Bir saatlik duruşmanın ‘bir ömürlük’ delili

oseoguz@gmail.com | 20 Mayıs 2017 Cumartesi

OSMAN OĞUZ



Mehmet Kaplan’ın abisi Salih Kaplan (Soro), 22 yıllık bir HPG gerillasıydı; 1 Mart 2017’de Nusaybin’de çıkan çatışmada yaşamını yitirdi. O çatışma, Nusaybin’in Xerabê Bava (Koruköy) ve Talatê (Doğanlı) köylerindeki asker ablukası eşliğinde sokağa çıkma yasağı sırasında gerçekleşmişti.

Mehmet, abisinin ölümünü haber alır almaz memlekete doğru yola çıktı. Kızıltepe’de cenazeyi teslim alacakken gözaltına alındı. Gözaltı gerekçesi, sosyal medya hesaplarından abisi ile ilgili yaptığı paylaşımlardı. Bir hafta boyunca Kızıltepe Emniyet Müdürlüğü’nde tek başına bir hücrede tutuldu. Uzun süre avukatlarıyla görüştürülmedi. Ve sonunda tutuklanarak Mardin Cezaevi’ne gönderildi.


Soro’nun cenazesi

Aynı anda ailesi, evlatlarının cenazesini almak ve defnetmek için mücadele etmeyi sürdürüyordu. Devlet, cenaze törenine sadece aile üyelerinin ve yakınlarının katılmasına izin verdi. Defin işlemi sırasında mezarlık polisler tarafından ablukaya alındı. Ailenin tabuta bayrak asmasına, oğullarını dileklerince gömmesine asla müsaade edilmedi; polis, “Emirlerimize uymazsanız sert biçimde müdahale ederiz” diye tehdit etti. Gazeteciler de mezarlığa alınmadı; tören zaten yapılamadı. Salih Kaplan, sessiz sedasız gömüldü; devletin istediği bir ‘utanç’ gibi gömülmesiydi.

Cenazeye katılan Mehmet’in kız arkadaşı Güneş ise şöyle anlatıyor o anı: “Anne Bedriye ve kardeşleri, bu baskılara rağmen mezarlıkta başlarını asla eğmedi. Anne, polis çemberi içinde dik durdu ve ‘Onlar varken asla ağlamam’ dedi.”


Mehmet’in tanışıklığı

Abisinin şehit düşmesi ardından tutuklanan Mehmet Kaplan’ın devletin zulmüyle ilk tanışıklığı bu değildi elbette. Aile politikti; çocuklar, doğumlarından itibaren politikleşiyordu. Mehmet, ilk gençliğinde, 90’lı yıllarda İzmir’de HADEP’in gençlik çalışmalarını yürüttü. 1999 yılında bir yürüyüş gerekçe gösterilerek ‘örgüt üyeliği’nden tutuklandı. Aydın/Nazilli’deki cezaevinde 6 yıl yattı. Mapusluk, tüm Kürtler, devrimciler için olduğu gibi onun için de okuma, anlamaya çalışma dönemi oldu.

Cezaevi ardından Mehmet, mücadelesine ‘Kürt bir anarşist’ olarak devam etti. Roboskî Katliamı olduğunda da eylemlerin tanıdık yüzüydü, Gezi Direnişi’nde de. Cezaevlerinde kitlesel açlık grevleri başladığında destek için açlık grevine girenlerden biriydi. Kobanê Direnişi sırasında Suruç’ta nöbetteydi. Bunun yanı sıra LGBTİ hakları için düzenlenen forumlarda, Onur Yürüyüşü’nde de...

Kobanê’nin büyük bölümü DAİŞ işgali altındayken Mehmet, hepimizin bildiği o meşhur görüntülerde sınır tellerini ezerek geçen insanlar arasındaydı.

Aynı dönemde, özellikle sosyal paylaşım sitelerindeki metinleriyle anarşist gruplar içinde tanınan bir isime de dönüşmüştü.


Duruşma ve ‘intikam’

Mehmet’in davasının ilk duruşması, 18 Mayıs’ta Mardin’de görüldü. ‘Anarşist’ Mehmet, yine ‘örgüt üyeliği’nden yargılanıyordu. İlk anda sosyal medya paylaşımlarını gerekçe gösteren devlet, buradan bir şey ‘üfüremeyince’* araştırmasını genişletmiş ve müthiş bir ‘suç’ tespit etmişti: Mehmet’in Kobanê’ye geçişi!

Dosya birçok yönüyle tamamlanmamıştı, ortada ‘suç delili’ namına hiçbir şey yoktu, Mehmet Kobanê’ye geçtiğinde PYD ve YPG Türkiye mahkemelerinde ‘terör örgütü’ olarak tanımlanmış bile değildi. Mehmet’in ve avukatı Gülşen Demir’in bırakın tahliye, savunma yapma talepleri bile reddedildi. Duruşma, 12:00’da başladı ve 13:00’da sona erdi. Mehmet, 7 yıl 6 ay hapis cezasına çarptırıldı. Delilsiz, savunmasız ve hatta öyle ya, mahkemesiz.

Devlet, Mehmet’ten 80’lerden bu yana Kürt Özgürlük Hareketi’yle birlikte yürüyen ailesinin, 22 yıl dağlarda zulme kök söktüren abisinin, ilk gençliğinden Kobanê Direnişi’ne değin sürdürdüğü mücadelenin intikamını alıyordu; delile ne gerek vardı ki! ‘Cezalandırma’ya delil, Kürt olmak, Kürtlüğüne sahip çıkmak, onu politik kimliğiyle buluşturmaktı.

Mehmet’in annesi, “Bir oğlumu katlettiler, diğerini yine hapse koydular” diye ağıt yakıyor. Bu bilgilerin çoğunu veren kız arkadaşı Güneş, “Güçlü ve dik durmaktan başka seçeneğimiz yok” diyor. 

Sömürgeciliğin bir tarihi ve ‘geleneği’ varsa, direnmenin, dik durmanın da bir ‘geleneği’ var, sürüyor. İnsanlar hapsedilebilir, katledilebilir ama ‘üfürükleriniz’, buyruklarınız ve zulmünüzle dövüşen bu ‘hafıza’yı yenemeyeceksiniz.


* Bursa 8. Ağır Ceza Mahkemesi’nde HDP’lilerin yargılandığı bir başka davanın iddianamesinde unutulan polis ifadeleri: “Kja bursa sayfasında kahvaltıdan foto paylaşımı var, davetiye paylaşımı var. 10 tl ye sattılar. Örgüte yardım dicez Ceylan ve Mediha kendi facesinde de paylaştı ortak bir tespit yapacağız ikisinede ekleyecez. İkisininde davetiye satış ile ilgili görüşmeleri var öneeeemliiii. Terör finansmanı filan üfleriz gazi abi tabiri ile...” (Üfle polis efendi üfle, savcı hakim itin olur; Yeni Özgür Politika; 19.05.17)



1243
YENİ ÖZGÜR POLİTİKA

Yazarın Tüm Yazıları: