Ajanlar bildiriyor, Türk devleti tutukluyor

oezserikali@bluewin.ch | 16 Mayıs 2017 Salı

ALİ ÖZŞERİK

 İsviçre Gündemi


İsviçre vatandaşı ya da ‘C’ oturumu olanlar Türkiye ve Kürdistan’a eskisi gibi gidip gelemiyor. Hergün yeni bir tutuklama ya da sınırdan gönderme haberleri geliyor. Bunlardan kimisi basına sızıyor, kimisi de daha fazla ‘afişe olmamak’ adına gizleniyor.

Aynı tarza bir olay NZZ Gazetesine yansıdı. Basel’de yaşayan iki Maraşlı Kürt Türkiye’de bir süre önce tutuklandı. Biri serbest bırakılırken, diğeri hala tutuklu ve nedeni açıklanmış değil. Daha önceki benzer tutuklamalardan da anlıyoruz ki Alevi, Kürt olmak bile yeterli bir neden. Ve hele Facebook ya da sosyal medyada Erdoğan karşıtlığı yapmışsanız, “Hayır” cephesinde yer almışsanız bu tutuklanmanız için yeterli bir sebep.

Bütün bunların yanında İsviçre’deki Türk kurumlarının varlık nedenleri Erdoğan rejimine ajanlık üzerine kurulmuş. Hükümete ajanlık yapmayanların görevlerini sürdürmeleri imkansız. Konsolosluklar ve Elçilik için en temel görev bu. Basel’da Türkiye’ye ajanlık yapan polisin 1500 kişi hakkında Türkiye’ye bilgi verdiği kesinleşti. Erdoğan rejimi için siyasi olarak iltica eden tüm kesimler hedef durumunda. Zira 12 Eylül faşist darbesinden sonra iltica edenlerin tümü ya Alevi, ya Kürt, ya da solcu. Rejimin şu andaki hedef kitlesi de bu olunca, bütün ilticacılar Türkiye’de her an tutuklanma potansiyeline sahip olmuş oluyorlar. 

İster aktif siyaset yürütün isterseniz de kabuğunuzda yaşıyor olun, bu sonucu değiştirmiyor. İşin ilginç yanı şu ana kadar İsviçre’den Türkiye’ye giden, tutuklanan ya da sınır dışı edilenlerin büyük çoğunluğu siyasi olarak aktif olmayanlardan oluşuyor. Serbest bırakılanların bir çoğu başlarından geçeni kamuoyuna yansıtıyor. Kimileri bu durumu gizlemeyi tercih ediyor. Bunların bazıları daha fazla afişe olmalarının kendilerine zarar verdiğini düşünüyor. Ama bilgi vermeyenlerin bir kısmının ülkeye rahat gidip gelmek için devlete ödünler verip vermediği bilinmiyor. Her anlamda giderek üzerinde önemle durulması gereken bir konuya dönüşüyor. 

Türkiye kökenli milletvekilleri içinde Mustafa Atıcı, Edibe Gölgeli ve Sibel Arslan konu üzerinde önemle duruyorlar. Bu köşeyi yazarken görüşlerine başvurduğum Mustafa Atıcı’nın değerlendirmesini de özetle buraya alıyorum:

“Türkiye’nin ajanlık faaliyetleri giderek büyük önem kazanıyor. Basel Parlamentosu’nda da bu konuda geniş bir tartışma yaşandı. Bütün kamuoyu Erdoğan rejiminin söz konusu faaliyetlerinin farkında. Biz bu konuda resmi makamlarla sürekli ilişki içindeyiz ve takipçisiyiz. Türkiye’de benzer şeyler yaşayanlar mutlaka İsviçre makamlarına başvurmalı ve başından geçenleri anlatmalıdır. Bu hem olayların bilinmesini sağlayacak hem de onların oturumlarının tehlikeye girmemesine neden olacaktır. Kürt ve Türk bütün sivil ve politik çevrelerde konuyu günlemlerine almalı ve yasal zeminlerde mültecilerin haklarını aramalıdır. Bu yapılmazsa Türkiye söz konusu faaliyetlerini artarak sürdürecektir”.

Evet Türkiye’nin kirli ilişkilerinin boyutunun bilinenden de fazla olduğu bir gerçek, ama başka bir gerçek de Kürt ve Türkiyeli siyasi ve sivil kuruluşların beklenen tepkiyi vermemesi ve konuyu gerçek anlamda gündemlerine almamasıdır. 



3245
YENİ ÖZGÜR POLİTİKA

Yazarın Tüm Yazıları: