İran/İsrail savaşı başladı mı?

Cafer TAR yazdı —

  • Ortadoğu’da gerçek her zaman görünenden çok farklı olurdu; fakat aktüel olarak yaşadığımız mevcut İran/İsrail geriliminde ülkelerin gerçek pozisyonu bir çoğumuzu şaşırtacak kadar görünenden farklı.
  • Netanyahu İsrail’in İran’a karşı içeride tek başına kapsamlı bir hareket başlatamayacağını bildiği için, ısrarla özellikle ABD’yi ve bir süre sonra İngiltere’yi bu noktaya çekmeye çalışmaktadır.
  • Kimi çevreler Suriye hava sahasını kontrol eden Rusya’nın İsrail hava saldırıları konusunda İran’ı bilgilendirmemesini Suriye’nin geleceği konusunda Suriye/Rusya ve İran arasında yaşanan anlaşmazlıkla ilişkilendirmektedirler.

İsrail’in Şam büyükelçiliği yerleşkesinde bulunan konsolosluk binasına 1 Nisan’da gerçekleştirdiği hava saldırısı sonrası bütün dünya İran’ın vereceği karşılığı konuşmaya başlamıştı. Aradan geçen 13 günün ardından İran nihayet beklenen karşılığı verdi; İran 13 Nisan gecesi İsrail’e yüzden fazla insansız hava aracı ve füze ile saldırdı.

Gelinen noktada temel kaygı bunun uzun vadeli bütün bölgeyi içine alan bir savaşa dönüşmesidir. Gerçi İran hemen sonra yaptığı açıklama ile söz konusu saldırının bir kerelik olduğunun altını çizdi; fakat bu noktadan sonra inisiyatif artık ne tek başına İran ne de İsrail’dedir.

Her iki ülke de hem kendi kamuoylarının hem de dışardaki ortaklarının baskısı altındadırlar. Böyle bir saldırıyı karşılıksız bırakan bir İran rejimi ne içeride iktidarını ne de bölgede varlığını sürdürebilirdi. İçeride birçok ekonomik ve sosyal sorunlarla başa çıkmaya çalışan İran rejimi, İsrail, dolayısıyla ABD ve İngiltere ile girilecek kapsamlı bir savaşın kendisi için büyük bir felaketle biteceğini biliyor ve ısrarla bundan kaçınıyordu.

Fakat buna rağmen böyle bir saldırıyı karşılıksız bırakarak da içeride iktidarını, ülke dışında ise kendine bağlı; Hizbullah, Husiler, Iraklı Şiiler ve daha birçok grup üzerindeki kontrolünü sürdüremezdi. Buradan bakılınca Netanyahu iktidarı İran’a yönelik bir saldırının daha başından itibaren karşı bir saldırıya dönüşeceğini biliyordu ve buna göre hazırlığını da yapmıştı.

Birçok çevre haklı olarak İsrail’in İran’ın Şam büyükelçiliğine karşı gerçekleştirdiği saldırıya vereceği cevabın bütün bölgeyi içine alacak geniş kapsamlı bir savaşa dönüşmesi kaygısı taşımaya başlamışlardı. Kamuoyuna yansıyan açıklamalardan birçok devletin saldırıların hemen ardından İran devleti ile ilişkiye geçtiği ve olası karşı saldırının geniş kapsamlı bir savaşa dönüşmemesi için çaba harcadıklarını anlıyoruz.

Aslında çok karmaşık bir durumla karşı karşıyayız; Ortadoğu’da gerçek her zaman görünenden çok farklı olurdu; fakat aktüel olarak yaşadığımız mevcut İran/İsrail geriliminde ülkelerin gerçek pozisyonu hakikaten bir çoğumuzu şaşırtacak kadar görünenden farklı.

Kamuoyu genellikle haklı olarak İran/İsrail geriliminde ilk olarak ABD’nin ve hemen sonrasında İngiltere’nin pozisyonunu merak eder ki, bu aslına bakarsanız haklı bir tutumdur. Yıllardır ABD ve İngiltere kapalı kapılar ardından İsrail yönetimini eleştirseler bile, kamuoyu önünde her zaman İsrail’den yana pozisyon almışlardır. Fakat bu onların İsrail için her koşulda savaşa hazır oldukları anlamına da gelmez.

İran’ın başlattığı karşı saldırı sonrasında havalanan ABD ve İngiltere uçakları insansız hava araçlarını ve füzeleri etkisiz hale getirmek için harekete geçtiler; fakat bu tamamen savunma amaçlı bir faaliyet, henüz her iki ülkenin yönetimlerinin açıklamalarından İran topraklarını doğrudan hedef alan bir saldırı niyetleri olmadığını anlıyoruz.

Netanyahu yönetimi ve ABD arasında İran’ın nasıl dengeleneceğine ilişkin ciddi bir görüş farkı var. ABD ve İngiltere dışarıda İran’a bağlı güçleri gerileterek ve kimi zaman vurarak, ülkeyi ekonomik ve askeri olarak baskı altına alarak kontrol etmek isterken, İsrail yönetimi bunun yeterli olmadığını İran’ın ancak içeride vurularak durdurulacağını düşünmektedir.

 Netanyahu İsrail’in İran’a karşı içeride tek başına kapsamlı bir hareket başlatamayacağını bildiği için, ısrarla özellikle ABD’yi ve bir süre sonra İngiltere’yi bu noktaya çekmeye çalışmaktadır. İsrail’in en büyük kâbusu nükleer bir İran’dır; İran’ın nükleer bir güce dönüşmesi bölgesel denklemi stratejik olarak değiştirecektir.

İsrail açısından temel sorun tam da bu olmaktadır ve İsrail yönetimi ne pahasına olursa olsun böyle bir gelişmeyi önlemek istemektedir. İsrail’in bölgesel siyasetinin iki temel ayağından birisi topraklarını genişletmek, diğeri ise bölgede kendisine karşı nükleer bir gücün ortaya çıkmasını engellemektir.

İran bu noktada ciddi bir güç olarak ortaya çıkmaktadır. Çünkü İran’ın Hizbullah ve benzeri yapılarla geliştirdiği ilişkiler İsrail’in topraklarını genişletmesini zorlaştırmaktadır. Ayrıca İran gelinen noktada Lübnan ve Irak için artık dışsal bir olgu değil, her iki ülkede de yönetimin ortağıdır. Aynı şey Suriye’de olmak üzeredir, mevcut Suriye yönetimi dolayısıyla Rusya ve İran arasındaki temel tartışma Suriye’nin geleceğinde İran’ın yerinin ne olacağıdır. Ve bu noktada Suriye rejimi/Rusya ve İran arasında ciddi anlaşmazlıklar vardır.

Kimi çevreler Suriye hava sahasını kontrol eden Rusya’nın İsrail hava saldırıları konusunda İran’ı bilgilendirmemesini Suriye’nin geleceği konusunda Suriye/Rusya ve İran arasında yaşanan anlaşmazlıkla ilişkilendirmektedirler. Ayrıca olası bir İsrail/İran savaşının başta ABD olmak üzere Batı’nın ilgisini Ukrayna’dan yeniden Ortadoğu’ya kaydıracağını ve böyle bir gelişmenin Rusya’nın elini güçlendireceğini düşünmektedirler.  

Bölgede yeniden fillerin çarpışıp, çimlerin ezilmemesi için başta Kürtler olmak üzere bütün bölge halkları kendilerini olası gelişmelere karşı hazırlamalı, iç dayanışmayı artırmalı ve hızla öz savunmayı güçlendirmelidirler.

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2024 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.