF) Aynı mahkemece Marsilya Derneğine de kapatma kararı verildi. Toparlarsak sadece 2007-2017 arasında Fransa, 266 Kürt’ü tutukladı. Bu konuda toplamda 24 dava dosyası var. Bu dosyaların büyük bir kesimi sonuçlansa da daha yargı önüne gelmesi beklenen soruşturmalar sürüyor.

Yine 9 Ocak 2013 tarihinde ise PKK kurucularından Sakine Cansız, KNK üyesi Fidan Doğan ve Gençlik Hareketi’nden Leyla Şaylemez, Paris Kürt Enformasyon bürosunda katledilecekti. Bu katliamın Türk MİT’i tarafından yapıldığı ayan beyan ortadayken, Fransa sadece tetikçiyi yargılamayı seçti ve ne yazık ki bu yargılamada her ne hikmetse başlamadan tetikçi hapishanede öldü.

Fransa Kürtleri tutuklamakla yetinmedi. Türkiye’ye Fransa’da yaşayan Kürtlerle ilgili bilgi aktarımı da yaptı, yapıyor. İyi izlendiğinde görülecektir ki, Kürtlere yönelik her operasyondan sonra Türkiye Fransa’ya çok önemli ihaleler vermiş, ekonomik anlaşmalar imzalamıştır. 


Kürtler Paris’te ne kazandı, ne kaybetti?

Burada yaşayan gençler bir yandan ülkedeki her olayla doğrudan ilgili, diğer yandan da geleceklerini Avrupa’da inşa ediyor. Kürt gençler, Kürtlük ile Avrupalılık arasında sıkışmış durumda. Kürt aydınlar ise Kürtlüğün geleceğinde Avrupa’da yetişen ‘Euro-Kürt nesli’nin etkili olacağı görüşünde. 

Avrupa çapında Aksiyon Dergisi tarafından yapılan bir araştırmada, burada yaşayanlar bakın ne söylüyor: “Avrupa maddi anlamda bize çok şey verdi, fakat alıp götürdüklerini hiçbirimiz göremiyoruz. Ev, maaş veriyorlar, imkânlarımız ülkemize göre çok çok iyi ama burada tanımsız bir toplumuz. Biz bu topluma ait değiliz, çocuklarımız da bize yabancı büyüyor. Kürt olduğum için buraya geldim ama çocuklarım Kürt mü, Türk mü, İngiliz mi, Alman mı, Fransız mı belli değil.”

Paris belki bize ekonomik birçok olanak sunmuş olabilir ancak alıp götürdüklerine bakarsak; kazananın kim, kaybedenin kim olduğu tartışmalıdır. Çocuklarımız iki-üç kültür arasında kaldı. Anadilde eğitim yapan çocuk sayısı çok çok az. Gençler kendi kültürlerinden uzak büyüyor, günün 24 saati Fransızca konuşuyor, Fransızca düşünüyor.

Bırakalım gençleri, bir an önce geri dönüp devrimci mücadeleye katılacaklarını söyleyenler bile halkına ait hiçbir kültürel, sosyal, siyasal etkinliğe katılma ihtiyacı duymuyor. Biz Avrupa’ya on binlerle geldik, ancak bugüne baktığımızda asimile olmayanlarımızın sayısı onlarla hesaplanabilir. İşte kazanç ve kayıp ortada.

Paris’te yaşayan Kürtlerin sadece dil, uyum, örgütlenme problemi yok. Aile içi sorunlar da ciddi bir sıkıntı kaynağı. Paris’e gelen Kürtler bir süre sonra ülkeden yakınlarını getiriyor. Yaşanan ekonomik sıkıntılar sebebiyle sosyal sorunlar pek göze batmıyor. Halbuki Avrupa ülkeleri son derece sosyal. Eşler, devletin ev ve maaş verdiğini görünce, en küçük bir olayı bile boşanma vesilesi yapıyor. Kürtler arasında parçalanmış aile oranı çok ‪yüksek‬. Aileler, çocuklarının başka milliyetlerden, başka dinlerden yaptığı evlilikleri kabullenmiyor, bu durumda çocuk evden ayrılıyor.

Avrupa’nın tümünde olduğu gibi Paris’te de Kürtler arasında iletişimi Kürt medyası sağlıyor. Bu medyanın ana gövdesi Brüksel’den yayın yapan, sıklıkla da kapatılan Kürt televizyonları oluyor. Bunun yanında Mezopotamya Haber Ajansı, ANF, Yeni Özgür Politika gibi günlük haber akışını sağlayan yayınlar, değişik internet portalları, televizyon yayınları yanında değişik ülkelerde çeşitli periyotlarda yayın yapan radyolar var. Medya diğer ülkelerde olduğu gibi Paris’te yaşayan Kürtler arasında da birlikteliği sağlıyor. 

Birçok Kürt ailesi 30 yıldır Paris’te yaşamasına rağmen Fransızca öğrenmemiş. Kimse buraya entegrasyon için gelmedi, hemen döneceğiz diye düşündü. Sonra gettolaşma yaşandı. Birçok semtte yoğunlaşan ev alımları görüyoruz. İnsanların diğer yabancı ve Fransızlarla hiçbir ilişkisi yok. Kendi kendilerine yeten ilişkiler geliştirdikleri için dil öğrenmeye ihtiyaç duymuyorlar.

Büyük çoğunluk böyle yaşarken bir kısım Kürt ise bu geleneksel Kürt toplumundan koparak sisteme entegre olmuş ve “beyaz yakalı Kürt” haline gelmiştir. Bu beyaz yakalıların bir kısmı 12 Eylül darbesi sonrası politik mülteci olarak buraya gelen Kürt aydınlarından oluşuyor. Bu tip aydınlar doğrudan üniversite ya da sanat çevrelerine dahil oldu, Kürt toplumuyla fazla içli dışlı olmadı.

12 Eylül darbesinden 37 yıl sonra dönüp baktığımızda buralara gelen Kürtlerin artık bulundukları ülkelere yerleştiğini görüyoruz. Paris’te yaşayan Kürtlerin büyük kesimi yatırımlarını yine buraya yapıyor, ev alıyor, işyeri kuruyor, vatandaş oluyor. Artık cenazeler bile bulundukları bölgelerin mezarlıklarına defnediliyor.

Avrupa’da yaşayan Kuzey Kürdistan Kürtlerinin yüzde 70’i bugün kimliğinin farkına varmış bulunuyor. Ancak politik örgütlülük içindeki oranları yüzde 15’e kadar düşmektedir. Bugün Avrupa’da yavaş da olsa bir Kürt lobisi oluşmaktadır. Eğer bu konuda çabalar yoğunlaştırılabilirse geleceğin Kürt lobisi, AB’nin Türkiye ve Ortadoğu’ya ilişkin politikalarını etkileyecek bir konuma erişebilir.

Yani buradaki Kürt toplumunu uzun vadeli örgütleme ve siyasete katma hesabı yapanlar artık sadece ülkede süren mücadeleye endeksli olarak yapılan örgütsel çalışmalarla yetinmemeli, Parisli olmuş bir toplumu buranın siyasi yaşamına katma hesabını da yapmalıdır. Kürtler artık giderek göçmen statüsünden çıkmaktadır. Büyük çoğunluk Fransız vatandaşı olmakta, göçmen çocukları kendilerini Kürt kökenli Fransız olarak adlandırmaktadır. Gelecek kuşakları örgütlemek tek başına Kürdistan’da sürdürülen mücadeleyi anlatmakla olanaklı değil. Aynı zamanda Kürtlerin bu ülkedeki sorunlarına eğilmek, buradaki siyasal mücadele içinde yer almak gerekmektedir. Çünkü artık Avrupa’da yaşayan Kürtler burada kalıcıdır. Yani buralıdır. İzleyeceğimiz siyaset de bu duruma uygun olmak zorundadır.


571

YENİ ÖZGÜR POLİTİKA