Gurbet’in kelimeleri (Gurbetelli Ersöz’ün günlüğünden…)

Savaş tüm hızıyla devam ederken saflarımızda sosyaliteyi, buna bağlı olarak siyasallaşma ve askerileşmeyi geliştirmeye yönelik eğitimler de derinleşiyor.

11 Ekim 2017 Çarşamba | PolitikART

Gurbet’in kelimeleri (Gurbetelli Ersöz’ün günlüğünden…)


Kürtçe öğreniyorum

İlk kez bugün toplu eğitimde Kürtçe değerlendirme yaptım. Yapının Türkçe’ye olan tepkisi, benim kadın olmam nedeniyle varolan tepkiyle birleşince ve sosyal gerilik buna eklenince, istediğim oranda yaşama, eğitime katılmakta zorlanıyordum. Düşünce dağınıklığına, hakimiyete engel olsa da Kürtçe öğrenme, yapıyla bütünleşme açısından önemli bir adım benim açımdan.

Kampa TV alındı

Savaş tüm hızıyla devam ederken saflarımızda sosyaliteyi, buna bağlı olarak siyasallaşma ve askerileşmeyi geliştirmeye yönelik eğitimler de derinleşiyor. Buna bir katkı olması amacıyla kampa TV alındı ve iki gecedir seyrediyoruz. İlk gece Parti Önderliği’nin son gelişmelere ilişkin “Panel” adlı programa değerlendirmeler sunması bir başka oldu.


Zin­dan di­re­niş­le­rin­den dağ­la­ra

52. gününe giren cezaevlerindeki açlık grevleri geniş bir kamuoyu desteği almış durumda. Demokrat-yurtsever kurumlar destek amaçlı bir araya gelmişler. Yabancı olmadığım zindan direnişleri ve direnişçileri gözümün önünden geçiyor. Anıyorum, yüreğim onlarla ve özlem büyüyor. “Tek bir gün dağlarda olma” istemi ile dolu yoldaşları selamlıyorum. Bir zamanlar ben de bu istemle, özlemle, amaçla, sevdayla doluydum ve şu anda layık olma istemi.


Sigara sarmayı başardım

Gerilla ile adeta beraber anılan sigara. Ülkeye geçtiğimden beri sarmayı öğrenemediğim tütün nedeniyle gündem oldum. Aslında çok içmemek için öğrenmek istemiyordum, ama arkadaşlardan sigara istemek olmuyor ve öğrenmeye karar verdim. Keşke bırakma kararı verseydim. İlk kez bugün sigara sarmayı başardım.


İstanbul’a bir bakış

Bugün MED-TV’de İstanbul demokratik kitle örgütlerinde yeralan dostları, yurtseverleri gördüm: Nuray Şen, İbrahim, Akın Birdal, Ferhat Tunç, Melik Fırat ve daha birçok çehre. Muhabirimiz –Özgür Gündem– Berivan’ı da tek koluyla elinde fotoğraf makinesiyle gördüm. O günlere gittim. Coşkulu, bir o kadar stresli, yapma başarma istemi ile dolu olduğum ve nice kara haberler aldığım günler.


TV’de bir ge­ril­la: Ben

Devrimimiz yaşamımız sürekli yeniliklerle dolu. Dağlarda TV’de kendimi izliyorum. Kış sürecinde Zap’ta Merkez Karargaha giden merkezi arkadaşlar için düzenlediğimiz bir resmi törende ben de varım. İki kez geçiyorum. Dostlar, arkadaşlar tanıdı mı acaba? Bu arada özlediğim Zap vadisini de gördüm. Cemal arkadaş son operasyona ilişkin açıklama yaptı.

Kuş tüyü yastık

Birçok şeyi düşündüm ama gerillada, dağlarda kuş tüyü bir yastığım olacağını hiç aklıma getiremezdim, alakasız, olanaksız. Ama şu anda yerde uzanmış, göğsümü yaslamış durumdayım. Milan adındaki Avusturalya katılımlı arkadaş bir buçuk, iki yıl önce burada yapmış. Duvarda küçük halı motifli bir de çantamız asılı.


­Zaho’da patlama

Yaklaşık bir yıl önce Zaxo’da patlayan ve 80’e yakın kişinin ölümüne neden olan bombayı, MİT bağlantılı patlatan kişi partinin eline geçmiş ve konuşmuş. Kirli savaş dosyaları bir gün mutlaka açılacak. Arjantin, Vietnam gibi...


Bardak çalıyorum

Aşağıdaki yönetim yerimizde çay bardakları cam. Kadın yönetiminde ise sadece bir cam bardak vardı ve kokan plastikten içiyorduk. Arkadaşlar hep resmiyet, saygı gereği bana veriyorlardı. Bu durum karşısında rahatsız olan ben; “siz görmediniz ben bardak çalıyorum” diyerek cam bir bardağı aldım. Bir ara eski hırsızlıklarım aklıma geldi. Dedemin mışmış ağacından mışmış çalmam, dayımın getirdiği portakalları çalıp çocuklara götürmem, –ki ilk kez portakal görüyorduk– üniversite yıllarında en büyük zevk kitap çalmaya kadar...


Ez ke­çika gun­dî me

Yaşamda espiri yoksa tek düzelik var demektir. Bizim de yaşamımızda böyle çok olay oluyor. IV. Konferans sonrası Merkez Karargah’ta gerçekleştirilen toplantıda özeleştiriye kalkan Şervin (YAJK merkez üyesi) arkadaşa, Dr. Süleyman ‘aristokratlık’ eleştirisi getiriyor. Şervin arkadaş her zamanki edasıyla “Ez keçika gundi me” diye cevaplandırıyor. Bunun üzerine Fuat arkadaş, Şivan’ın “Ez keçika gundi me” parçasını hatırlatıp, “saz getirin” diyor. 


‘Hûn eh­maq in’

Merkezi Xebat arkadaş, ’95’te Parti Önderliği sahasından dönüşünde Haftanin’de arkadaş yapısı ile ilk toplantısını yapıyor. Herkes merakla Xebat arkadaş ne söyleyecek diye bekliyor. Divana geçen arkadaşın ilk sözü “Hûn ehmaq in” olur ve gülüşmeler, anılar...


‘Af­red, Af­ro­dit, Av­rat’

Zeus’un Dicle kenarında gördüğü Afred’e neden Afrodit Yunan mitolojisinde güzellik tanrıçası adı taktığını, Soranca lehçesinde kadına “afred” denildiğini öğrenince anlıyorum. Ne yazık ki, bugün Güney’de kadın “avrat” durumunda. Bu başlıkla Welate Roj’a bir yazı yazmak istiyorum. Güney’de Soranca ve 3 günde bir yayınlanan gazetemiz.


İlk kar­ne

Müdür Kaya, telefondan MED-TV’ye Etruş –Şehit Jiyan– kampındaki Kürdistanlı çocukların ilk karne alış haberini veriyor. Bunu haber yapmasını söylemiştim. Bir örneği de şu anda karşımda asılı. İleriye tarihi bir örnek. Parti Önderliği’nin kravatlı bir fotoğrafı basılmış... Bu çocukları kıskanıyorum.


Mişk û dî­lan

Bugün genel eğitime katılmadım. Noktada kalıp Parti Önderliği’ne yazdığım bireysel raporumu bitirdim. Ülkeye geldiğim yaklaşık on aydan bu yana yazdığım ilk rapor. Geçen yıl tam bu sıralar Parti Merkez Okulu’nda geçirdiğim on günlük süreçten sonra kısa bir rapor yazmıştım. Bir de şimdi altı sayfalık bir rapor yazdım.

Mangada uzanmış raporumu sessizlik içinde yazarken, fareler her günkü alışkanlıkla olsa etrafta fır dönüyorlar. Gri küçük fareler, hiç sesimi çıkarmıyorum. Yakınımdaki yemeğin –bugün sarma, yaprak vardı– kokusunu almışlar. O da ne, üç tanesi birden ortalığa çıkmış, tek sıra koşuyorlar! Birden aklıma danseden fareler geliyor. Evet fareler ve dans. Akşam Erihan arkadaşa anlatıyorum kahkahalarla gülerek; “Tamam ulusal dansın nasılını bulduk” diyor. Aklıma çizgi film “Mickey Mouse” ve “Tom and Jerry” geliyor. Bizim fare dostlar onları aştı, canlı film.

Bağ­dat-Bo­ti hat­tı

“Benim aslım karışmış, Kürtçe’yi biraz anlıyorum. Türk değilim Arap. Aslında aile Bağdat’tan Mardin’e geliyor, dedem de. Ben Beyrut’ta, Lübnan’da doğuyorum. İskenderun’da büyüdüm, Trabzon’dan Karadeniz Teknik Üniversitesi’nden partiye katıldım. 1995’in başında Serhat üzeri Zagros’a geçtim. En son Avaşin’de iki ay önce mide kanaması geçirdiğim için tedavi amaçlı bu alana geçtim.”

Dün Şehit Aziz kampından gelen Şiyar adındaki arkadaşın öyküsü. 

Kimler yok ki partide. Xakurkê’de Abbas arkadaş enternasyonalist bir takım kurmuş. Faslı melez bir arkadaş dahi varmış. 



Afa­rof Mah­mut

Şırnak’lı, ’84’de Agit arkadaşın milisi. Partiye katılmış, 40 yaşlarında ama ruhu genç. ’90’da Akademi yönetiminde beraberdik, çokça anılarımız var. Bana hep Zozan diyor. Zeynep ismini köylü ismi olarak değerlendiriyor. Güney sahasında cephane alımıyla ilgilenecek, bu amaçla Boti’ye geldi. Sevdiğim bir arkadaş, “Senin gittiğin yerleri takip ettim” diyor. 


Şiyar ar­ka­daş gi­bi bir ko­mu­ta­nım ol­sa

Dersimli Şiyar -Kazım Kulu- arkadaşı, Mahmut arkadaşla anıyoruz. ’90’da Akademi yönetiminde koordinatörümüzdü. Duruşu ve her şeyi ile komutandı. O zamanki yüzeyselliğimle çok şey almadığıma üzülüyorum. Sevdiğim ve erken kaybettiğimiz komutan. ’92’de Güney’e geçerken Cizre alanında şehit oldu. O zaman, ben zindandayken TV’den cesetlerin görüntülerini vermişlerdi. Hâlâ gözlerimin önünde. Yerimden sıçramıştım. Anıları çok, şehadetinde ağlamıştım. Seni anacağım Komutan Şiyar.

Ye­ni ­Agir mı?

Afarof Mahmut “Diğer kardeşin Amed’de değil mi?” diyor.

– Dr. Agir mı? Şehit oldu.

– Hayır onun küçüğü.

– Yanılıyorsun, o katılmadı.

– Hayır, duyduğum kadarıyla o da katılmış başka erkek kardeşin yok muydu?

– Var. Üniversite sınavlarına katılmıştı ayrıldığımda.

– Gerçekten mi? Kim söyledi, ne zaman söyledi, neredeymiş...

En son “abla abimin yerini tutacağım, doktor olacağım” demişti. Galip değil “Agir” diyeceğim sana. Hoşgeldin Agir, serçavan.

Seninle mutlaka ama mutlaka görüşeceğiz, kendini koru, büyü, savaş, görüşelim.


Cu­dî Cey­la­n’ı

Rengin arkadaş, 17 yaşında Siirt köylerinden dört yıl önce gerillaya katılmış. En güzel yaşlarında en güzel dağ olarak nitelendirilen, Nuh peygamberin gemisinin üslendiği Cûdî Dağı’nda kalmış.

Cûdî’nin her alanını avucunun içi gibi bildiğinden kuryelik, öncülük yapmış. Ve derken bir gün kahrolası mayın bir ayağını götürmüş. Buruk, ezik ama ruhen Cûdî’de, orada geziyor, orayı anıyor. Ceylan gibi taştan taşa konuyor, ceylan bakışları ile karanlıkları deliyor.

Utangaç, mahrur bakışları henüz olgunlaşmamış. Dolu dolu. Yüreğinde Cûdî’yi, ihtişamını, şehadetine tanık olduğu yoldaşları taşıyarak yaşıyor. Hiç kadın sorunu diye bir şey bilmemiş, sevdalanmışsa da içine atmış, güzel sesi ve türküleri ile, delen bakışları ile sevdasını Cûdî’ye okumuş.


Ya­şam ve ­ölüm

’89’da 13 yaşında katılmış Guyi. Boğazındaki guatr ve konuşmasından Guyi olduğu hemen anlaşılıyor. Çünkü Guyi arkadaşların hepsinde mıntıkalarındaki su nedeniyle guatr var.

’92’de yaralanmış. İran’da tedavi görmüş ve kendisini yaşatan kafasındaki platin tel sıcak-soğuktan etkileniyor ama yaşama katılmasını engellemiyor.

Güney’de ise halk o kadar düşmüş ki, bir genç babasının ayağındaki platin teli satıp para kazanmak için babasını öldürmüş.

Platin paslanmaz, esnek bir teldir. Özellikle ortopedide çok kullanılır.



112

YENİ ÖZGÜR POLİTİKA